Şu An Okunan
Alcarràs: Toprağın Tuzu

Alcarràs: Toprağın Tuzu

Carla Simón’un Altın Ayı ödüllü filmi Alcarràs, ailenin toprakla ilişkisinin, kapitalist sistemin ezip geçtiği küçük çiftçinin, tek başına direnen bir avuç insanı ayakta tutan bağların hikâyesi.

Filmler bazen geriye bıraktıkları hislerden ibarettir. Çocukluğunuzu geçirdiğiniz evi yıkıyorlarmış gibi, babanızın ağladığını ilk kez görmüşsünüz gibi, çocukken herkese küs olduğunuzu kimsenin fark etmemesi gibi, biraz da kalabalık bir aile sofrasının bir parçası olmak gibi bir his Alcarràs (2022). Hem herkesin son kez bir arada olduğu o son yaz akşamının hem de bölük pörçük hatırladığınız ilk büyük düş kırıklığının filmi. Yönetmen Carla Simón, filme aktarması hiç de kolay olmayan çocukluk yaraları üzerine bir kariyer inşa ediyor ağır ağır. ’93 Yazı’nda (Estiu 1993, 2017) olaylardan çok hislere odaklanarak, annesiz babasız geçirdiği kendi çocukluğunun küskün öfkesini olduğu gibi seyirciye geçirebilmişti. Alcarràs’ı da ’93 Yazı’na benzer şekilde etrafta koşturan çocuklardan birinin çocukluk anısı gibi çekmiş, izlediğimiz her şey her an gri bir apartman dairesinde bir buzdolabı magnetinin altındaki aile fotoğrafına sığdırılabilirmiş gibi geliyor. Ama bu kez o çocuklardan biri kendisi değil. Film de salt bir çocukluk anısı değil. Alcarràs, nesli tükenmekte olan bir ailenin hikâyesi. Zamana karşı direnen, ancak çok yakında can damarı sistemin çarkları arasında un ufak edilecek bir aile.

Alcarràs

Simón, olayların yönetmenin müdahalesi olmadan, kendiliğinden yaşanıyormuş gibi göründüğü bir sinema anlayışını benimsiyor. Gerçekte öyle olmasa da, sanki karakterler ne söylemek isterlerse onu söylüyor; tıpkı gerçek bir aile sofrasındaki gibi herkes birbirinin lafını kesiyor, kavgalar yarım kalıyor, mutlu ya da hüzünlü anlar sıradan anların hızında geçip gidiyor, yan hikâyeler derinleşmiyor, kimse birbirine “Seni seviyorum” demiyor, biri birine küstü sanırken bir de bakmışsınız aralarından su sızmıyor. Bu sahici anlayışa destek veren bir diğer tercih de oyunculuk deneyimi olmayan yöre halkıyla çalışmak, şüphesiz. Hâl böyle olunca, Alcarràs’ın sinemasında kurmaca dünyanın mecburi hesapçılığından eser yok. Geleneksel anlatı yöntemlerine alışık seyirciler içinse bu sahiciliğin elbette bir bedeli var. İniş çıkışı, sürprizi, çatışması, iyisi kötüsü, intikamı ve en önemlisi de kahramanı olmayan, sıradan bir gündelik hayat mücadelesi filmi gibi etiketlenmesi an meselesi. Oysa Alcarràs’ın bütün meselesi, toplumların en eski ve en büyük çatışması üzerine kurulu: Toprak. İniş çıkış, sürpriz, çatışma, iyi-kötü, intikam ve kahraman. Toprak, tek başına bunların tümünü birden yaratabilecek güçte.

Bir Kapitalizm Tekerlemesi

Alcarràs, toprağın fiziksel olarak ne kadar büyük emek istediğini hatırlatan bir film. Simón, bir röportajında filmde çekmek istediği kadar günbatımı ya da gündoğumu sahnesi çekemediğini söylüyor. Gerçekten de toprağın kaybedilişinin yasını tutmasına rağmen, doğayı romantizm malzemesi yapmaya pek vakti olmayan bir film izliyoruz. Bırakın romantizmi, toprak için verilen fiziksel emeğin oturduğumuz yerde kemiklerimizi ağrıttığı, elimizi kirlettiği, şapır sapır terlettiği, tuhaf bir gerçeklik seviyesindeyiz.

Nesiller arasında bir çatışma aracı, toprak. Dede için şanlı geçmişi, baba için umutsuz bugünü, çocuklar için belirsiz geleceği temsil ediyor. Diğer yandan aile için müthiş bir birleştirici. Kırılgan baba-oğul ilişkisinin onu savunurken tamir edildiği, her yaştan aile üyesinin ona emek verirken bir araya geldiği, ondan vazgeçildiği anda tüm taşların dağıldığı, büyülü bir güç. Artık çok az insanın hatırladığı, çok eski ve zahmetli bir yemek tarifi gibi. Filmin açılışında, çocukların oyun alanı hâline gelmiş eski arabanın makineler tarafından kaldırılması, çok yakında ailenin oyun alanı olarak kabul edebileceğimiz toprağın da aynı makinelere kurban edileceğine işaret. Hikâyenin tüm iniş çıkışları, bu kaybın aile üyeleri arasında değişen idrak seviyelerine dayanıyor. Simón, romantik bir “kaybedilen değerlerimiz” filmi çekmek yerine değişen dünyanın lime lime ettiği, yeri doldurulamayacak bir sınıfın yok oluşunu hikâye ediyor. Üstelik artık işlevsiz olduğu için değil, daha kolayı mümkün olduğu için yok edilen bir sınıf. Tam bir kapitalizm tekerlemesi.

Aileye gelince, ona bir şey olmayacak. Bu topluluğun gerçek bir aile olduğuna seyirciyi inandıran en önemli gösterge nedir diye düşünürken, sonunda muhtemelen 7’den 70’e her üyesi için “diğerleri tarafından anlaşılamamak” cevabını vereceğiz. Bu açıdan Simón’un ailenin şifresini çözdüğü iddia edilebilir. Dedenin geçmişe özlemini, babanın emeğinin elinden kayıp gidişine duyduğu öfkeyi, annenin sessiz kararlılığını, ergen çocukların arada kalmışlığını, küçüklerin isyanını onlardan başka kimsenin anlamadığı, bir anlaşılamama pratiği, aile. Ama buna rağmen bir arada kalmaya devam eden, birbirini kaybetmekten ölesiye korkan, hatta finalde “herkese karşı tek başına” kalan da aile. Bu tezatı koruduğu sürece ona bir şey olmayacak.


Alcarràs, MUBI Türkiye’de yayında.

-->
© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.