Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #2: Yeşim Ustaoğlu

Karantina Söyleşileri #2: Yeşim Ustaoğlu

Göcek’ten bir kare (fotoğraf: Yeşim Ustaoğlu)

Usta yönetmen Yeşim Ustaoğlu kent hayatından uzakta, tek başına geçirdiği karantina sürecini, doğayı dinlemenin iyileştirici etkisini anlatıyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

“Dünyaya, kendimize, toprağa, suya nasıl yeniden saygı duyacağız, hürmet edeceğiz?”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Bugünlerde endişe ve kaygı zaman zaman oluyor. Herkes kadar var herhalde. Bazen de daha sakinleşebiliyorum. Salgının herkesi etkilemesi, tek başına olmamak hissi biraz rahatlatıyor. Başkalarını, olan biteni düşünüyorum. Yaşananları düşününce benim de kaygım yükseliyor. Sonra tekrar bunu atlatacağımızı düşünüp motive oluyorum. Bugünlerde bir şeye motive olabilmenin, bir anlam yaratabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Şu anda biz korunaklı alanlarımızda otururken hâlâ çalışmak zorunda olanları veya bu yüzden işini kaybedenlerin, işsiz olanların yaşayabileceği sıkıntıları düşününce çok da şikayet etmeye hakkım olmadığını telkin ediyorum en kaygılı zamanımda.

Aylardır kıyamet sonrası bir atmosferde yaşıyoruz. “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi radikal bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
Tabii ki bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayabilir. Bunun üzerine bir sürü varsayımda bulunabiliriz. İnsanoğlu bugüne kadar çok hoyratça, çok hodbince davrandı doğaya. Çok bencilce davrandı. Her şeye sahip olabileceğini ve her şeyi tüketebileceğini düşündü. Bence bundan önceki hayat da çok yaşanabilir bir hayat değildi aslında. Bundan çok şikayet edenimiz, kavga edenimiz vardı. Şimdi metazori bir uyanma, metazori bir akıllanma olabilir. Biz bunu nasıl daha iyi bir şeye evirebileceğiz? Dünyaya, kendimize, toprağa, suya nasıl yeniden saygı duyacağız, hürmet edeceğiz? Bu tarafa doğru evirebilirsek belki bu işin içinden çıkabiliriz. Düşünsenize temasın artık olmadığı bir hayat biçimi yaşamak zorundayız. İlişkisizlik… Çok ürkütücü! Bir yandan da bu süreçten daha akılcı bir şekilde çıkmak zorundayız.

Bugünler geçince kişisel olarak bir şeyler değişecek mi hayatınızda?
Aslında bakarsan ben çok uzun zamandır bu muhasebeyi yapıyordum. Hayat biçimimi tamamen değiştirmiştim. Çok minimal yaşıyordum. İstanbul’dan uzaklaşıp toprağa, küçük bir hayata, kendine yetmeye, sadeliğe geçmiştim. Bunun üzerine yazmaya, düşünmeye, akıl yürütmeye de başlamıştım uzun bir zamandır. Bana çok sürpriz olmadı. Ama bunu bu şekilde acı çekerek deneyimlemek, başka kayıplar olabileceğini hissederek, başkaları için çok üzülerek deneyimlemek zor bir tecrübe oluyor. Korkuyu bu kadar iliklerimizde yaşamış mıydık bilmiyorum. Bu başka bir şey şu anda.

Karantina günleri bitince ilk olarak ne yapacaksınız? Neleri özlediniz?
Sevdiklerime korkmadan sarılabilmeyi özledim. Online irtibat yeterli bir şey değil. Yeniden annemize, kardeşimize, sevdiceğimize sarılabilecek miyiz? Başka bir şey beklemiyorum aslında. Toprağa, suya, hayata ve kendine saygı duymayı öğrenmek yeniden. Tek özlediğim bu.

Kapanan sinema salonları, iptal edilen festivaller, dijital platformların yükselişi derken sinemanın geleceğini de konuşur olduk. Özellikle bağımsız sinemanın geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?

Yeniden toplu mekânlara nasıl gideceğiz, nasıl bir araya geleceğiz gibi hiç bilmediğimiz şeyler var. Sinema salonları da dâhil buna. Sinemacılar için çok kaygı verici bir yandan. Bu sürecin nereye evrileceği muamma. Dünyada bütün endüstri darmadağın olmuş hâlde. Satış şirketlerinden tutun festivallere kadar… Gelecek sene festivaller olacak mı? Bırakın sinema salonlarını, bildiğimiz dünyayı yeniden inşa edebilecek miyiz? Seneye yine insanlar aynı cesaretle Cannes’a, Berlin’e gidecek mi? Yeniden modern hayata nasıl döneceğimizi, o havalimanlarının ve kapalı mekânların nasıl açılacağını merak ediyorum doğrusu. 

Bir yazı okudum, çok ilginçti. Bildiğimiz mimarinin de değişeceğinden bahsediyordu. Gökdelenler, kapalı alanlar, asansörler… Her şey değişecek. Bütün salgınlardan sonra dünya aslında kendisine çekidüzen vermiş. Bunun yansımalarını çok büyük ihtimalle bundan sonraki süreçte göreceğiz. Bizim sektör için negatif etkileri olacak. Nasıl üreteceğimizi göreceğiz. Şu an önemli olan şey ayakta kalmak. 

Karantina günleri nasıl geçiyor? Neler okuyor ve izliyorsunuz?
Başlarda ben de demoralize oldum ama şimdi daha iyiyim. Bir köydeyim. Tek başımayım. Bir vadiye bakan inanılmaz güzel bir doğanın içinde tek başınalık, sadelik, toprakla iç içelik çok iyi geliyor. Biraz sonra keçi gübresi almaya gideceğim. Bostanımı yapıyorum bir yandan. Toprakla ilgilenmek beni çok motive ediyor. İlk başlardaki korkuyu da yendim. Sağlık emekçilerinin çabalarını görünce daha rahat hissettim.

Kıyısından köşesinden biraz karalamaya başladım. Senaryomu revize ediyorum. Bir de İstanbul’dan alelacele ayrıldım. Arabayla, hiç durmadan on saatlik uzun bir yolculukla buraya geldim. Arabanın bagajına bir şeyler atmıştım. Su, ekmek… Bir de bütün Sait Faik külliyatını atmıştım. Sait Faik okumak bana acayip iyi geliyor bu aralar.

Avrupa Film Akademisi’ne (EFA) üyeyim. Oranın kütüphanesinden dönüp dönüp bir şeyler izliyorum. Aynı zamanda IDFA’nın online belgesellerini izliyorum. Çok da bir şey izlemiyorum aslında. Akşam olduğunda burası çok karanlık oluyor. Yıldızlara bakmak, sağa sola bakmak bana daha iyi ve terapatik geliyor. Daha çok müzik dinliyorum. Doğayı ve hayvan seslerini de dinlemek güzel burada.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.