Şu An Okunan
Mekânlar ve Yüzler: Ortak Seyyahların Oyun Alanı

Mekânlar ve Yüzler: Ortak Seyyahların Oyun Alanı

Agnès Varda’nın fotoğrafçı ve sokak sanatçısı JR’la birlikte yönettiği Mekânlar ve Yüzler, rotası kati olmayan bir yolculuğun belgeseli. Varda ve JR’ın beraber çıktıkları yol, bu ortak seyyahların sanatsal oyun alanında bir gezinti vaat ediyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Mart 2018 tarihli 181. sayısında yayımlanmıştır.


Agnès Varda’nın sinemasal mirasını pek çok açıdan özetleyen Toplayıcılar’ı  (Les Glaneurs et la Glaneuse, 2000) izlediyseniz, bir yanıyla hayli kişisel olan filmin şu sahnesini hatırlarsınız: Tüm belgeseli sokaklardan çeşitli şeyleri toplayarak hayatta kalan insanları gözlemlemeye adayan Varda, kendi sinema ve yaşam pratiğinin içinde de bir ‘toplayıcılık’ fikri bulur. Etraftan topladığı kalp şeklindeki patatesleri biriktirir, onları bir rafa dizer ve çürümeye bırakır. Yaşamı(nı) bu güzel, kalp şeklindeki patateslerin döngüsüne benzetir. Her filminde kendi hayatı üzerine, hafızası üzerine, ölümle yüzleşme üzerine düşünmeyi seven Varda, bunu mutlaka kişisel bir dokunuşla ama kendi içine de çok gömülmeden yapmayı başarır. Onu, benzer temalara dalan isimlerden ayıran da, ufkunu hep genişliklere doğru açması, kendi kasvetine saplanıp kalmamasıdır. Çıkış noktasını toplumsal bir yerden (tüketim çarkının dışında kalanlar, emekleri artık işlevsiz olanlar…) alır çoğu kez; sonra bunu kendi hafızasına ve duygusal birikimine bağlar, oradan fotoğraflar bulur ve ortaya çıkan imgeler sokağa doğru giderek yayılarak kendi duygusal yükünden dışarılara, denizlere, kumlara doğru dağılmaya başlar. Agnès’in Plajları’nda (Les Plages d’Agnès, 2008) olduğu gibi, Varda kendi hafızasıyla her yüzleştiğinde, başka insanların ve başka dönemlerin zihne üşüştüğü bir kolektif kumsal, bir toplu oyun alanı da çağırmış olur. Bu oyun alanının içinde, her şeyden çok da, sanat yapma pratiği ve sanatsal üretim üzerine birtakım şekiller çıkar ortaya.

Mekânlar ve Yüzler

Mekânlar ve Yüzler’in (Visages Villages, 2017) en akılda kalıcı sahnelerinden birinde, Varda’nın geçmişte çektiği, onda yoğun duygusal tesir bırakan bir fotoğrafın büyütülerek sahildeki bir kayanın üstüne yapıştırıldığını görürüz. Varda’yla birlikte bu filmin ortak yönetmenliğine (ortak seyyahlığına) soyunan JR, onun geçmişte ürettiği bu fotoğrafı olduğu gibi değil de hafifçe eğerek kayanın üstüne iliştirmeleri gerektiğini savunur. Uzun süren çabalar sonucu devasa kayanın üzerinde, yeniden üretilmiş fotoğrafa Varda ve JR ile birlikte bakarız. Fotoğrafın bağlamı, üretim pratiğinin içinde bambaşka bir anlam kazanmıştır şimdi. JR da bu fotoğrafı ‘üreten’lerden biridir. Fotoğraf giderek tüm o sürece dâhil olan insanların ürettiği bir imgeye dönüşür ama aynı zamanda Varda için o büyük duygusal değerini muhafaza etmeyi sürdürür. İkisi birbirini dışlamaz. Ertesi gün, kayanın bulunduğu sahildeki güçlü gelgitin etkisiyle, dalgalar fotoğraftan hiçbir iz kalmayacak şekilde onu sahilden siler. Varda burada, tek bir sahnede, Agnès’in Plajları’nda anlatmaya/anlamaya çalıştığı hafızaya dair güçlü bir eğretileme bulur. Sahildeki kumlarla kendi hafızasını, Agnès’in Plajları’ndan sonra bir kez daha eşleştirir.

Varda’yla arasında yaklaşık yarım asırlık bir deneyim farkı olan JR’ın varlığını, Mekânlar ve Yüzler’i ortaya çıkaran yolculuk boyunca bir an bile yadırgamıyorsunuz. Farklı şehirlere giderek, oradaki yüzlere bakmayı, o yüzlerin fotoğraflarını dev ölçeklerle şehrin duvarlarına taşımayı seven, hem fotoğrafçı hem sokak sanatçısı hem de performans sanatçısı diyebileceğimiz birisi JR. Varda gibi o da basit fikirlerden yola çıkıyor. Belgesel fotoğrafçılarına has bir ilgiyle sokakta gezinirken, popülizmin ucunda seyreden ama bir şekilde bunun kıyısından dönmeyi hep başaran; popüler ve ‘hip’ olurken de duygu yaratmayı başarabilen, sizi kendi oyun alanına katan bir çocuk hissi veren bir ‘yıldız sanatçı’ JR. Onunla Varda’yı bu yolculukta buluşturan şeyin başında, sokağa çıkıp, yüzeyde görünenle, suretlerle kurdukları ilişki yatıyor. İnsanların yüzlerine bakarken, oradan bir müphem derinlik, girift, katman katman bir anlam çıkarma uğraşında değiller. Olsa olsa (JR’ın İstanbul’a da uğrayan projesinde olduğu gibi) yüzlerdeki kırışıklıklara bakıyorlar, bunların sokaklardaki duvarların dokularına benzerlikleri karşısında hayrete düşüyorlar. Kırışıklıkların deneyimlerin bir izdüşümü olduğu gibi basit bir fikirle ilerliyorlar. O yüzlere kendi hikâyelerini sade bir şekilde dillendirme fırsatını sunuyorlar.

Mekânlar ve Yüzler

Liman işçilerine, çiftçilere, terk edilmiş maden kasabalarına doğru rotası kati olmayan bir yolculuğun belgeseli olan Mekânlar ve Yüzler, Varda ve JR’ın yolda karşılaştıkları yüzleri tanımaya çalışmasının, o yüzlerin bir kısmını fotoğraflayıp bir kısmını da şehrin hafızasında uçucu bir katkı olarak duvarlara yapıştırmasının belgeseli. Neden bu filmi çektiklerini, bambaşka ekollerden ve dönemlerden gelen iki sanatçı olarak neden yan yana durduklarını sürekli nükteli bir şekilde sorgulayan iki sanatçının/yönetmenin hınzır didişmelerinin de filmi aynı zamanda Mekânlar ve Yüzler. Hakikaten de, bir açıdan baktığınızda, tüm film, Varda’nın JR’a, yüzünden hiç eksik etmediği güneş gözlüklerini çıkarttırma çabası olarak da okunabilir. Yapılan yolculuktan hiçbir şey eksiltmez bu üstelik. Onların, filmin anlatısı, yolculuğun istikameti üzerine sürekli düşünmeleri, duvara asacakları fotoğrafları sergileme şekilleri üzerine tartışmaları, sanat pratiğinin ‘keyfî’ ya da ‘gelişigüzel’ olmanın sınırında gezinen, olumsallığıyla kıymet kazanan yapısına dair de bir paralel anlatı kurabiliyor.

Varda’nın tüm filmlerinde bir şekilde hissedilen o kişisel hafıza yolculuğu, Mekânlar ve Yüzler’de en çok da Godard’la karşılaşma/buluşma ihtimali ortaya çıkınca belirgin oluyor. JR ve Varda, Godard’ın yaşadığı sayfiye kasabasına doğru trende ilerlerken, Varda’nın Fransız Yeni Dalgası’yla, dönemin sinemacılarıyla, hayatının büyük bir kısmını beraber geçirdiği Jacques Demy’yle hatıraları, filmin oyunbaz, hınzır tonuna başka aralıklar ekleyen bir şekilde, hiç beklenmedik desenler çıkarıyor. Varda’nın pek çok filminde hissettiğimiz şekilde, yine, sinemanın kendisine dair, kameranın, temsilin ihtimallerine ve körelttiklerine dair bir düşünme aralığı oluşuyor belgeselin son düzlüğünde. Sonra gölün kıyısında oturulunca, JR ve Varda suyun genişliğine doğru bakarak yine oyun alanını bulmayı başarıyor. Nihayetinde, Godard’a bile zamanında kara gözlüklerini çıkarttırmayı başaran Varda, JR’ın güneş gözlükleri konusunda da küçük bir zafer elde ediyor. Yolculuğun döngüsü tamamlanıyor.


Mekânlar ve Yüzler, BluTV’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.