Şu An Okunan
Blue: Melankoli Mavisi

Blue: Melankoli Mavisi

Blue

1990’ların önemli müzisyen figürlerinden Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın hikâyesini birlikte çaldıkları Blue Blues Band üzerinden anlatan belgesel Blue, aynı zamanda ‘rockumentary’ türünün Türkiye’deki ilk örneklerinden birisi.

Özge Özdüzen


Advertisement

Bu yazı, Altyazı’nın Mayıs 2017 tarihli 172. sayısında yayımlanmıştır.


Mehmet Sertan Ünver’in Blue belgeseli, bir kuşağı müzikleriyle, otoriteye ve toplumsal normlara karşı duruşlarıyla etkileyen Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın müzikal dehalarına ve hüzünlü hayatlarına, birlikte çaldıkları Blue Blues Band’e ve Beyoğlu’nun 1990’lardaki müzik altkültürüne odaklanıyor. Blue, bu iki efsanevi müzisyeni efsaneleştirmiyor, onların yolculuğunun kırılgan ve melankolik yönlerini de resmediyor. Blue’nun kendi dünyasına bakmadan önce türüne ve belgesel tarihindeki yerine bir bakış atarsak 1960’larda rock’n’roll’un popülerleşmesiyle patlak veren rockumentary geleneğini anmadan olmaz.

Rockumentary hem belgeselin bir propaganda aracı olarak kullanılmasına hem de kameranın erken dönem belgesellerdeki müdahaleci yönüne bir çeşit tepki olarak doğdu. Sesi yenilikçi bir şekilde kullanan bu türün ilk örnekleri kamerayı ‘duvardaki sinek’ gibi kullanarak müzisyenleri/grupları olabildiğince doğal bir biçimde yansıtmaya, söyleşilerden kaçınmaya çalışarak yapıldı. ‘Dolaysız Sinema’nın (Direct Cinema) mühim örneklerinden, Bob Dylan’ın İngiltere turnesini takip eden Don’t Look Back (1967), efsanevi Woodstock konserlerinden oluşan Woodstock (1970) ve The Beatles’ın kamera arkalarından oluşan Let It Be (1970) bu dönemden mühim örneklerdir. Sanatçı portresi ve konserlerin ötesinde rock altkültürünü etnografik bir yöntemle anlatan The Decline of Western Civilization (1981) veya Friends Forever (2001) ise türün kalıplarını zorlayan daha sonraki örnekleridir. 2000’lerdeyse metal müzikten elektronik müzik sahnesine, Michael Jackson’dan Sigur Rós’a birçok grubu ve müzik kültürünü irdeleyen belgesel yapıldı. Bu anlamda türün bir çeşit ‘geri dönüş’ yaşadığı söylenebilir.

Blue
Yavuz Çetin

Türkiye’deyse bu türün yeni olduğunu söyleyebiliriz, bu açıdan Blue belgeseli müzik ve sinema takipçileri için heyecan verici bir haber. Birtakım konuşan kafaların uzman görüşü bildirdiği ‘Türkiye’de Caz’ gibi TRT’de dönen televizyon belgeselleri dışında müzik belgeseli deyince akılda kalan örneklerden biri, Fatih Akın’ın nostaljik ve biraz oryantalist bir İstanbul portresi çizerken şehrin müzik altkültürünü tanıtan İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek (2005) belgeselidir. Yine son dönemde Sattas grubu üzerine Regici (2013) ve Kongolu müzisyen Enzo İkah’ın İstanbul’daki yaşamını ve bir mülteci olarak müziğini icra edişini konu alan Mülteci, İşte Buradayım (2015) gibi örnekler de hatırı sayılır işlerdir. Hem Türkiye’deki rock tarihine bakan hem de sözlü tarih çalışmasının kullanıldığı bir rockumentary olarak ise Blue ilklerden biri. Blue, Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin’in büyük müzikal dehalarını anlatırken onların dalgalı ruh hâllerini de gösteriyor. Bu yanıyla, ölümünün ardından Amy Winehouse’un hayatına bakıp onu mutluluklarıyla, büyük kırılganlıklarıyla, müzikal dehasıyla resmederken şiirsel bir dil kullanan ve son dönemde müzik belgeselinde yenilikçi bir alan açan Amy (2015) ile benzerlik taşıyor.

Sürekli Arayış

Blue, Edip Cansever’in “maviyi soruyordun, bir renk değildir, mavi huydur bende, ve benim yetinmezliğimdir” dizeleriyle açılıyor. Filmin kurucu sahneleri, hızlandırılmış kurguyla ses ve görüntüleri birleştiriyor, ilk duyduğumuz seslerse onların müzikleri ve oğullarının sesi. Biri, Yavuz Çetin’i icra ettiği müziğinde ve dövmesiyle vücudunda yaşatan bir oğul; diğeri, Kerim Çaplı’yı ölümüyle tanımış, ona tepkili bir oğul. Film, yakınlarının Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin’le ilgili söylediği ‘deha’ ve ‘asabiyet’ gibi sözlerle açılıyor. Belgesel, ikilinin birlikte çalıştıkları müzisyenlerden aile bireylerine, prodüktörlerden psikoloğa ve onlardan etkilenen yeni kuşak müzisyenlere, birçok kişinin görüşünü alıyor.

Belgesel, aynı grupta çalan ve bu dünyadan diğerlerinden önce göçen bu iki müzisyenin hikâyesini benzerlikleriyle anlatıyor ancak benzerlikleri kadar farklılıklarını da gösteriyor. Özellikle onların en yüksek dönemlerine tanıklık etmiş Blue Blues Band’den Batu Mutlugil gibi arkadaşları, onların hem jenerasyon bakımından hem de kişisel olarak ne kadar farklı olduklarını anlatıyor. Arşiv görüntülerinde Kerim ciddi, odaklanmış şekilde davul çalarken görülüyor. Belgeselde ayrıca Amerika’daki çocukluk yıllarından da görüntüler kullanılıyor. Amerika’da ‘Kim’ olarak tanınan Kerim, orada yaşadığı dönemde The Monkees ve Jimi Hendrix’le çalmıştır. Belgesel, bu döneminin tanıklığını da verebilmek için Amerika’ya yolculuk yapıyor, orada Kerim’i tanıyanlarla konuşuyor, müziğini ve Amerika’dan esrarengiz yok oluşunu irdeliyor. Yavuz’a dair arşiv görüntüleriyse onu oğlu Yavuzcan ve eşiyle birlikte sevgi dolu anlarla gösteriyor. Yavuz’un hem muhteşem parçalarını, gitarını ve sesini dinliyoruz hem de köpeklerle ve çocuklarla iyi anlaşan güzel bir insan olarak tanıyoruz onu.

Blue
Kerim Çaplı

Blue’da yönetmenin varlığını hissetmiyoruz, sesini sadece Kerim’in kimsenin bilmediği kayıtlarını dinlediğimiz zaman duyuyoruz. Bu açıdan belgesel, katılımcı bir yaklaşıma başvurmuyor, yönetmen belgeselin gidişatına dahil olmuyor. Filmin en samimi sahneleri, Kerim’in arkadaşlarının onun kayıp kayıtlarını dinlediği anlar. Funk tadında, Chicago grubunu andıran kayıtlar bunlar. Belgesel, Yavuz Çetin’in oğlu Yavuzcan’ın ve arkadaşlarının düzenlediği ‘Yavuz Çetin Müzik ve Barış Festivali’ne de bağlanıyor. Ayrıca 1990’ların fanzin kültürüne de değiniyor, bu sahnede karşımızda bir anda Laneth gibi fanzinlerden sayfalar ve görseller buluyoruz, böylece belgeselin yolu metal/rock medyası ve kültürüyle de kesişiyor.

Blue, sürekli arayış hâlinde olan bu iki büyük müzikal dehanın, bazen coşkun, bazen çaresiz ama hep melankolik hikâyesini anlatıyor. Bunu yaparken yer yer klasik belgesel üslubuna yaslanarak söyleşilere fazla bel bağlıyor. Yine de, 1990’lardan ulaştığı arşiv görüntüleri, fotoğraflar ve kayıtlar ile bugünden röportajlar önemli bir döneme ve dönüşüme tanıklık ediyor; seyircisini 1990’ların Kemancı, Akmar, Shaft ve Mojo gibi mekânlarında bir yolculuğa çıkarıyor. Türkiye’de rockumentary’nin önemli bir örneği olarak görebileceğimiz Blue’yu bugün izlemek, sadece Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı gibi iki müzisyeni kaybettiğimiz ve özlediğimiz için değil, bildiğimiz Beyoğlu artık yerinde durmadığı için de melankolik bir seyir deneyimi.


Blue, 19 Nisan 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.