Şu An Okunan
Beş Şeytan: Kusurluluğa Övgü

Beş Şeytan: Kusurluluğa Övgü

The Five Devils, Beş Şeytan

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü seçkisinde seyirciyle buluşan Beş Şeytan MUBI Türkiye’de gösterimde. Fransız yönetmen Léa Mysius, ikinci uzun metrajında, olağanüstü koku yeteneklerine sahip sekiz yaşında küçük bir kızın hikâyesi aracılığıyla politik ve fantastik unsurlar arasında umulmadık bir diyalog inşa ediyor.

‘Kayıp Zamanın İzinde’nin başkahramanının bir kış gecesi, çayının içinde dağılan madeleine tatlısıyla hatıralarına yolculuk etmesi bugün, edebiyat ve sinemadaki anlatıların farklı zamanlara ve mekânlara açılmasını sağlayan yaygın bir motiftir. Duyuların izini taşıyan imgelerle geçmişe dönmek, günümüz sinema seyircisinin aşina olduğu, hatta kimi zaman fazla sıradan bulduğu bir anlatı aracıdır. Yine de görsel ve işitsel bir sanat biçimi olan sinema açısından tat, koku ve dokunma duyularının uyandırdığı hisleri tasvir etmek daima çetrefilli olmuştur. Tat ve kokuları görerek ve işiterek deneyimlemeye çalışmak çeviri bir roman okumak gibidir sanki.

The Five Devils, Beş Şeytan

Léa Mysius imzalı Beş Şeytan (Les cinq diables, 2022) da hikâyesini duyuların, hatıraları hafızamızın derinliklerinden çekip çıkarma gücü üzerine bir anlatı takip ediyor. Ancak Beş Şeytan’ın duyularla kurduğu ilişki modernist romanların içe bakışçı yaklaşımlarından fersah fersah uzakta. Küçük bir kızın doğaüstü yetenekleri etrafında şekillenen bir anlatı takip eden Mysius, tür sinemasının farklı kodlarını harmanlayan melez bir filme imza atıyor. Günümüzde insan ilişkilerindeki dinamiklere odaklanan drama filmlerini fantastik türüyle harmanlayan M. Night Shyamalan sinemasının, Beş Şeytan’ın biçimsel ve anlatısal stratejilerini konumlandırmak için iyi bir referans noktası olduğu söylenebilir. Ancak Mysius da tıpkı Shyamalan gibi ilginç ve tuhaf bir fikrin peşine düşüp hayallerindeki dünyayı yaratmak pahasına mantık ve tutarlılıktan vazgeçmekten çekinmeyen bir yaklaşım benimsiyor bu filmde. Ve tam da bu sebepten Beş Şeytan, ya çok sevilen ya da nefret edilen filmlere iyi bir örnek teşkil ediyor. 

Beş Şeytan’ın hikâyesi, sekiz yaşında Vicky (Sally Dramé) isimli bir kız çocuğunun etrafında şekilleniyor. Siyah bir baba ve beyaz bir annesi olduğu için ten rengiyle ve kıvırcık saçları yüzünden yaşıtları tarafından dışlanan ve alay edilen Vicky’nin bu denli yalnız olmasının bir nedeni de eşi benzeri görülmemiş bir koku duyarlılığına sahip olması. Bu özel yetenek sayesinde, çevresindeki her türlü bitkinin, hayvanın bıraktığı kokuyu veya bir nesnenin kime ait olduğunu bilen Vicky’nin koku duyusunun en çok annesi Joanne’la (Adèle Exarchopoulos) ilişkisinde öne çıktığını görüyoruz. Örneğin, yaşadıkları kasabada yüzme antrenörlüğü yapan annesiyle beraber gölde yüzmeye gittiklerindeki sekans, kokuyu anne-kız arasındaki içgüdüsel bağın somut bir yansımasına dönüştürüyor ve Vicky’nin annesine karşı sahiplenici tavrını ortaya koyuyor. Babası Jimmy’nin (Moustapha Mbengue) aile içindeki mesafeli duruşu ise Joanne ve Vicky arasındaki bağın gücünü daha da vurguluyor.  

The Five Devils, Beş Şeytan

Vicky’nin annesine karşı hissettiği bağlılık, aslında filmin anlatı akışı içinde kilit bir öneme sahip. Zira Jimmy’nin kız kardeşi Julia (Swala Emati) evlerine ziyarete gelince, annesinin huzursuzluğunu fark eden küçük kız, âdeta sürüsünü dış tehlikelere karşı korumaya çalışan yırtıcı bir hayvanmışçasına tepki gösteriyor. Annesi, babası ve halası arasındaki gerilimin sebebini bilmese de buna sebep olduğu için Julia’ya dünyayı dar ettirmek için elinden geleni yapıyor hâliyle. Vicky, bir gün Julia’nın eşyalarını karıştırırken keşfettiği küçük bir şişeyi kokladığı anda kelimenin tam anlamıyla bir ‘madeleine’ deneyimi yaşıyor ve kendisini geçmişte buluyor. Ve kısa sürede, tanıklık ettiği bu geçmişin Joanne, Jimmy ve Julia’ya ait olduğunu anlıyor – ki Beş Şeytan’ın içe bakış üzerine kurulu anlatılardan ayrıştığı nokta bu. Zira Vicky geçmiş karşısında özne değil, seyirci konumunda yer alıyor. Duvar diplerinden, ağaç arkalarından anne ve babasının bugünkü noktaya gelmesine sebep olan olaylara tanıklık ediyor. Ancak, annesi babası ve Julia arasındaki ilişkilere dair saklı gerçeği öğrenince, bu deneyim Vicky’nin kendi varoluşunu sorgulamasına sebep oluyor. Küçük kızın anne babasına sorduğu “Ben doğmadan önce de beni seviyor muydunuz?” sorusu bu sorgulamanın oldukça naif ve dokunaklı bir özeti sanki.

Toplumsal Boyut

Mysius, bu gizemli şişenin içindeki kokunun nereden geldiğini, geçmişe dönüşün nasıl mümkün olduğunu veya neden Vicky’yi sadece Julia’nın görebildiğini açıklamıyor, daha doğrusu bununla ilgilenmiyor. Zamanlar arasında gidip gelen anlatı, geçmişe döndüğünde beklenmedik bir toplumsal boyut kazanıyor. Gençliklerinde yaşadıkları kasabadaki yerel jimnastik takımında olan Julia ve Joanne’ın aslında birbirlerine âşık olduklarını ve birlikte kasabadan kaçmanın hayalini kurduklarını öğreniyoruz. Mysius özellikle bu bölümlerde 90’lar ruhunu yansıtmak konusunda oldukça başarılı. Hatta Joanne ve Julia’nın ‘Total Eclipse of the Heart’ şarkısına karaoke yaptıkları sahnenin Mysius’un beslendiği dönemin abartılı tarzının zirvesi (aerobik ve jimnastik modası, parlak kıyafetler vs.) olduğunu söyleyebiliriz. Bu şarkının hikâyenin çıkış noktası olduğunu, hatta yönetmenin filmin ismini ‘Total Eclipse of the Heart’ koymayı bile düşündüğünü de not düşelim.

Yönetmenle geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali sırasında yaptığımız bir söyleşide Beş Şeytan’ın militan değil politik bir film olduğunu söylemesi oldukça anlamlı. Çünkü Vicky’nin halası Julia’nın hiç de sandığı gibi kötü niyetli biri olmadığını anlama süreci, dolaylı yoldan azınlıklar karşısında inşa edilen önyargıların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Joanne ve Julia’nın şimdiki zamandaki kişilikleri, geçmişlerinde maruz kaldıkları ırkçılığın, homofobinin ve ortak travmaların bir kalıntısı gibi. Örneğin, Joanne’ın sürekli donmuş gölde yüzdüğünün altını çizen Mysius, onun bu şekilde içinde yanan volkanı söndürmeye çalıştığını belirtiyor. Bu bağlamda filmdeki doğal unsurların ve mekânların kullanımı da ayrı bir boyut kazanıyor. Karakterlerin hissettiği baskı ve gerilim tüm görkemiyle kasabanın üzerinde yükselen Alpler’de vücut buluyor âdeta. 

The Five Devils, Beş Şeytan

Şimdiki zaman ve geçmiş arasında doğrudan bir zıtlıktan bahsetmek mümkün olmasa da Beş Şeytan’da bu politik ve fantastik unsurların arasındaki bağlantının film genelinde pek iyi kurulmadığını hissetmemek elde değil. Mysius’un her şeyin yerli yerine oturduğu, geçmişle şimdiki zaman arasındaki anlatının tutarlı bir şekilde sonlandığı bir anlatı ortaya koymadığını söylemiştik. Yine de Beş Şeytan karşısında kendimize şunu sormamız lazım: Filmin içinde eksiklik olarak gördüğümüz unsurları; beklentileri tersyüz edip, bizi bütüncül anlam arayışımızdan uzaklaştıran, aşina olduğumuz perspektiflerden farklı bir yöne bakmaya davet eden bir araç olarak görmek mümkün mü? Eleştiri yaparken, her filme uygulanabilen objektif bir değerlendirme ölçeği varmışçasına düşünme eğiliminde olabiliyoruz bazen. Yaratıcılık anlamında özgürce seçimler yapmak adına bu yerleşik beklentileri umursamayan yönetmenler ise bizlere öznel bakışın önemini hatırlatıyor, İyi ki de hatırlatıyorlar. Filmleri, kusurluluğa övgü niteliğinde olan bu sanatçılar iyi ki var ve iyi ki birilerini hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyorlar!


Beş Şeytan, MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

-->
© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.