Şu An Okunan
Lumière Film Festivali’nde Dardenne Kardeşlerden Sinema Dersi

Lumière Film Festivali’nde Dardenne Kardeşlerden Sinema Dersi

Dardenne Kardeşler, Lyon’da Ekim ayında düzenlenen Lumière Film Festivali kapsamında sinema sanatına katkıda bulunmuş kişilere verilen Lumière Ödülü’nün bu yılki sahibi oldu. COVID-19 salgını önlemleri çerçevesinde gerçekleştirilen festivalde usta yönetmenler bir de sinema dersi verdiler.

Tuba Gültekin

Usta yönetmenlerin sinema dilini oluşturan evren, seyirci ve sinema emekçilerinde merak uyandıran bir gizem. Özellikle auteur sinemasının özgünlüğü, bu sinema dilinin ne zaman, hangi şartlarda, nasıl oluştuğunun yanıtıyla doğrudan ilişkili. Senaryo öncesi öykünün çıkış noktası neresi? Çekim hazırlıklarında nasıl bir süreç izleniyor? Kamerayı nereye, nasıl yerleştiriyorlar? Oyuncuları nasıl hazırlıyorlar? Kısacası, bu sinema diline özgünlüğünü veren sır ne? Belçikalı Dardenne Kardeşler, Ekim ayında Lyon’da düzenlenen Lumière Film Festivali’nde verdikleri sinema dersinde bu sorulara açıklık getirdiler.

Dardenne Kardeşler sinemasında ana karakterlerin geçirdiği dönüşüm, film yapım sürecinin çizgilerini en baştan belirleyen özelliklerden biri. Toplumun dışına itilmiş, yeniden var olabilmek için çıkış yolu bulmakta zorlanan, hayat kadar gerçek bu karakterlerdeki dönüşümü Söz (La Promesse, 1995), Rosetta (1999) ya da Bisikletli Çocuk (Le Gamin au Vélo, 2011) gibi Dardenne klasiklerinden geçen yıl gösterime giren Genç Ahmed’e (Le Jeune Ahmed, 2019), tüm filmlerinde gözlemlemek mümkün. Çoğu zaman öykünün çıkış noktasını kendilerine dokunan üçüncü sayfa haberleri üzerinden belirlediklerini anlatan Luc Dardenne, sonrasında gelen yazım sürecini teknik olarak şu şekilde özetliyor: “O olaydan yola çıkıp sonrasındaki sahne ve aksiyonlara karar veriyoruz. Tabii buna bir başlangıç ve bir son bulmak gerekiyor.” Filmlerinin sonunu belirleyen şeyin ise “karakterin diğer insanlarla tanışması sonucu başka birine dönüştüğü an” olduğunu söylüyor.

Kardeş yönetmenlerin takıntısı Jean-Pierre Dardenne’in deyimiyle “karakterlerinin bir figürden ibaret kalmasına” engel olmak, onları klişelerden uzak tutup özgün kılmak, “gerçekten var olmalarını” sağlamak. Buna örnek olarak Rosetta’nın senaryo yazım sürecinde somut bir baba figürü tasarladıklarını ancak sonradan bu öğeden vazgeçtiklerini anlatıyor: “Seyirciye örneğin kızını terk etmiş ya da ölmüş bir babadan bahsetmiş olsaydık, seyirci ‘Tamam, şimdi anladım! Rosetta bu yüzden böyle biri. Babası yok, annesi alkolik, böyle olması normal.’ diyecek, onu kafasında belirli bir kategoriye sokacaktı. Biz öykümüzü yazarken seyircinin film sonrasında o karakteri bir kenara atmasının önüne geçmeyi, karakterin seyircinin zihninde yaşamaya devam etmesini istiyoruz.”

Çekim Hazırlıkları

Her filmlerini kronolojik devamlılık içinde çeken Luc ve Jean-Pierre Dardenne için yaratım sürecindeki en önemli aşama çekim hazırlığı. Provaların başından itibaren oyuncuları kostüm ve aksesuarlarıyla deneme yapmaya yönlendirdiklerini anlatan Luc Dardenne çekim ölçeğine, açılara ve kamera hareketlerine en çok bu aşamada, oyuncularla bir araya geldiklerinde karar verdiklerini söylüyor. Jean-Pierre Dardenne’e göre ise oyuncunun dekor içindeki hareketi, davranışı filmin ritmini belirliyor. Jean-Pierre Dardenne, hazırlık aşamasının aslen oldukça somut ve teknik bir eylem oluşunu şu sözlerle anlatıyor: “Karakter aslında tam da bu anda doğuyor. Provalarda oyuncular üzerinde baskı yok, dekor halen değişebilir hâlde. (…) Sinema aslen bir malzeme işi, çok somut bir şey, el işçiliği. Eğlenceli olan da bu kısmı zaten. Sinemayı anlamayı, aslında anlamaktan çok da yaşamayı öğrenmemiz biraz zaman aldı.” Oyuncuyla karşı karşıya gelmeyi stresli bir deneyim olarak tasvir eden Jean-Pierre Dardenne, bu yüzleşme ânıyla başa çıkmada kendilerine en çok yardım eden öğenin dekor olduğunu söylüyor: “Dekor çok çok önemli. Yoksa oyuncunun vücudu korku verici. Bu vücutla ne yapacağız? Kadraja nasıl girecek, kadrajdan nasıl çıkacak? Bunlar ilk filmlerimizden beri bizim takıntımız oldu.”

Kamerayı Nereye Koymalı?

İzleyici gözüyle bize “Bu bir Dardenne Kardeşler filmi” dedirten hissin ardında yatan etken, yönetmen ikilisinin (belgeseller dâhil) yirmiye yakın filminin üretim sürecinde zamanla oluşturduğu sinema estetiği. Özellikle de sürekli hareket hâlinde olan, karakteri takip etmenin ötesinde onun hem fiziksel hem de ruhsal ilerleyişine eşlik eden kamera. Oyuncuların vücutlarının bütününü değil bir kısmını göstermek, hareket hâlindeki karakterle birlikte ilerlerken bazen hareketin başını ya da sonunu kadraj dışında bırakmak, kısacası ‘var olan’ ile ‘olmayan’ı temsil etme prensibi Dardenne Kardeşlerin sinema dilinin başlıca öğeleri. Jean-Pierre Dardenne mizansen anlayışlarından bahsederken ikilinin sinemasındaki ‘varlık’ ve ‘yokluk’ karşıtlığına da değiniyor: “Bazı şeyler fazlasıyla planlı ve kurgulanmış olsa da kaçırılan, elimizden kaçan şeyleri de kabul etmek gerek. Kaçırılan şeyler, kaçırılmayan şeyler kadar önemli. Bu, işin seyirciye düşen kısmı. Bağlantı ve devamlılığı kuracak olan seyirci.”

Luc Dardenne ise teknik olarak kameranın durduğu yeri net bir biçimde tarif ediyor: “Kamerayı tam ortaya koyuyoruz, bakmadığımız şeylerin ortasına… Söz’ü çekerken kadrajı boş ve dikdörtgen bir şey olarak hayal ettik. Sonra tabii onu doldurmak gerekiyordu. Bizim kameramız önce ortada ve karaktere yakın durur. Sonra karakterler tek tek kadraja girer, ona göre mesafe alırız. Vücudun tümünü görmeyiz. Jean-Pierre’in dediği gibi, onları ‘figür’ hâline getirmeyiz. Bir parçasını görürüz. Tek bir gözü ya da profilin bir kısmını çekeriz.” Kamera hareketlerinin ve açıların seçiminde ve çekim ritminin oluşmasında senaryo öğelerinin etkisini şu örneklerle açıklıyor: “Belgeselle olan ilişkimizden ötürü bir kişiyi çekelim ama ona hâkim olmayalım, diye düşünüyoruz. Örneğin Rosetta’nın nereye gideceğini bilmiyoruz. Kendisi de bilmiyor. Biz de onu takip edelim, arkasında olalım diye düşündük. Savaş kamerası gibi, onu takip edelim istedik. O sağa giderse kamera da sağa gitsin, sola giderse kamera da sola gitsin. (…) Genç Ahmed için şunu dedik: Bu çocuk neyi arzuluyor? İmam ona öldürme arzusunu verdi, öğretmenini öldürmeyi arzuluyor. Ölüme giden bir maratona girişecek. Kimse onu durduramayacak. Dolayısıyla onu bir yarış içinde çekeceğimizi biliyoruz. Çok uzun duraklamalar olmamalı, yoksa yarışın ritmini kaçırırız.”

Züccaciye Dükkânında İki Yavru Fil

Dardenne Kardeşlerin yaşamın gerçekliğine yakın yönetmen bakışları ve kimliklerinin oluşmasında çocukluklarını geçirdikleri ve birçok filmlerine dekor olan, Belçika’nın Liege kentine bağlı Seraing ilçesinin önemli rolü var. Gelişmiş bir sanayi bölgesi olan Seraing’de işsizliğin artması, uyuşturucu ticaretinin ve yasadışı seks işçiliğinin yaygınlaşması, yıllar sonra bu mekânı ziyaret eden yönetmenlerde derin bir iz bırakmış. 1974’te Seraing’e döndüklerinde Luc Dardenne’in deyimiyle “çok yalnız gençler” görmüşler. Bu şehirde çektikleri video portrelerin ve belgesellerin ardından yaptıkları birçok kurmaca filmde ana karakterler çocuktur. Luc Dardenne yönetmenlik serüvenlerinde kendilerine en çok dokunan konuların Seraing’deki deneyimlerine dayandığından şu sözlerle bahsediyor: “Bu sinematografik bir seçim değil, insani bir seçim. Çocuk dediğin çok yalnız bir şey günümüzde.”

Dardenne Kardeşlerin sinema dilini özgün kılan şey, belki de kişisel hayat öykülerinin insani gerçekliğe bu kadar yakın ve bu kadar samimi oluşu. Jean-Pierre Dardenne’in sinema sektörüne adım attıklarında yaşadıkları korkuları tasvir etmekte kullandığı samimi ve naif ifade de bu sinema dersinden geriye kalan en çarpıcı anılardan biri: “Mesleği kendi kendimize öğrendiğimizden bir kompleksimiz var: Sinema sektörüne girmek. Başlangıçta züccaciye dükkânına giren iki küçük fil gibiydik. Züccaciye dükkânını sinema olarak düşünün. Bu korku aslında iyi ki var. Size çalışma enerjisi veren şeyler korku, stres, risk… Aslında kamerayı nereye koymamız gerektiğini hiçbir zaman çok iyi bilmedik. Bazen bildiğimizi sandık. Bu bizim için bir sorundu ama kurtuluşumuz da oldu aynı zamanda. Çünkü sonra Söz’ü yaptık. Bugün de işte buradayız.”

Dardenne Kardeşler sinema dersinin düzenlendiği gün, Paris yakınlarında bir ilçede ortaokul öğretmeni Samuel Paty, ders kapsamında gösterdiği Charlie Hebdo karikatürleri sebebiyle radikal İslamcı gruplar tarafından hedef gösterilmesinin ardından katledildi. Fransa toplumunda travma yaratan bu olay doğal olarak Dardenne Kardeşlerin, cihatçı grupların etkisiyle gün geçtikçe radikalleşen ve öğretmenini öldürme planları yapan bir gencin öyküsünü anlattığı Genç Ahmed’i getirdi akıllara. İki usta öykü anlatıcısının gerçek hayata ne kadar içten baktıklarının en somut ve güncel örneklerinden biri de bu olsa gerek.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.