Şu An Okunan
Nisan Dağ ile Bir Nefes Daha Üzerine Söyleşi: ‘Bir Tutkuya Sarılmak’

Nisan Dağ ile Bir Nefes Daha Üzerine Söyleşi: ‘Bir Tutkuya Sarılmak’

Nisan Dağ

Bir Nefes Daha İstanbul’un Karaçınar mahallesinde müzikle nefes alıp veren rapçi Fehmi ile onun bu tutkusuna ortak olan Devin’in inişli çıkışlı öyküsünü anlatıyor. Senarist ve yönetmen Nisan Dağ’a göre filmin esas derdi, farklı dünyalardan gelen bu iki gencin paylaştığı ortak heyecanı yakalamak ve sanatın iyileştirici gücünü perdeye taşımak.

Söyleşi: Berke Göl

Nisan Dağ ikinci uzun metrajı Bir Nefes Daha’da (2020) kamerasını İstanbul’un çetin bir mahallesine çeviriyor. Şöhret basamaklarını tırmanma hayalleri kurarken bir yandan da madde bağımlılığıyla mücadele eden genç rapçi Fehmi (Oktay Çubuk) bir gün mahalleye dışarıdan gelen Devin’le (Hayal Köseoğlu) tanışıyor ve bu kesişme ikisinin hayatını da hızla değiştiriyor. Sosyo-kültürel çatışmaların, geçim derdinin, büyüme sancılarının, dünyadaki yerini bulma kaygısının iç içe geçtiği, bir tarafıyla ilham verici, bir tarafıyla oldukça karanlık bir öykü bu. Yönetmenin Esra Saydam’la birlikte imza attığı 2014 tarihli Deniz Seviyesi’nden sonraki ilk filmi olan Bir Nefes Daha, dünya prömiyerini yaptığı Tallinn Black Nights Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle döndü ve uzun bir festival yolculuğunun ardından son olarak Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dâhil altı ödül kazandı. Nisan Dağ hikâyenin ortaya çıkışından zorlu geçen yapım sürecine, oyuncuları ve müzisyenleriyle çalışma yönteminden filmin festival yolculuğuna pek çok konuda sorularımızı yanıtladı.

Bir Nefes Daha’nın çıkış noktası, yıllar önce çalıştığınız bir belgesel projesine dayanıyor. Böyle bir kurmaca hikâye anlatma fikrinin filizlenmesinden senaryoyu yazmanıza ve filmin çekilmesine uzanan süreci konuşarak başlayalım mı?

İlk filmim Deniz Seviyesi’ni çekmek için Amerika’dan dönüp İstanbul’a yerleşeli iki sene olmuştu MTV belgeselini çektiğimde. Dış dünyadan daha kopuk yaşadığım, filmi tamamlamak için karanlık post-prodüksiyon odalarından çıkmadığım bir sürecin ardından, 2015’te belgesel çekimleri sırasında İstanbul’un ve Türkiye’nin çok farklı yanlarıyla tanışma şansım oldu. O sırada rap müzik henüz bugünkü boyutlarda bir popülerliğe ulaşmamıştı ancak ben İstanbul’un çetin mahallelerinde çoktan sahiplenilmiş olan hip-hop kültürünü keşfedip, bu kültürün ve rap müziğin gençlere ne kadar güç verdiğini görüp çok etkilenmiştim. Daha sonra filmdeki Karaçınar mahallesine benzer yerlerde vakit geçirdim, gençlere gönüllü dersler verdim. Yaklaşık iki seneye varan bir süreçte, İstanbul’un sert mahallelerinde yaşanan zorluklara tanıklık ettim. Bunlardan beni en çok yaralayanı da uyuşturucu sorunu oldu. Tutkusuna sarılıp, hayatta kendine çıkış arayan gençlerden aldığım ilhamla filizlenmeye başladı Bir Nefes Daha’nın öyküsü. Senaryonun ilk versiyonları ortaya çıktıktan sonra yapımcılarım Müge Özen, Jessica Caldwell ve Yağmur Ünal’la birlikte fon ve finansman arayışına başladık. Kültür Bakanlığı’nın desteklemediği projemiz Eurimages, Hamburg Fonu ve İsviçre’den Visions Sud Est fonlarını aldı ve Berlinale Ortak Yapım Marketi dâhil birçok markete katıldı. Bir yandan senaryo üzerinde çalışmaya devam ettim bu sırada, hattâ bir noktada fark ettim ki, filmi çekemedikçe, içimdeki üretme isteğini yazmaya kanalize etmişim.

Ana karakter Fehmi ile arkadaşlarının yaşadığı mahallenin ekonomik koşulları, sosyal ve kültürel yapısı filmin atmosferinin ve duygusal tonunun şekillenmesi açısından merkezî öneme sahip. Bu dünyayı tasarlarken kendi deneyimlerinizin ötesinde nasıl bir araştırma sürecinden geçtiniz?

Deneyimlerim uzunca bir süreye yayıldığı için, aslında araştırmalarımın ilk motivasyonu daha filmi yazmaya başlamadan öncesine uzanıyor. Rap altkültürüne ilgi duymaya başladığımda, Hip-hop’un tarihini ve Türkiye’de rap kültürünün yaygın olduğu semtleri araştırmaya başlamıştım. Bağımlılığa dair yazmaya karar verdiğimde eski bağımlılarla ve yakınlarıyla uzun sohbetlerim oldu. Devin’in dünyasını anlamak için ise, çevremde elektronik müzikle ilgilenen insanlarla konuştum, konserlerine gittim, onlarla vakit geçirmeye çalıştım. Tabii hiçbirinin onları gözlemlediğimden haberi olmadı çünkü o zaman ister istemez doğallık kayboluyor. Bilmek istediklerimi direkt sormaktansa mümkün olan durumlarda kendim birinci elden gözlemlemeyi tercih ediyorum. 

Fehmi’nin hayatının odağında iki şey var: Bonzai bağımlılığı ve müziğe olan tutkusu. Uyuşturucu maddeler ve müzik Devin’in de hayatının bir parçası aslında, ama ikisi benzer şeyleri çok farklı deneyimliyorlar. Filmin bu sınıfsal uçuruma bakışı hakkında neler söylemek istersiniz?

Filmde farklı sosyo-kültürel çevrelerden gelen Devin ve Fehmi karakterlerinin müzik üzerinden bir kesişim noktası yakalamasına tanıklık ediyoruz. Hikâyede bir ‘zengin kız ve fakir oğlan’ vurgusu yok, hattâ bu anlatıdan kaçınmak için özellikle çaba gösterdim. Karakterlerin ve dünyalarının farklılıklarından çok yakaladıkları ortak heyecanlara odaklanmak istedim. Sinemacı olarak dert edindiğim konulardan biri dünyada ve Türkiye’de gittikçe keskinleşen kutuplaşma. Sanatın, sinemanın, müziğin iyileştirici ve birleştirici gücüne de inancım yüksek. Elbette zıt karakterlerin bir araya gelişinden doğal olarak ortaya çıkan çatışmalar var filmde ancak bu Devin ve Fehmi’nin birbirinden ilham almasına engel olmuyor. 

Bir Nefes Daha

Filmin büyük bölümünde Fehmi’nin dünyasına Devin’in gözünden bakıyoruz. Onun bağımlılığına da, hayallerine de, sıkışmışlığına ve çaresizliğine de Devin’le birlikte tanıklık ediyoruz. Öte yandan, tıpkı Devin’in kendi geçmişinden bahsetmekten hoşlanmaması gibi, film de karakterin arka planını, kişisel öyküsünü muğlak bırakıyor. Bu tercihinize dair neler söylemek istersiniz?

Devin’in hikâyesi aslında kişisel olarak beni cezbeden ve kendime daha yakın bulduğum bir yerde. Ancak bir hikâye anlatıcı olarak, filmde Fehmi’ye ve bağımlılığına dair iniş çıkışları birlikte yaşadığı, en yakınındaki üç karaktere odaklanmayı seçtim. Bir Nefes Daha eğer salt bir aşk filmi olsaydı o zaman Devin’in dünyasına da daha derinlemesine değinmek gerekirdi mutlaka. Devin’e dair çok kapsamlı bir dünya oluşturduk aslında Hayal Köseoğlu’yla birlikte. Aylarca yapılmış bir ön hazırlık sürecimiz ve Devin’e dair saatler süren sohbetlerimiz oldu kolları sıvayıp da provalara başlamadan önce. Hikâyenin el verdiği kadar, satır aralarında ve mizansen detaylarında da Devin’e dair ipuçları var dikkatli seyirciler için. Devin’in hikâyesinin gizemli oluşu hem hikâyedeki dramayı bulandırmamak hem de seyirciye boşlukları doldurarak bağ kurmak şansı tanıdığı için hoşuma giden bir tercih. Aynı şeyleri Fehmi’nin abisi Erdem’in karakteri için de söyleyebilirim. Erdem’in hikâyesine dair heyecanlanıp yazdığım ancak kendi içinde ayrı bir film olma yoluna gittiği için kenara aldığım, çok sevdiğim sahneler var. Belki bir gün Erdem’in hikâyesini ayrıca film yapabilirim diye düşünüyorum.

Fehmi bir yanıyla çok kuvvetli bir karakter, bir yanıyla da son derece kırılgan. Kafanızdaki Fehmi’ye uygun oyuncuyu bulmakta zorlandınız mı? Oktay Çubuk’la çalışma sürecinizden bahseder misiniz?

Senaryo aşamasında kafamda çizdiğim Fehmi çok netti benim için, onu bulmak da bir seneyi aşan zorlu bir süreç oldu. Fehmi, yer yer seyircinin sabrını sınayan, kendini kaybedebilen ve seyircinin sevmesi pek de kolay olmayan bir karakter. Naif ruhunu yansıtan gözleri ve kırılganlığını hissettirebilecek şeffaflığa sahip bir aura aradım uzunca süre. Bir yandan uyuşturucu krizlerinin fiziksel boyutlarını canlandırmak gibi ağır oyunculuk yükünü taşıyabilecek bir yetenek, bir yandan da tutkuyla rap yapabilecek birisiyle çalışmam gerekiyordu. Gerçekçilik adına rapçilerle çalışmayı gözden geçirdiğim bir süreç oldu ancak performans olarak bu yükü taşıyabilecek bir oyuncuyla ilerlemeye karar verdim sonunda. İlk yönetmen görüşmesinde tanıştığımız an hemen emin oldum Oktay’ın doğru kişi olduğuna. Birlikte bir buçuk sene karakter üzerine çalıştık. Yaptığım araştırmaları onunla paylaştım ve Fatih’te bir mahallede eski bir bağımlıyla vakit geçirmesini sağladım. Ön hazırlık süresinde oyuncu koçumuz Süreyya Güzel’le birlikte çalıştık. Rapçi Hayki’yle de Oktay ve Eren’in rap performansları üzerine çalıştık. Oktay’la çalıştığımız süreçte kendisi ayrıca S14 adlı grubunda rap yapmaya bile başlamıştı. Hattâ tarz olarak filmde Fehmi’nin personasına taban tabana zıt olduğundan, çekimlere birkaç ay kala Oktay’la S14 ile yaptığı çalışmaya ara vermesini kararlaştırmıştık.

Şüphesiz filmin taşıyıcılarından biri de DaPoet imzalı müzikleri. Filmin müzikal dünyasının tasarlanması senaryo süreciyle birlikte mi gelişti, yoksa sonrasında mı? DaPoet’le nasıl bir işbirliği yaptınız?

Senaryo aşamasındayken filmdeki rap grubunun “oldschool” olarak tabir edilen, boom bap tarzında şarkıları olmasını istediğime karar vermiştim. DaPoet’e beatler için ulaşmamın sebeplerinden biri de buydu. Duruşu ve müziğiyle Türkiye’de en sevdiğim rapçilerden birisi DaPoet. Kendini tekrarlamayan ve farklı tınıları deneme cesareti olan açık bir sanatçı olduğu için, filmin hikâyesini anlayıp o dünyaya ait tınılar çıkaracağından şüphem yoktu. DaPoet’le senaryoyu paylaşmam ve filmdeki rap grubu Hakikat’in ruhunu anlatmam yeterli oldu. Onun yaptığı beatler hikâyenin ruhunu taşıdı ve sonrasında Hayki ile Ohash’ın beatlere yazdığı sözlere de ruhunu vermiş oldu doğal olarak. Beat’ler olmadan sadece belirlenmiş bir bpm üzerinden rap sözleri yazılmadığını da bu süreçte öğrenmiş oldum. Rap sözlerini hikâyenin bir katmanı olarak gördüğüm için sözlerin de senaryo çalışmasına benzer bir yazım süreci oldu. Karakterlerin iç dünyalarına ayna tutmak ve mahalledeki yaşamı anlatmak için seçtiğim birtakım anahtar kelimeleri Hayki ve Ohash’la paylaştım sözler için. Oktay Çubuk ve Erem Çiğdem de söz yazımına dâhil oldular, hattâ filmdeki freestyle rapleri kendileri yazdılar.

Bir Nefes Daha

Fehmi’nin bonzai etkisi altında olduğu anları animasyonlar üzerinden aktarma kararı en baştan beri var mıydı? Animasyon sahnelerinin tasarlanma süreci nasıl oldu?

Senaryonun ilk taslağı üzerinde çalışırken filmde animasyon kullanmaya karar verdim. Sinemada uyuşturucu etkisini belirli kamera kullanım tercihleriyle anlatan pek çok örnek var. Filmimin dünyasına özel, kendine has bir görsel tarzı olan ve bonzai’nin dünyayı korkutucu algılatan deneyimini seyirciye en güçlü şekilde yaşatacak ifade biçimi olarak ben animasyonu seçtim. Animasyonla Fehmi’nin zihninin derinliklerine inebildim ve onun bonzai etkisindeyken deneyimlediği ‘gerçekliği’ seyirciyle paylaşma şansım oldu bu sayede. İyi ki Hamburg film fonunu almışız diyorum, yoksa şu koca dünyada Hamburg’daki butik animasyon stüdyosu Kim&Him’le yolum kesişmeyebilirmiş. Kim&Him’le çekimlerden önce storyboard aşamasında çalışmaya başladık. Özellikle animasyon geçişlerine odaklandık. Konsept kareleri sete girmeden ortaya çıkmıştı. Animatik denilen, animasyonların hareketli storyboardları çekim sırasında ortaya çıkmaya başladı. Kurgu bitene kadar da animasyon süreci devam etti. Tek tek her karesini elle çizdikleri için animasyonların tamamlanması bir yılı aştı.

İstanbul Film Festivali ödül töreninde Ercan Kesal’ın yaptığı konuşmada yönetmenlerden bahsederken sadece ‘adam’ sözcüğünü kullanmasına tepki gösterdiniz. Son dönemde festivallerin ulusal yarışmalarına baktığımızda kadınların filmlerinin sayıca çok azaldığını görüyoruz. Günümüzde kadın sinemacıların konumuna, buldukları imkânlara, sektörde kadın yönetmenlere yönelik bakışa dair bir şey söylemek ister misiniz?

Bu sene hem İstanbul’da hem de Adana Film Festivali’nde ana yarışmadaki yönetmenlerden tek kadın bendim maalesef. Ancak bu noktada gözümüzü festivallere değil, film fonlayan kuruluşlara, yatırımcılara, burs veren kuruluşlara çevirmek gerektiğini düşünüyorum. Kültür Bakanlığı’nın ve TRT 12 Punto’nun verdiği film fonlarında aramak gerekiyor kadın-erkek eşitliğini, ki istatistiklere baktığımızda kadınların çok daha az oranda destek aldığını görüyoruz. Kadınların kayırılmasına değil, kadınlara eşit imkânlar sağlanmasına ihtiyaç var aslında. Yatırımcılar da bu noktada bir şeyleri değiştirme gücüne sahipler. Sanırım son yıllarda Türkiye’de bu eşitsizliği dengelemek niyetiyle bir ‘kadın yönetmen’ vurgusu baş gösterdi. Bu şekilde kategorize edilmek şahsen beni rahatsız ediyor ve iyice ötekileştirilmiş hissettiriyor. Kimse Nuri Bilge Ceylan’a erkek yönetmen demezken, bizler ‘kadın yönetmen’ olarak anılmaya başladık ve ben bunun eşitsizliği neresinden iyileştirdiğini göremiyorum. ‘Kadın yönetmen’ demek yerine de gerekirse ‘yönetmen kadın’ demek fikri iyi geliyor bana. En azından böylelikle cinsiyetimiz, yaptığımız işin sıfatı olmaktan çıkar diye düşünüyorum. 

Bir Nefes Daha

Bir Nefes Daha dünya prömiyerini yaptığı Tallinn Black Nights Film Festivali’nden En İyi Yönetmen Ödülü’yle döndü. Son olarak Adana Altın Koza Film Festivali’nde de çok sayıda ödül aldı. Film yurtdışı ve yurtiçindeki yolculuğuna, festival seyircisinin filmle kurduğu ilişkiye dair neler söylemek istersiniz?

Bir Nefes Daha’nın festival sürecinin pandemiye denk gelmesi birçok açıdan talihsiz oldu. Festivalleri eski coşkusuyla yaşayıp kalabalık seyircilerle iç içe olamadık ama yine de dünya prömiyerini Tallinn’de fiziksel olarak gerçekleştirebildiğimiz için mutluyum. En İyi Yabancı Film ödülünü aldığımız Santa Barbara Film Festivali’ne, Seattle Film Festivali’ndeki gösterime gidemedim bile. Pandemide uluslararası festivallerde yer bulmak tüm filmler için zorlu oldu. Festivaller normal şartta aldıkları film sayısının onda biri kadar filme yer verdi seçkilerinde. Dünya satışı için Magnolia Pictures’la anlaştığımız için şanslıyız. Film ilerleyen süreçte Hırvatistan’da, İsviçre’de ve ABD’nin New York ve Los Angeles kentlerinde seçili salonlarda vizyona girecek. Seyircilerden şu âna dek güzel geri dönüşler alıyoruz. Özellikle kendi geçmişinde Fehmi’ninki gibi yaşanmışlıkları olan seyirciler filmden daha çok etkileniyor. Klasik anlatı yapısına göre hikâyeyi çok inişli çıkışlı bulan sıkça karşılaştığım senarist perspektifinin aksine, bağımlılığı yaşamış kişiler özellikle bu iniş çıkışların durumu birebir yansıttığını ifade ettiler. Rap camiasından filmi izleyenlerin de portrelediğim altkültürü gerçekçi bulması beni sevindirdi.


Bir Nefes Daha‘nın sinemalardaki gösterimi sürüyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.