Şu An Okunan
Catherine Corsini ile Yol Ayrımı Üzerine Söyleşi: ‘Topluma Acil Müdahale’

Catherine Corsini ile Yol Ayrımı Üzerine Söyleşi: ‘Topluma Acil Müdahale’

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nden Kuir Palmiye ödülüyle dönen Yol Ayrımı Fransa’da Sarı Yeleklilerin eylemleri sırasında geçen, tek bir gecede bir hastanede yaşananlara odaklanan bir film. Yönetmen Catherine Corsini, senaryoyu yazarken kendi deneyimlerinden nasıl beslendiğini, hangi türlerin kalıplarından yararlandığını ve filmin pandemiyle birlikte nasıl bir boyut kazandığını anlatıyor.

Söyleşi: Öykü Sofuoğlu

Catherine Corsini’nin geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gösterilen ve Kuir Palmiye’ye layık görülen filmi Yol Ayrımı (La Fracture, 2021), 14 Mayıs’ta MUBI Türkiye’de gösterimde. Yakın geçmişte Fransa toplumunu derinden sarsan Sarı Yelekliler protestolarını arka planına alan film, hastanede geçirilen tek bir geceye sığdırdığı hikâyesiyle bir yandan toplumsal önyargıları ele alıyor, bir yandan da kriz hâlinde bir ilişkiye odaklanıyor. Filmin başrollerindeyse Valeria Bruni Tedeschi ve Marina Foïs yer alıyor. Yönetmen Catherine Corsini günümüz Fransa’sına bakışını ortaya koyduğu ve bunu yaparken farklı türlerden beslendiği Yol Ayrımı’yla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Yol Ayrımının ortaya çıkış sürecinden ve hikâyedeki otobiyografik unsurlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Güncel bir konu arayışındaydım ve toplumsal bir meseleyi ele almak istiyordum. Çünkü günümüz Fransız sinemasının bunu yapmaktan çok uzak olduğunu ve bugünün dünyasından ve krizlerinden bahsetmenin önemli olduğunu düşünüyordum. Bir gün çok kötü ve aptalca bir şekilde düştüm ve 1 Aralık 2018’de kendimi hastanede buluverdim. O gün Sarı Yelekliler protestolarının olduğu günlerden biriydi. Ve o gece, hemşirelerin yaşadığı o akıl almaz sürece şahit oldum. Sürekli yaralı göstericiler getiriliyordu. Ben de gece boyunca kendimi bir filmin içindeymiş gibi hissettim. Yaşananları seyrederken hastanenin farklı arka planlara sahip insanları birbirleriyle yüzleştirebileceğim, bana kendimle ve sözde siyasi angajmanlarımla dalga geçebileceğim inanılmaz bir oyun alanı sunabileceğini fark ettim. Bir anlamda, insanların birbirine karşı beslediği önyargılara saldırabileceğimi, İtalyan komedisi tadında bir film içinde dramatik olaylara yer verebileceğimi ve günümüz toplumuna dair fikirlerimi dile getirebileceğimi düşündüm.

Hastanedeki bu kaotik gecede öyle anlar oluyor ki izlediğimizin bir zombi istilası ya da bir kıyamet filmi olduğu hissini veren mizansenlerle karşı karşıya kalıyoruz. Toplumsal ve politik anlamda günümüz gerçeklerinden bu denli beslenen bir hikâye anlatırken tür filmlerini anımsatan bu estetiğe nasıl karar verdiniz?

Tür filmi kategorisinde konumlandırdığımız birçok yapımın aynı zamanda çok başarılı politik filmler de olduğunu söyleyebilirim. Aklımda özellikle de John Carpenter’ın filmleri vardı. Yol Ayrımı’nın klasik bir anlatımı olduğunu düşünmüyorum. Hikâyede çok sayıda karakter vardı ve bir gecede yaşanan gerilimi en üst seviyeye taşımanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. Günümüz Fransa’sında gördüğümüz, bildiğimiz bu olayları tek bir geceye sığdırmam gerekiyordu. Elbette ki herhangi bir hastanede biber gazının içeriye kadar girmesi, insanların sığınmak için hastaneye akın etmesi, orada mahsur kalmaları gibi şeyler yaşanmadı. Ama bu senaryo kararıyla birlikte gerçekten de zombi filmlerini anımsatan imgeler çıktı ortaya. İtalyan komedileri ve tür filmleri gibi farklı tarzlarla oynayabilmenin, bunları tek bir filmde ve tek bir gecede bir araya getirmenin harika olacağını düşündüm.

Siyasi ve toplumsal gündeme ve önyargılarımıza odaklanan bu hikâyede hastanenin zamanın akışının durduğu, insanların karşısındakini dinlemeye başladığı ve bir anlamda eşitlendiği bir mekân olarak tasvir edildiğini söyleyebilir miyiz?

Sizin de belirttiğiniz gibi hastanelere o bekleyiş süresinin hâkim olduğunu düşünüyorum. Gelirsiniz, sizi içeri alırlar ve en az on saat beklemeniz gerektiğini söylerler. Zaman havada asılı kalmış gibidir ama bir yandan da acı çekeriz. Ve bizi çocuklaştıran, daha hassas ve kırılgan kılan bu durumun etkisiyle özgüvenimiz sarsılır, endişeleniriz ve kısmen de olsa kendimizi gözlemlemeye başlarız. Herkes hayatının akışı içinde bir şeylerle uğraşırken zaman bir anda duruverir. İnsan acil servise gideceğini önceden tahmin edemez ki! İşte o anda etrafımıza bakıp başka birçok faktörü göz önünde bulundurmak durumunda kalırız. Özellikle de etrafımızda başka insanların olduğunu, bizimle hemen ilgilenilmeyeceğini çünkü hastalara kıyasla doktorların çok az sayıda olduğunu fark ederiz. Hem endişe verici durumlarla hem de toplumsal gerçeklerle karşı karşıya kalırız çünkü hastane toplumdaki ve insan hayatındaki şiddeti âdeta kendi içine çeker. Bu bağlamda acil serviste geçirdiğim o geceden ilham alsam da sonrasında defalarca hastanelere gittim, hemşirelerle tanışıp sohbet ettim, orada başka geceler de geçirdim. Ayrıca dönel kavşaklarda1 da bulundum. Bu film bana birçok farklı mekânın içine nüfuz etmeme imkân tanıdı ve ben de bazı riskler aldım. Televizyonun ve haber bültenlerinin bizlere Sarı Yeleklilere dair sunduğu imajın fazlasıyla şiddet dolu olduğunu düşünüyordum. Bense yaşananları bu mücadeleye saf bir inançla bağlı bir tır şoförü aracılığıyla anlatmak istiyordum. Çünkü filmdeki o insan gerçekten var. Onun gibi bir sürü insanla tanıştım ve görüştüm. Amacım birbirimizle ilgili basmakalıp düşüncelerimizi biraz olsun sarsmaktı.

Yol Ayrımı’nda hastanede yaşanan krizin arka planında Sarı Yelekliler hareketinin olduğundan bahsettik. Ancak filmi izlerken son birkaç yıldır içinde olduğumuz pandemi süreciyle bağlantılı bir imgelem de hastane mekânına eklemleniyor sanki. Filmin pandemi boyunca sağlık sisteminde yaşanan krizin toplumsal yönüyle nasıl bir ilişki kurduğunu düşünüyorsunuz?

Senaryoyu yazmayı bitirdiğimde ben de kendime benzer bir soru sordum. Pandemi tam o esnada ortaya çıkmıştı. Filmin bir anlamda zamanın gerisinde kaldığını ve artık çekmemin mümkün olmayacağını düşünüyordum. Ama sonra, bütün filmin ileride yaşayacaklarımızı anlattığını fark ettim. Zaten kötü durumda olan hastaneler COVID’le nasıl baş edecekti? Filmi izleyen birçok sağlık çalışanı hastanelerin durumunu ortaya koyduğum için bana teşekkür etti. Doktorları alkışlayıp durduk ama başka ne yapıldı ki? Çok sayıda ameliyat ertelendi, bir sürü insan tedaviden mahrum kaldı; sağlık çalışanları günlerce durmaksızın çalıştı ama verilen zam ve ikramiye sözleri tutulmadı. Sonuçta kendimizi filmde gösterilenden çok daha feci bir durumda bulduk.

Filmde Valeria Bruni Tedeschi ve Marina Foïs, ayrılığın eşiğine gelmiş burjuva bir çift rolünde karşımıza çıkıyor. Profesyonel aktörler kadar amatör oyuncuların da dikkat çektiği oyuncu kadrosunu nasıl belirlediniz?

Valeria bundan yaklaşık yirmi beş yıl önce, La Nouvelle Eve (1998) filmimde oynayacaktı ama sonra vazgeçti. Ona o kadar sinirliydim ki yirmi yıl boyunca, karşılaştığımızda birbirimize zar zor selam veriyorduk. Ama Raf karakterini yazarken onu bir aktris olarak beğendiğimi ve bu rolü oynamasını istediğimi düşündüm. Ona teklifi götürdüğümde “bu sefer yarı yolda vazgeçmek yok” dedim. Ama onunla aramızın bozulmasından ya da beraber çalışmak için yirmi yıl beklemiş olmaktan pişman değilim. Çünkü çekimler muhteşem geçti. Valeria filme hayallerinden, şiirselliğinden çok şey kattı. Karakterin benden beslenen yönlerini çok güzel bir şekilde özümsedi ve ona kendi dünyasından şeyler ekledi. Marina’yı ise zaten çok iyi tanıyordum. İkisi de bir çift olarak inandırıcı olmak ve varlıklarını açıkça ortaya koymak istiyordu. Bu yüzden devamlı bir sorgulama hâlindeydik. Çekimlerde COVID sonrası sete geri dönmenin mutluluğunun yanı sıra yeni yüzler ve yetenekler keşfetmenin zevkini hissettim. Kim karakterine hayat veren hemşire Aïssatou (Diallo Sagna) muhteşemdi. Böyle bir sürece sağlık çalışanlarını da dâhil edebildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü sağlık ekipleri ve film ekibi olarak iki farklı sistemin bir arada çalıştığı bir deneyim yaşadık.

Film çok ciddi ve ağır konuları ele alsa da komedi ve ironi yönünden oldukça zengin bir anlatıya sahip. Bu unsurlar arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?

Benim için insanların kendileriyle alay edebilmesi çok önemli bir noktaydı çünkü kendi eksikliklerimize gülemediğimiz sürece başkalarıyla iletişim kurmanın mümkün olduğuna inanmıyorum. Ayrıca hastane personeli için de mizah, stresli çalışma şartlarında önemli bir konuma sahip. Filmin İtalyan komedilerini, hattâ romantik komedileri akla getiren yönleri var. Belki sinema dili açısından çok klasik olduğunu söyleyebilirsiniz ama mizah unsurları olmadan film çok didaktik bir üslupla sınırlı kalırdı diye düşünüyorum.

Yol Ayrımı Cannes Film Festivali’nde Kuir Palmiye ödülüne layık görüldü. Sinemada görmeye alışık olduğumuz LGBTİ+ çiftlerin aksine Raf ve Julie için kuir kimliği üzerlerine yapıştırılmış bir etiket değil. Sinemanız aracılığıyla, basmakalıp kategorilerle sınırlı kalmadan kuir kimliklere ve ilişkilere nasıl temas ettiğinizi düşünüyorsunuz?

Birincisi, bu karakterleri ve ilişkiyi yaratırken çok düşünmeye ihtiyacım olmadı çünkü Raf ne kadar benden izler taşıyorsa, Julie de partnerim ve aynı zamanda filmin yapımcısı olan Elisabeth Perez’den izler taşıyor. Özellikle bizi tanıyanlar açısından karakterlerde bizim ilişkimizi görmek çok eğlenceliydi. Elbette yaşadıklarımızı biraz abartarak aktardık. Örneğin o sırada ayrılığın eşiğinde değildik biz, sürekli kavga ediyorduk sadece. Ama hiç beklemediğim hâlde Kuir Palmiye’ye layık görülmek beni çok mutlu etti. Çünkü eşcinsel ilişkileri sorunsallaştıran bir film değil bu; sadece iki kadının ilişkisinin nasıl normalleştirebileceğini sorguluyor. Ve ben tam da bu sebeple bu ödülün çok önemli olduğuna inanıyorum.


NOT

1 Fransızcası Rond Point. Sarı Yelekliler eylemleri sırasında Fransa’daki dönel kavşakları trafiğe kapatıp barikat kurmalarıyla dikkat çekmişti.


Yol Ayrımı, 14 Mayıs’tan itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor. MUBI’nin Altyazı okurlarına özel kampanyasıyla 30 gün boyunca MUBI’ye ücretsiz erişim sağlayabilirsiniz.

-->
© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sepetim
Sepetiniz boş.