Şu An Okunan
Meçhul Kız: Bir Kent Doktoru

Meçhul Kız: Bir Kent Doktoru

Film noir türünün yavaş yavaş olayların içine çekilen dedektif figürünü bir doktor olarak yeniden yorumluyor Meçhul Kız. Başrolünü Adèle Haenel’in üstlendiği filmde Dardenne Kardeşler kentsel kopukluk içindeki görünmez çengelleri arıyorlar.


Bu yazı, Altyazı’nın Ocak 2017 tarihli 168. sayısında yayımlanmıştır.


Göl kenarı, nehir kenarı, bir apartman kapısının önü, bir çukurun eşiği, bir veranda, bir futbol sahasının çizgilerinin dışı… Kent coğrafyasının eşikleri Dardenne Kardeşler filmlerinde önemli bir yere sahip. Sadece kritik sahnelerin buralarda vuku bulması değil mesele. Karakterler çoğu kez aynı hizadalar. Kolay açıklanamaz bir ‘aynı zeminde olma’ hâli filmlerin dünyasında kendini derinden hissettiriyor. Bu durumu değiştiren, karakterleri ayıran bir yükselti, bir eğim olduğunda da hemen fark ediyorsunuz. Paylaşılan zeminin, aynı yere ayak basmanın hissedilir olması, oradan düşme ihtimalinin de filmlerin yüzeylerinde kendini daha fazla göstermesini sağlıyor… Bresson’un Mouchette’inin (1967) göl kenarında gibiyiz hep, sadece Rosetta’ya (1999) özgü değil bu, bütün Dardenne filmlerinde hep bu his hâkim. Karakterler kendilerini bıraksa, koyverse düşecek, yuvarlanacaklar sanki. Ya da Rosetta’da olduğu gibi biri düşecek göle, diğeri çalı çırpıyla çekecek onu tekrar yüzeye.

Meçhul Kız’da (La Fille Inconnue, 2016), Rosetta’daki o göl kenarı nehir kenarına dönüşüyor; insanı kendine doğru çeken, o dayanılması zor eğimse apartman katlarına… Dardenne Kardeşlerin Liège’de çektiği Meçhul Kız her şeyden önce bir şehir filmi. Jules Dassin’in The Naked City’sini (1948) hatırlayalım mesela. İşlenen bir cinayetin etrafında New York’un sokaklarını, caddelerini, mahallelerini kat ettiğimiz, farklı toplumsal sınıflarından insan portreleriyle karşılaştığımız o müthiş film noir’ı. Noir stili ve içeriğiyle doğrudan ilişki kurmuş olsunlar ya da olmasınlar, hiç kuşkusuz Dardenne Kardeşler de böylesi bir şehir duygusunun izindeler filmde. Cinayet, onlar için de farklı kentsel alanları ve aralarındaki kopukluğu resmetmeye yarayan, karşılaşmaları motive eden bir unsur. Öte yandan, Guy Lodge, Variety’deki yazısında başkarakter Doktor Jenny Davin’i hard-boiled dedektif figürüne benzetmekte haklı. Gerçekten de Jenny, soğukkanlı mizacı, renk vermeyen yüz ifadeleri, mesleğini icra ederken duygusallıktan kaçınması ve stajyerine de bunu öğütlemesiyle film noir dedektiflerini getiriyor akla. Ama bunun da ötesinde, emniyet örgütlenmesinin çözemediği, daha doğrusu izini sürmediği bir cinayet vakasına, meslek dışından birinin sivil iradeyle sahip çıkması tam bir noir hikâye motifi.

Ama bu hikâye motifi, günümüz sinemasında daha çok, gerek anaakım Hollywood gerilimlerinde olsun, gerek onlara özenen bilumum güncel yapımda, kurumların işlevini yitirdiği, yozlaştığı bir toplumsal tabloda bireyselliği, vigilantizm’i (kişinin kendi hukukunu araması) ve nihayetinde bireysel kahramanlığı öven bir biçimde karşımıza çıkıyor sıkça. Dardenne Kardeşler’in, politik bakışlarına ters düşen bu izleği nasıl kendi düşünsel ve anlatımsal araçlarıyla yonttuklarını izlemek, Meçhul Kız’ı başlı başına ilginç kılan bir unsur. Soru şu: Gerçeğin peşine düşen birey-dedektif anlatısı, toplumsal yapı ve sınıfsal perspektifin üzerinden atlamadan, ya da toplumsallığı öne çıkarırken bireysel sorumluluğu hiçe saymadan tekrar ele alınabilir mi? Esasında Jules Dassin gibi, Amerikan noir’ını toplumsallaştıran isimlerden Claude Chabrol gibi suç hikâyelerini burjuva eleştirisine dönüştürenlere, pek çok yönetmenin kendine sıkça sorduğu bu soruyla Meçhul Kız’da Dardenne Kardeşler de karşı karşıya. Verdikleri cevap da oldukça ikna edici.

Zoraki Psikolog

Kardeşlerin öncelikli hamleleri, İki Gün ve Bir Gece’deki (Deux Jours, Une Nuit, 2014) formülü dedektiflik anlatısına taşımak. Tıpkı bu filmde Marion Cotillard’ın canlandırdığı, işten atılmamak için çalışma arkadaşlarıyla görüşmeler gerçekleştiren Sandra karakteri gibi, Meçhul Kız’ın Doktor Jenny’si de yaptığı iş aracılığıyla insanlara erişen bir karakter. Ama Sandra’dan farklı olarak Jenny’nin bir özelliği daha var: Jenny aynı zamanda, hayatla ve birbiriyle bağı zayıflamış insanlar için, hasbelkader ‘psikolojik danışman’ hâline gelen bir figür. Daha ilk sahnelerden Jenny’nin bu niteliğine dikkat çekiyor yönetmenler; bir hastasıyla onun arkadaşı, doktor Jenny için yazdıkları parçayı söylüyorlar. Yani Jenny, sadece ‘kapıyı açsaydım kurtulurdu’ düşüncesiyle, vicdani yükünden dolayı cinayet vakasının peşine düşen bir karakter değil, aynı zamanda failin kendisi ve oğlu da dâhil, çevresindeki birçok insanın içini döktüğü bir nevi zoraki psikolog. Doktor figürü, sadece dedektifliğe soyunarak değil, insanlarla fiziksel tedavinin ötesinde bir iletişim kurarak da kendi mesleki alanının dışına çıkıyor.

Dardenne Kardeşler film noir’ın duygusal bağ kurmaktan kaçınsa da yavaş yavaş olayların içine çekilen dedektif figürünü, toplumsal tahayyülde, özellikle ahlaki ve ekonomik kriz dönemlerinde bir nevi ruhani kimlik kazanan doktor figürü üzerinden tekrar yorumluyorlar. Bu da onlara, bilindik bir hikâyeye, karakterin erişim alanı üzerinden sınıfsal bir boyut kazandırma olanağı tanıyor. Ama aynı zamanda meseleyi daha makro bir sembolik düzleme de taşıyor. Göçmenlere sınırlarını kapayan, isimsiz gömülenlerin diyarı hâline gelen Avrupa’nın psikesine dair bir cümlenin kulağımıza fısıldandığını duyar gibi oluyoruz filmde: Hasta ama hastalığının farkında olmayan, semptomlarla ilgilenirken sebepleri hasıraltı eden ya da sınırları dışına atan bir kıta. 

Görünmez Çengellerin Peşinde

Önceki filmlerinde kenti, işçi sınıfı ve göçmenler için bir yalnızlık mekânı olarak çizen yönetmenler son iki filmlerinde ayrışma, iletişimsizlik ve yalnızlık kadar, dayanışmaya, insanların kurumsal rollerinin ötesinde birbirine destek olma ihtimallerine dikkat çeken, bu yönde bir arayışı hissettiren bir anlatıya yöneldiler. En didaktik olarak görülen filmleri de bunlar oldu. Oysa bu, didaktizmden ziyade farklı bir hikâye yapısına yönelme ihtiyacına tekabül ediyor. Belki de giderek karanlığa gömülen, sağın ekonomik krizi yabancı düşmanlığını kışkırtmak için kullandığı bir Avrupa tablosunda, yalnızlaşmaya dair daha fazla film yapmak istemedikleri için yeni formların peşine düşüyorlar. Kentsel kopukluk içindeki görünmez çengelleri arıyorlar Dardenne Kardeşler ve bu da onları bir yandan yalnızlığın kuşattığı (İki Gün ve Bir Gece’deki intihar sahnesini, Meçhul Kız’daki mutfak, pencere başı planlarını düşünün) ama diğer yandan daha çok karakterin birbiriyle karşılaştığı formlara yöneltiyor. İki Gün ve Bir Gece’nin haneden haneye hızla seken, sahnelerin sıkı sıkıya bağlı olduğu anlatımından başka bir yere de açılıyor Meçhul Kız; kullanım dışı kalmış sanayi bölgelerine, kayıtdışı göçmenlerin gelip geçtiği internet kafelere, ama en önemlisi son sahnenin işaret ettiği gibi, aslında pek çok kentli için hayat ve anlamla ilişki kurulan yerlerden biri olan, ilkelerinden kopmamış doktorların halen var olduğu ve insanlarla irtibat kurduğu küçük muayenehanelere uzanmalarını sağlıyor.

Yazının başına dönüp, Dardenne sinemasının, kent coğrafyasının zemini ve engebeleriyle olan sıkı bağını tekrar düşünelim. Zil çaldığında kapıyı açtırmayan, stajyerine duyguları tarafından ele geçirilmemesini salık veren doktor imgesine tekrar bakalım. Stajyerin hekimlikten vazgeçip kırsala gitmesini, doktor Jenny’nin ona tekrar inanç aşılamaya çalışmasını düşünelim. Hiç kuşkusuz Dardenne Kardeşler yine aynı yerdeler; düşenleri ve düşenlere el verenleri anlatıyorlar. Düşülen yer bazen bir çukur oluyor, konuşmak istemeyen bir çocuğun peşinde… Bazense kentten düşülüyor, yılgınlıkla ve anksiyeteyle. El uzatmanın, hep bir üstünlük ilişkisini dayattığı bir dünyada, bunun bir erdem olarak tınlamayacağı, görülmeyeceği filmler yapıyor Dardenne Kardeşler; nihayetinde herkesin aynı zemine ayak bastığını hatırlatan filmler. Yukardaki doktor hep kendini ‘kapı başında’ hayal etmeye devam edecek belki, meçhule karışan kadınla aynı hizada, onunla eşit. Gözetim kamerasındaki görüntünün, o saniyelik ânın zihnimize kazınması bu yüzden belki.


Meçhul Kız 6 Şubat 2021 tarihinden itibaren MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.