Şu An Okunan
Kadın İsterse: Nostaljinin Sonu

Kadın İsterse: Nostaljinin Sonu

Kadın İsterse

Kadın İsterse’yi François Ozon, yapımcılarının Nicolas Sarkozy’nin yaşam öyküsünü sinemaya aktarmasını önermeleri üzerine çekmiş. Peki Ozon’u, bu güncel meseleden uzaklaştırıp 70’lere ait bir tiyatro oyununun, siyasi tarafları siyah ve beyazlardan oluşan dünyasına yönelten ne olabilir? Kadın İsterse sadece 70’lere dair bir film mi?


Bu yazı, Altyazı’nın Mayıs 2011 tarihli 106. sayısında yayımlanmıştır.


Kadın İsterse (Potiche, 2010), Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Suzanne Pujol’ün göl kenarında koşuya çıktığı bir sahneyle açılıyor. Oyuncu isimleri 70’ler televizyon estetiğine özgü fontlarla perdeye yansırken, filmin ismi de aynı retro anlayış gereğince parıldayarak bu cennetimsi tablodaki yerini alıyor: Göz kamaştıran bir bahar ışığı, kadraja nazikçe dahil olup uzaklaşan bir alageyik, Madam Pujol’ün naif bakışları eşliğinde çiftleşen tavşanlar, ağaca tırmanırken halinden fazlasıyla memnun görünen ev kadınına göz kırpan bir sincap… Pembe dizilerin müziklerini aratmayacak neşeli melodiler… Her haliyle fazla cıvıl cıvıl, fazla güzel, yapay bir ortam. Koşullar, postmodern alaycılık için son derece müsait: Karşınızda, bu göz boyayıcı burjuva perdesini silkeleyerek ardında saklanan mutsuzluğu görünür kılmaya niyetlenen bir film olduğunu düşünmeniz işten değil. Oysa Sitcom (1998) ve Katil Âşıklar (Les amants criminels, 1999) yıllarındaki öfkeli genç hallerinden gittikçe uzaklaşan François Ozon’un niyeti bu değil. Zira, karısını eve hapseden aksi ve cimri Mösyö Pujol’ün arz-ı endam etmesiyle bu dünyanın foyası hemen meydana çıkıyor; ortada saklanacak bir şey olmadığı, her şey en kaba saba haliyle görünürde olduğu için ironik alaycılık bu dünyada barınamaz. Ozon’un parodiye meylettiği de söylenemez. Belli ki amacı, miadını çoktan doldurduğu için bugünün izleyicisine gülünç görünen birtakım anlatımsal öğelerin içini iyice boşaltıp sulu ve uçuk bir komedi yapmak değil: Temkinli bir biçimde baştan sona filmin teatral tonunu dengede tutuyor ve en melodramatik anlarda bile, karakterlerine üstten bakan bir hicve izin vermiyor. Ozon’un tavrında, bu karton varlıklara yönelik bir şefkat gizli; temsil ettikleri ahlaki ve siyasi konumları kıyafetleriyle, beden dilleriyle, konuşma biçimleriyle, mimik ve tavırlarıyla, kısacası üzerlerinde taşıdıkları her şeyle ortaya koyan hallerinden keyif alıyor adeta. Alaycılığın tam aksine doğru yol alarak, içsel unsurlarla dışsal unsurların, gösterilen ile gösterenin bu aşırı örtüşmüş hallerini bağrına basıyor yönetmen.

Kadın İsterse

Ozon verdiği röportajlarda, filme esin kaynağı olan tiyatro oyununu günümüze uyarlamayıp, orijinalinde olduğu gibi 70’lerde geçen bir hikâye olarak ele almasının gerekçesi olarak Fransa’da Komünist Parti’nin, zamanında % 20 oyu varken bugün % 2 oya bile zor ulaşmasını gösteriyor. Yönetmenin bu cevabı, karakterlerini ve dahası filmin retro estetiğini niye bu denli benimsediğine dair ipucu verebilir: Ozon, mazlum ile zalimin birbirinden net bir biçimde ayrıldığı, siyasal tarafların ayan beyan ortada olduğu, karakterlerin kolaylıkla kapitalist patron (Mösyö Pujol), komünist (Maurice Babin), pasifist (Laurent Pujol), bireyci (Joëlle) ve liberal burjuva (Madam Pujol) olarak sınıflandırılabileceği bir dramatik dünyanın keyfini çıkarmak istiyor. Günümüzün siyasi ikliminin belirsizliklerinden, uluslararası şirketleşmenin farklı bir dünya tahayyül etmeyi imkânsızlaştıran hegemonyasından uzak, çatışmaların dengeleri altüst etme potansiyeli taşıdığı bir sinemasal diyarın kollarına bırakıyor kendini. Siyah ile beyazın ayırt edilemediği, grilerle çevrili şimdinin dünyasından kaçıp, geçmişin her şeyin siyah ve beyaz olarak kolaylıkla ayrıştırılabileceği hayalî sinema diyarına sığınıyor.

Bu açıdan bakıldığında Kadın İsterse, Fredric Jameson’ın, tarih ve zamanla baş etme konusundaki aczin bir sonucu olarak şekillendiğini düşündüğü postmodern kültürün bir ürünü olarak görülebilir: Geçmişe ait üslupların (19. yüzyıl Paris’inin Bulvar tiyatrosu, 70’lerin TV dizileri vb.) tarihsellikten kopartılarak üretilmiş bir taklidi ya da kısaca “nostalji sineması”. Ozon’un, yapımcılarının Nicolas Sarkozy’ye dair bir film yapma teklifi üzerine bu projeye yönelmiş olmasının da bunu teyit ettiği, “zamanla baş etme konusundaki aczin” onu siyahın tam olarak siyah, beyazın tam olarak beyaz olduğu melodramatik bir evrene yönelttiği düşünülebilir.

Kadın İsterse

‘Gerçek’leşen Fantezi

Ancak Kadın İsterse’nin 70’ler estetiğinin nostaljik cazibesini kullanma biçiminin, sıradan bir postmodern parodiden daha yenilikçi, siyasal farkındalığının da daha güçlü olduğunu söylemek gerek. Zira yakın tarihin siyasal olaylarını retro estetiğe bulayıp beyazperdeye taşıyan sıradan nostalji sineması örneklerinin temelde yaptıkları şey, söz konusu dönemi öncesinden ve sonrasından ayırarak, çözülmemiş olanı çözülmüş gibi sunmak, geçmişte kalmış ve üstesinden gelinmiş bir toplumsal problem olarak rafa kaldırmak. Ozon ise hikâyedeki çatışma noktalarını silip süpürmüyor, politik çıkmazı farazi bir çözüme kavuşturmaktansa, Madam Pujol’ün kimlik dönüşümü dışında karakterler ve siyasi taraflar arasındaki çatışmaları olduğu gibi bırakıyor. İlk başta Kadın İsterse de esinlendiği, 19. yüzyıl burjuvalarına yönelik vodviller gibi ütopik bir değişim fantezisi kuruyor: Madam Pujol bir anda zincirlerini savurup özgürleşiyor, fabrikanın idaresini üstleniyor, çocuklarını da seferber edip ‘aile’yi adeta organik bir bütün gibi, her bireyin kendi yeteneklerini kullanarak kusursuzlaştırdığı bir yönetim mekanizmasına dönüştürüyor. Ancak Ozon işi burada bırakmıyor, düzenin kusurlarından arınmış biçimde yeniden tesis edildiği, seyirciyi rahatlatacak bir fanteziyle sonlandırmıyor filmi. Aile içindeki husumetler yumuşuyor belki ama ortadan kalkmıyor ve yaşanan tüm karmaşadan sonra gerçek anlamda “değişen” tek karakter de Madam Pujol oluyor. Filmin sonundaki seçimler 1978’de yapılıyor ve 1980 sonrasında Marksist-devrimci siyaset güç kaybedecek, yerini serbest piyasa düzenini verili kabul edip bastırılmış kimliklerin varolan sosyoekonomik düzen içindeki temsil alanını genişletmeye yönelen bir politik söyleme bırakacak. Madam Pujol’ün seçimlerde komünist Babin’i alt ederek sınıfının, birikiminin, geçmişinin “doğal” bir ürünü olarak, medyatik ilgiden beslenen liberal, feminist ama oldukça da popülist bir politikacıya dönüşmesi, bir ‘kendini gerçekleştirme’ katharsisi olduğu kadar siyaset yapma biçimlerindeki bu değişime de gönderme yapan bir final. Ozon’un fantezi alanına yaptığı bu realist bir müdahale Kadın İsterse’yi retro şıklığa sahip bir 70’ler fantezisi olmaktan çıkarıyor, doğrudan günümüzün siyasi âdetleriyle, kimlik politikalarıyla ekonomipolitiğin bir türlü uzlaşım sağlayamamaktan mustarip olduğu güncel siyasal iklimle ilişkilendiriyor. Diğer bir deyişle, Ozon seyirciyi önce siyah-beyazların ferahlatan dünyasına gönderiyor, ardından üzerine güvenle bastığımızı düşündüğümüz bu zemini kaydırarak bizi bugünün siyasal çelişkileriyle yüz yüze getiriyor. Madam Pujol’ü yıldızlaştırıp diğer karakterleri ve fabrikadaki dinamikleri kendi haline bırakan bu final, Ozon’un bir söyleşide değindiği gibi, bir bakıma karakterlerin geleceklerine dair bilgiler veren yazılar gibi işliyor: Fantezi perdesi yırtıldığında, hikâye 70’lerin sonundaki siyasi değişimle (reel olanla) ilişkilendiğinde, karakterler de sadece filmin farazi dünyasına ait tipler olmaktan çıkıyor, bugünün dünyasında hayal edilebilir hale geliyorlar. Biliyoruz ki, Pujol ailesinin tüm fertleri hâlâ üç aşağı beş yukarı filmin sonunda bulundukları yerdeler: Mösyö Pujol bir uluslararası şirkette CEO, işçiler greve gittiğinde artık kendi çıkarlarını değil, küresel sömürü sistemine bağlı birtakım rakamları bahane olarak gösterebiliyor; Joëlle aile birliğini korumuş, kocası da az çok yanında, bir yandan çalışıyor bir yandan da çocuklarına bakıyor; Laurent hâlâ pasifist ve sosyalizmle sadece romantik bir bağ kuruyor, endüstriyel tasarımdan para kazanıyor, güncel sanatla ego tatmini sağlamaya çalışıyor; Maurice Babin ise hâlâ kitleler için, işçi ve sendika hakları için mücadele ediyor ama Komünist Parti’nin bugünkü oyları ancak % 2’ye ulaşabiliyor. Kadın İsterse, bizi önce nostaljik bir evrene, yalnızca perdede varolan bir 70’ler dünyasına götürüyor, ardından da, düzeni düzeltmeyen, sadece ‘birey’in kazandığı ironik mutlu sonuyla o perdeyi yırtıp nostaljiye son veriyor. Madam Pujol kendini gerçekleştirdi, sincap ağaçtan göz kırpıyor!


Kadın İsterse, 10 Haziran 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.