Şu An Okunan
Sundance’te Çıkış Yapan 15 Ünlü Yönetmen

Sundance’te Çıkış Yapan 15 Ünlü Yönetmen

2 Şubat’a dek sürecek 2020 Sundance Film Festivali’nin heyecanı sürerken ve eleştirmenler yeni olası yetenek keşifleri için gözlerini dört açmışken, ilk önemli başarısını Amerikan bağımsız sinemasının bu kalesinde kazanmış yönetmenlerin hikâyelerine bakıyoruz. İşte Coen Kardeşler’den Tarantino’ya, “Sundance yıldızı” ünlü sinemacılar…

Paul Thomas Anderson
Kan Dökülecek (There Will Be Blood,2007) ve Usta (The Master,2012) filmleriyle tanınan, son olarak Phantom Thread (2017) ile izleyici karşısına çıkan Paul Thomas Anderson, ilk kısa filmlerinden Cigarettes & Coffee (1993) ile festivalin kısa metraj programına kabul edilmişti. Film yapımcılarını bir araya getiren Sundance Filmmakers Lab’e böylece davet edilen Anderson, orada kısa bir filmi uzun metraja çevirmek üzere ünlü aktör Phillip Baker Hall ile çalışmaya başladı. Bu işbirliğinden doğacak Sydney (Hard Eight, 1996), dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yaparak parlak bir kariyerin başlangıcı oldu.

Wes Anderson
Bottle Rocket (1993) isimli kısa filmiyle Sundance’in kısa metraj programına dâhil olan Wes Anderson, filmi birkaç sene sonra ismini değiştirmeden uzun metraja uyarlar. O yıl Sundance programına kabul edilmese de Bottle Rocket (1996), sadece Anderson’ın değil filmin başrollerindeki Owen ve Luke Wilson’ın da kariyerlerini başlatan proje olur. Bottle Rocket’ın kısasıyla ünlü yapımcı James L. Brooks’un dikkatini çeken Anderson, daha sonra izleyici karşısına Tenenbaum Ailesi (The Royal Tenenbaums, 2001), Moonrise Kingdom (2012) ve Büyük Budapeşte Oteli (The Grand Budapest Hotel, 2014) gibi modern klasiklerle çıkacaktır.

Darren Aronofsky
60 bin dolar gibi cüzi bir film bütçesiyle (ailesi ve arkadaşlarının da desteğiyle) ilk uzun metrajı olan Pi’yi (1998) çeken Darren Aronofsky, daha sonra bu projesiyle prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nden övgülerle ve yönetmenlik dalında kazandığı ödülle ayrılır. Bu başarı üzerine başka filmleri için bütçe yaratabilir duruma gelen Aronofsky, yoluna Bir Rüya İçin Ağıt (Requiem for a Dream, 2000), Şampiyon (The Wrestler, 2008) ve Siyah Kuğu (Black Swan, 2010) gibi ‘A sınıfı’ filmlerle devam eder.

Coen Kardeşler
İlk uzun metrajları Kansız (Blood Simple,1984) 1985 yılında Sundance’te gösterildiğinde, ikilinin geçmişinde, Joel Coen’in Şeytanın Ölüsü’nde (The Evil Dead, 1981) yardımcı editörlük yapmış olması dışında elle tutulur bir başarı yoktu. Kansız’ın festivalde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanmasının ardından, Joel ve Ethan Coen kardeşler, Barton Fink (1991), Fargo (1996), İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men, 2007) gibi başyapıtlarla birlikte Amerikan sinema tarihinin en parlak filmografilerinden birini inşa ettiler.

Richard Kelly
2001 yılında Sundance’te gösterilen ve çok sayıda olumlu eleştiri alan Richard Kelly imzalı Donnie Darko-Karanlık Yolculuk (Donnie Darko, 2001), hâlâ 2000’lerin en iyi filmlerinden biri olarak anılıyor. Kelly ile birlikte Jake Gyllenhaal’u da dünyaya tanıtan Donnie Darko’nun ardından yönetmenin çektiği Domino (2005), Gece Rüzgârı (Southland Tales, 2006) ve Kutu (The Box, 2009) gibi filmler aynı etkiyi yaratmamış olsa da, Kelly Sundance’te keşfedilen önemli isimlerinden biri olarak kabul edilmeye devam ediyor.

Todd Haynes
Haynes ilk uzun metrajı Poison (1991) ile 1991’in Sundance’inde Jüri Büyük Ödülü’nü kazandı. Amerika’da muhafazakâr kesimlerin tepkisini çeken film, seyircilerin ve eleştirmenlerin gözünde, yeni bir kuir sinemasının yükselişinde kilit rol oynayan yapımlardan birine dönüştü. Haynes, kariyerinde yükselmeye Velvet Goldmine (1998), Cennetten Çok Uzakta (Far From Heaven, 2002), Beni Orada Arama (I’m Not There, 2007) ve Carol (2015) gibi yüksek kalibreli devam ediyor. Yönetmen şimdilerde Peggy Lee’nin yaşam öyküsünü ele alan bir proje üzerinde çalışıyor.

Jim Jarmusch
Jarmusch’un uluslararası arenada tanınmasını sağlayan Cennetten de Garip (Stranger than Paradise, 1984), dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapmış ve oradan Altın Kamera (Camera D’or) ödülü ile dönmüştü. Film Sundance’te 1985’te gösterildi ve düşük bütçesi, amatör oyuncuları, tam bağımsız ruhuyla yarattığı etkiyle, gelecek yıllarda Sundance’e başvuracak pek çok yönetmen için ilham kaynağı oldu ve Jarmusch Down by Law’dan (1986) Kırık Çiçekler’e (Broken Flowers, 2005) tüm bir kariyeriyle, Sundance ruhunun sembollerinden birine dönüştü. Yönetmen Simpsonlar’ın (The Simpsons) bir bölümünde konuk karakter olarak yer almıştı. Bölümde, ailenin büyük kızı Lisa kendi filmiyle Sundance’e başvuruyordu.


Neil LaBute
Sundance’te çıkış yapıp sonrasında aynı yükseklikteki çıtayı tutturamamış isimlerden biri aslında Neil LaBute. Özellikle de The Wicker Man’in (1973) yeniden çevrimi olan Lanetli Ada’nın (The Wicker Man, 2006) başarısızlığı, aynı zamanda bir oyun yazarı olan LaBute’un kariyerindeki talihsiz adımlardan biri sayılıyor. Buna rağmen, onu Sundance aracılığıyla bir anda meşhur eden ilk uzun metrajı olan, kendi oyunundan perdeye taşıdığı In the Company of Men’le (1997) ilişkiler üzerinden günümüzün ‘erkekliğine’ acımasız bakışı, bıraktığı hatırı sayılır izle festival tarihinin unutulmazlarından.

Richard Linklater
Gün Doğmadan (Before Sunrise) ile başlayan Before Üçlemesi (Before Trilogy, 1995-2013), Genç ve Heyecanlı (Dazed And Confused, 1993) ve Karanlığı Taramak’ın (A Scanner Darkly, 2006) yönetmeni, çok düşük bütçeli Uyuşuk (Slacker, 1990) ile 1991 yılının Sundance’inde yer almıştı. Linklater, ilk Sundance deneyimini şöyle anlatıyor: “Filmi Sundance’e gerçekten gösterime girmesinden bir yıl önce göndermiştim ve reddedilmişti. Bunun ardından Uyuşuk, Austin’de ticari olarak gösterime girmişken, Seattle gibi birkaç yerde de özel gösterimlerle izleyicilerle buluşmaya devam etti. Orion Classics, bizim filmimizi seçtiğinde filmi 35mm’ye aktardık ve Sundance’e yeniden gönderdik. Filmin festivale kabul edilişi, toplum önüne çıkmaya dair büyük bir parti gibiydi ve bir anda filmi herkes izlemeye başlamıştı.”

David O. Russell
Umut Işığım (Silver Linings Playbook, 2012) ile büyük bir başarıya imza atmadan önce ilk filmi Spanking the Monkey (1994) ile Sundance programında yer alan David O. Russell, küçük ve ilginç projelerle başlayıp, Akademi’nin dikkatini çekecek potansiyele kadar ulaşabilen yönetmenlere bir örnek. Kısa metrajlarını festivalde gösterime sokabilmek için bilet toplayıcısı olarak çalışmışlığı olan Russell, Sundance yolculuğunun ona bir hedef ve amaç verdiğini söylüyor.

Christopher Nolan
1996 yılında ilk filmi Takip (Following) ile Sundance’e kabul edilmeyip, festivalle kan bağı olduğu kabul edilen Slamdance’de gösterimini yapan Christopher Nolan, Black&White Ödülünü kazanıp Jüri Büyük Ödülü’ne aday olunca kariyerinde de yükselmeye başlayacağının sinyallerini vermişti. Nolan, ikinci uzun metrajı Akıl Defteri’yle (Memento, 2000) ile Sundance’te yer aldı ve asıl şöhretini de bu filmle yakaladı. Memento, şimdilerde yeniden çevrimi yapılacak filmler listesinde. Yolu bir daha Sundance’e düşmeyen Nolan ise, Kara Şövalye Yükseliyor’dan (The Dark Knight Rises, 2012) Dunkirk’e (2017) devasa prodüksiyonlarla, günümüz Hollywood’unun tepesindeki isimlerden biri.

Robert Rodriguez
Rodriguez Günah Şehri (Sin City, 2005) ve Dehşet Gezegeni (Planet Terror, 2007) gibi bol yıldızlı filmlerin yönetmen koltuğuna oturmadan önce, Meksika üçlemesinin ilk ayağı Gitarım ve Silahım (El Mariachi, 1992) ile Sundance’te yer almıştı. Yedi bin dolarlık bütçesine rağmen Columbia Pictures tarafından satın alınan filmin Sundance’teki ilk gösteriminden yirmi yıl sonra yapılan özel gösteriminde, Rodriguez festivalle ilişkisini şöyle anlattı: “Sundance ekibinden Geoff Gilmore, Gitarım ve Silahım’ı gördükten sonra bana bu filmi başka bir yerde göstermememi, Sundance’e kadar beklersem oradan bir ödülle ayrılacağımı söyledi. Gerçekten de o yıl Seyirci Ödülü’nü kazandık.”

Bryan Singer
Bryan Singer’ın ilk uzun metrajı Medya Kurbanları (Public Access, 1993) Sundance’te Büyük Jüri Ödülü’nü kazanmasına rağmen, ticari dağıtımcı bulunamadığı için ABD’de vizyona girememişti. Bu talihsizliğin ardından Singer, Medya Kurbanları’nın da yazarı olan Christopher McQuarrie ile bir filme daha imza atmayı başardı. İkili, birkaç yılın arından Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects, 1995) ile festivale geri döndü. Gerisi, X-Men serisinden Superman Returns’e (2004) ve Bohemian Rhapsody’ye (2018) uzanan bir Hollywood kariyeri.

                                                                                           

Steven Soderbergh
Seks Yalanları (Sex, Lies and Videotape, 1989) ile Cannes’da Altın Palmiye kazanmadan önce, Soderbegh filmini Sundance’te göstermişti. Festivalde Seyirci Ödülü’nü kazanması, Amerikan bağımsız sinemasının bu anıtsal filminin sonradan En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar adaylığına kadar uzanacak parlak yolculuğunun habercisi olmuştu. Soderbergh sonrasında hem Hollywood yapımcılarını hem de bağımsız sinema seyircisini memnun edebilen az sayıdaki yönetmenden biri olarak, Ocean’s 11’dan (Ocean’s Eleven, 2001) The Laundromat’a (2019) uzanan, şaşırtıcı seçimlerle dolu, çeşitliliğin damga vurduğu bir kariyere imza attı.

Quentin Tarantino
Geçen sene dokuzuncu uzun metrajı Bir Zamanlar… Hollywood’da (Once Upon a Time in Hollywood, 2019) ile karşımıza çıkan Tarantino da adını Sundance’te duyurmuş olan ustalardan. Tarantino’nun ilk uzun metrajı Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs, 1992) Sundance’te gösterildiği yıl ödül almamış ancak “yepyeni” yaklaşımıyla festivalin en çok konuşulan filmlerinden birine dönüşmüştü. Rezervuar Köpekleri’nin başarısı, festival tarihine ilk pop ikonunu kazandırarak çığır açtı.

 

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.