Şu An Okunan
9 Kere Leyla: Normalin Sığlığı

9 Kere Leyla: Normalin Sığlığı

Ezel Akay’ın Haluk Bilginer ve Demet Akbağ9 Kere Leyla filmi basitliğe teslim senaryosuyla, köhne bir komedi anlayışının ürünü. Netflix’te prömiyer yapan filmin şuursuz feminizm ataklarını bir kenara bırakacak olursak, popüler sinemamız adına şu soruyu sorabiliriz: Seyirciyi kasten mi hafife alıyoruz?

Chimamanda Ngozi Adichie’nin ‘We Should All Be Feminists’ adlı kitap-makalesini okuduysanız feminizm lehine konuşmanın, üretmenin, tartışmanın toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği yükleri sorgulamaya odaklandığında etki alanını nasıl da genişletebildiğini fark etmişsinizdir. Ancak kadının özgür bir varlık oluşuna dair sancılar yaşayan ve bununla yüzleşemeyen bizimki gibi bir ülkede, kadının toplumsal var oluş hakkını savunurken böyle bir sorgu süzgecine ihtiyacınız yoktur. Henüz emekleyen bu bebeği omuzlarınıza alıp bir tur koşabilir, ona dünyaları verdiğinizi düşünebilir, sonra rahat bir vicdan ve bir kahraman edasıyla hayatınıza dönebilirsiniz. Savınızı bir yerde dehlerken diğer tarafta yerlerde sürükleyebilirsiniz. Çoğu kişinin yerlerde sürükleneni görmeyeceğini bilirsiniz ve haksız da sayılmazsınız. Bu konuda öyle sığ bir su seviyesinin içinde çırpınıp duruyoruz ki, suyun içine tükürseniz bile seviyenin yükseldiğini düşünüp tatmin olabilirsiniz. Kadına dair söylenecek bu kadar çok şey varken ama hâlâ pek azı dillendirilir ya da gerçekten dinlenirken, 9 Kere Leyla’nın sığlığını uzun uzun tartışıp tüm ihaleyi onun üzerine bırakmaya gerek yok. 9 Kere Leyla, ülkemiz sınırları içinde kendine “tatlı feminist” etiketi yapıştırıp etraftan merhametli alkışlar toplayabilir ve günün sonunda bu iklimde ne kadar da doğru bir noktaya parmak basma cesareti gösterdiğiyle övünebilir. Onun seviyesindeki yüzlerce filmin ya da dizinin yaptığı gibi. Çünkü normalimiz bu. Aman normalin sığlığından sapmayalım. Derin sularda ne olduğunu bilemeyiz.

“Kart Horoz” Hikâyesi Neden İşlemiyor?

“Cinsiyet meselesi değil, zihniyet meselesi” diyor Leyla, filmin uzun uzun balkon konuşması yapılan finalinde. Ama ilginçtir, filmin tüm hikâyesi bunun bir cinsiyet meselesi olduğunu kanıtlama çabasından ibaret. Erkek olmayı “doğuştan bir hastalık” olarak tanımlayan, onları öldürmekten başka bir şeyden anlamayan mağara adamları olarak takdim eden, ama “Onlarsız da olmuyor” diyebilen bir zihin sarhoşluğu yaşanıyor filmde. Erkeklerin durmadan öldürdüğü, sömürdüğü, ihanet ettiği, rol çaldığı ama akıl yürütemediği bir dünyada, kadınlar uzun uzun iç çekip aşkı yücelten, her şeyin farkında, bilge varlıklar olarak resmediliyor. Yaramazlık yapan çocuk-erkeğin ona tekrar tekrar şans veren anne-kadına karşı hiç şansı yok. Kadın ve erkeğin değil aynı çizgide, aynı akıl yaşında buluşması bile imkânsız, bu konuda hiçbir şüphesi yok 9 Kere Leyla’nın. Kendi anlattığının büyüsüne fazlaca kapılmış bu filmin şuursuz feminizm atakları içinde boğulmak üzereyiz.

Cinsiyetleri kalıplara sokan bu indirgemeci yaklaşımını bir kenara bırakırsak, “genç sevgilisiyle evlenebilmek için eşini öldürme denemeleri yapan ama bir türlü başaramayan kart horoz” hikâyesinin ilk denemeden büyüsünü kaybeden, tekrara teslim olmuş komedi anlayışı filmin en büyük dertlerinden biri. Leyla’nın bir türlü ölmeyişinin gizemini ancak etrafa oldubittiye getirilen ölümler saçarak parlatmayı uman, köhne bir komediyle çarpışıyoruz. Oysa filmin adına da yansıdığı üzere, hikâyenin tek kozu, tek vaadi bu. Nasıl sonuçlanacağı gün gibi ortada olan birbirinden farklı cinayet planlarının seyirci için canlandırıcı bir etkisi olmadığı gibi, tam tersi heyecanı dibe sürüklemek için acele eden bir tarafı var. Leyla’nın ölümsüzlüğü üzerine dönen tüm entrikaların etrafa ölü komedi tohumları saçması, Ezel Akay’ın şeker pembesi evrenini yorucu bir hapisliğe çeviriyor. Bu hapisliğin daha çekilir olması için araya giren müzikal sekanslar bu amacın tam tersine hizmet ediyor. Haluk Bilginer ile Demet Akbağ’ı yavanlaştırma mucizesi bu filme nasip oluyor.

Büyük Film, Büyük ‘Anlaşılma Kaygısı’

Filmin aslında sinema için çekilmiş olması Ezel Akay’ın kariyeri adına kötü haber. Eğer Netflix için çekilseydi, anlaşılır olma kaygısıyla fikren basitliğe teslim oluşunu mazur gösterebilirdi. Bu bakış açısının nasılsa normalleştiği zamanlardayız. Ulaşılan kitle ne kadar büyükse filmler o kadar anlaşılma kaygısı yaşıyor. Bir fikri suyunu çıkarana kadar kullanmak, bol bol tekrara düşmek, iki boyutlu karakterlerden öteye geçmemek, göz boyayan, histerik bir coşkuya teslim olmak, hızı ve rengi kutsamak, dünyanın en emin üretim yollarından biri artık. Hep böyle olmaya meyilli miydik ve artık bundan ötesine geçemeyecek kadar köreldik mi, yoksa kabul edilir olma pahasına kasten mi seyirciyi hafife alıyoruz, bilinmez.

Yine de bu film özelinde vurgulanması gereken bir şey var. “Sen hiç erkek pilot diye bir şey duydun mu?” seviyesindeki, yazılırken seyirciden ateşli bir onay alacağı hayal edilen kendince isyankâr bir konuşmanın ilerledikçe “Erkekleri küçücük bir iltifatla parmağında oynatabilir, hayat boyu sırf yaslanacak bir omuz olarak kullanabilirsin” gibi fettan bir kadınlık ezberine teslim olması, yukarıda bahsedilen anlaşılırlık zehrini göründüğünden de tehlikeli kılıyor. Anlaşılırlığın yakalandığı basitlik illetiyle baş edebiliriz, ama basitliğin bu kadar anlaşılır olmasının verilen mesajı meşrulaştırma riskini nasıl bertaraf edeceğiz?


9 Kere Leyla, Netflix Türkiye’de yayında.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.