Şu An Okunan
Dünyadan Haberler: Kaptan Yine Çok “Beyaz”

Dünyadan Haberler: Kaptan Yine Çok “Beyaz”

Dünyadan Haberler’de 19. yüzyılın ABD’sindeki ayrışmanın ve emekleme dönemindeki acımasız kapitalizmin bir portresine tanık oluyoruz. Ne var ki yönetmen Paul Greengrass’ın birçok filmindeki cesaret ve özgünlük noksanlığı bu westernde de fazlasıyla sırıtıyor; politik doğruculuk hamleleri ise samimiyet testinden geçemiyor.

John Ford’un ünlü klasiği Çöl Aslanı’nın (The Searchers, 1956) ikonik finalinde yıllar önce yerlilere esir düşmüş Debbie’yi “kurtaran” Ethan (John Wayne) ve dostları eve dönerler. Artık bir genç kız olmuş Debbie’nin “medeniyete” yeniden uyum sağlaması kolay olmayacak gibi görünmektedir. Dünyadan Haberler (News of the World) bir bakıma o filmin bıraktığı yerden başlıyor ve neden kolay olmayacağını Çöl Aslanı’ndan tam 65 yıl sonra gösteriyor.

İç Savaş gazisi Yüzbaşı Kidd’le (Tom Hanks) tanışıyoruz. Eski bir matbaacı. Mürekkep yalamış bir adam. Savaşla birlikte kendini kan revanın ortasında bulmuş ve savaştan sonra kasaba kasaba dolaşıp insanlara gazetelerden ‘haberler’ okuyor. Televizyon haberciliğinin 19. yüzyılda vücut bulmuş hâli o bir bakıma. Bir gün Kidd yolda kimsesiz bir kıza rastlıyor. Johanna (Oyunbozan’la tanıdığımız Helena Zengel) adındaki bu kız önce Kiowa yerlileri tarafından ailesinden koparılmış, ardından “beyaz adam” yeni ailesini katlederek kızı tekrar kimsesiz bırakmış. Filmde de denildiği gibi, Johanna iki kez öksüz bırakılmış. Kızın akrabalarını bulmak üzere Kidd’le birlikte uzun bir yolculuğa çıkıyorlar…

“Hanks, artık personasına dönüşen dürüst ve temiz Amerikalı’yı o vahşi ortamda bir kez daha yineleyerek filmin inandırıcılığını zedeliyor.”

Kidd ve Johanna’nın yolculukları esnasında yaşadıklarıyla biz de Kuzey ve Güney arasındaki savaşla iyiden iyiye derinleşen ayrışma ve bölünmenin, ırkçılığın, emekleme dönemindeki acımasız kapitalizmin bir portresine tanık oluyoruz. Özellikle bufaloların derilerinin yüzüldüğü devasa katliam, izlerken rahatsız ediyor. Yönetmen Paul Greengrass, film boyunca Amerika’nın bugününde de hüküm süren, üzerine bina edildiği kimi sosyo-ekonomik problemleri göstermede başarılı.

Paulette Jiles’ın aynı adlı romanından senaryoyu Luke Davies’le birlikte kaleme alan Greengrass, iş ideolojiye gelince, önceki bazı filmleri, örneğin Uçuş 93 (United 93, 2006) veya yine Tom Hanks’in bir başka “kaptan”a hayat verdiği Kaptan Phillips’teki (Captain Phillips, 2013) gibi, fazlasıyla “Batı yanlısı”, “beyaz” bir taraftan aktarıyor hikâyeyi. Birçok filminde gördüğümüz cesaret ve özgünlük noksanlığı burada da fazlasıyla sırıtıyor. Hikâyeye yaratıcı dokunuşlar yapamıyor. Politik doğruculuk adına gösterdiği şeyler ise biraz da bu yüzden samimiyet testinden geçemiyor.

Tom Hanks’in varlığı da bu bağlamda, böylesine etkileyici görüntüleri ve yapım tasarımı olan bir filme zarar vermeye başlıyor bir noktadan sonra. (Dariusz Wolski’nin görüntüleri için ayrı bir parantez açılmalı. Dönemin gerçekçiliğini yakalamak adına özellikle kasabalardaki gece iç ve dış mekân çekimlerinde kaynak ışık olarak yalnızca gaz lambalarından faydalanmak bu sahnelere daha önce westernlerde pek görmediğimiz türde esrarengiz bir loşluk katıyor.) Hanks, ne yazık ki, artık personasına dönüşen dürüst ve temiz Amerikalı’yı, bu kez kaynağına inerek, 19. yüzyılda yaşamış Güneyli bir Amerikan vatandaşı olarak, üstelik o vahşi ortamda bir kez daha yineleyerek filmin inandırıcılığını zedeliyor.

Birkaç aksiyon sahnesinde de kameranın arkasında Bourne serisinin avuç terleten sahnelerine imza atmış usta bir yönetmen olduğuna inanmak gerçekten zor. Kidd’in arabanın kontrolünü kaybedip uçurumdan yuvarlanmak üzere olduğu sahne kötü çekilmiş ve kurgulanmış ne yazık ki.

Velhasıl, Yüzbaşı Kidd’in anlattığı kimi haberlerdeki hikâyeler ne yazık ki bu filmde anlatılandan daha heyecanlı!

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.