Şu An Okunan
Postacının Beyaz Geceleri: Hayal mi Gerçek mi?

Postacının Beyaz Geceleri: Hayal mi Gerçek mi?

Andrey Konchalovskiy’ye 71. Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Postacının Beyaz Geceleri, gerçek ve gerçeküstü, belgesel ve kurmaca arasında gidip gelen, bir noktada tüm bunların anlamını sorgulayan bir film.   

Bu yazı Altyazı’nın Nisan 2015 tarihli 149. sayısında yayımlanmıştır.

Postacının Beyaz Geceleri (Belye Nochi Pochtalona Alekseya Tryapitsyna, 2014) “gerçek nedir, sinema onu neresinden nasıl yakalayabilir?” sorusunun peşine düşmek için yeni bir mazeret sunuyor izleyicisine. Andrey Konchalovskiy’nin senaryosu olan bir belgesel gibi çektiği film, adını bir postacının yaz mevsiminde geçen uykusuz gecelerinden alıyor. Lyokha, uçsuz bucaksız Rus taşrasının bir ucunda yer alan ve kara yoluyla erişilemeyen bir köyün dış dünyayla tek bağlantısı. Gerçek hayatta da teknesiyle mektup taşımakla uğraşan Aleksey Tryapitsin’in canlandırdığı Lyokha’nın günleri birbirine benziyor. Köylüleri ziyaret ederken, onlarla şakalaşırken, liseden beri romantik duygular beslediği Irina’yla beraber olmayı hayal ederken, Irina’nın oğlu Timur’la yakın bir bağ kurarken hayat akıp gidiyor. Ancak hayal mi gerçek mi bilemediği gri bir kedi her gece yatak odasında gözlerini ona dikip uzun uzun bakıyor. Zamanla Lyokha’nın kendisini kedinin gözleriyle gördüğünü anlıyoruz: Sanki bütün bu olup bitenler, aynadaki yüzü, çaydanlık ve fincanları, her sabah uzun uzun baktığı çirkin terlikleri ve ayakları artık bir şey ifade etmiyor. Dış dünyanın ancak televizyondaki realite şovlarına sığdığı kadar kendine yer bulabildiği bu köye, bir çarşaf gibi uzanan gölü yararak gidip gelen bir postacı olmak sahiden ne anlama gelir?

Konchalovskiy’nin, Irina’nın kendini ne pahasına olursa olsun dışına atmaya kararlı olduğu bu köye bakışında sabırlı bir melankoli var. Filmin belgesele yakın estetiğini vurgulayan dijital kamera köylülerin evlerinin içinde izleyiciyi tuhaf açılarla gözetleyici konumuna sokuyor. Tekneyle birlikte doğanın içinde yavaş ve sessizce ilerlerken de büyüleyici görüntüler yaratıyor.

Konchalovskiy’nin günlük hayatın akışı içinde yakaladığı dertler ziyadesiyle sıradan: Irina köyü terk edebilecek mi? Lyokha motoru çalınan teknesine yeni bir motor alacak parayı bulabilecek mi? Fakat filme inen gerçeküstücü bir sis bu sıradan anların her birini bir belirsizlik bulutuna sarmalıyor. Film ilerledikçe izleyiciyi gördüğü her şeyin bir rüya olabileceği duygusu sarıyor. Aslında biraz çıplak görünen bu görüntülerde, tuhaf kamera açılarında, yorgun ve eskimiş insan yüzlerinde güzel denebilecek pek bir şey yok. Ancak film bittiğinde geride soluk renkli, sessiz, güzel bir tablo kalıyor.

Konchalovskiy’nin filminin belgeselle kurmaca arasında gidip gelmesinin çok da önemi yok. Neyin gerçek neyin kurmaca olduğu sorusu, Lyokha’ya görünen kedinin ya da filmin harikulade sonundaki trajikomik bir “Sovyetler ânında” göğe yükselen roketin gerçek mi rüya mı olduğu sorusuna benziyor. Postacının gezdiği harabe okulda Sovyet marşları hiç çalmadı mı yoksa hâlâ çalmakta mı? Dünyanın unuttuğu bu köyde insanlar bir gece aynı tuhaf rüyayı mı görmüşlerdi yoksa? Yanıt belli: Geçmiş de bugün de yoktur, çünkü hepsi hep vardır. Gerçek yoktur, kurmaca da yoktur; mizansen vardır.


Postacının Beyaz Geceleri, 4 Ekim 2020 tarihinden itibaren bir ay boyunca MUBI Türkiye’de yayında.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.