Şu An Okunan
Sarmaşık: İktidar Alabora

Sarmaşık: İktidar Alabora

Tolga Karaçelik’e Altın Koza’da En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Sarmaşık, bir gemide kapana kısılan altı kişinin arasındaki iktidar pozisyonlarının kayganlaştığı, kâbuslar ve sanrıların baş gösterip her türlü hiyerarşinin sorgulanır hâle geldiği bir karanlık deniz öyküsü.


Bu yazı, Altyazı’nın Aralık 2015 tarihli 156. sayısında yayımlanmıştır.


Tolga Karaçelik, ilk filmi Gişe Memuru’nda genç bir adamın yalnızlığı ve babasıyla ilişkisi üzerinden bir erkeklik buhranı, sıkışmışlık ve delirme öyküsü anlatıyordu. Kendini gündeliğin rutinine bırakmış ve âdeta makineleşmiş bir gişe memuru olan Kenan, yaşanan talihsiz bir olayın ardından inle cinin top oynadığı Afar gişesine sürülüyor, burada yalnız kalıp kendi içine kapandıkça sanrılara ve fantezilere gömülüyordu. Evdeyse birlikte yaşadığı huysuz babasının baskı ve aşağılamaları karşısında ezildikçe eziliyordu. Anlatı fantastik öğelerle bezeli bir kara komediye dönüşürken Kenan da yavaş yavaş dengesini yitirmeye başlıyordu.

Karaçelik ikinci uzun metrajı Sarmaşık’ta (2015) sıkışmışlık duygusunu boşluğun ortasındaki küçücük bir otoyol gişesinden denizin ortasındaki koca bir yük gemisine taşırken, tek bir adamın zihnindeki gelgitlerin yerini de altı kişilik mürettebatın kendileriyle ve birbirleriyle hesaplaşmaları alıyor. İstanbul limanından hareket eden Sarmaşık, sefer sırasında armatörün iflasını açıklaması nedeniyle deniz hukuku gereğince uluslararası sularda demirler. Geminin bir alıcı bulunana kadar –yani büyük ihtimalle tümden belirsiz bir süre için– Afar limanı (Gişe Memuru’ndaki [2010] gişenin de adı olan Afar, İngilizce ‘uzak/uzakta’ kelimesinden gelir) açıklarında çakılıp kalmasının ardından serbest kalan mürettebat gemiyi terk eder. Geriye, mevzuat icabı kalması gerektiği kadar personel kalır. Önceleri kaptan ve beş gemici için işler kolay görünmektedir: Seyir hâlinde olmadıklarından sadece rutin işlerle muhatap olacak, geminin satılmasını beklerken neredeyse “yattıkları yerden” para kazanacaklardır. Ne var ki zamanla gıda stoğu ve erzak tükenmeye başlar, durumun belirsizliği uzayıp gider ve ipler gerilir.

Sarmaşık ilk bakışta ister istemez Yeni Sinemacılar’ın çıkış filmlerinden Serdar Akar imzalı Gemide’yi (1999) akla getiriyor. Hapishaneye dönüşen bir mekân olarak gemi, birbirlerine sürekli hikâyeler anlatan erkekler, dış dünyayla bağlantıların zayıflaması, baş başa kalan mürettebat arasında tırmanan gerilim ve işlerin adım adım kontrolden çıkması… Gemide, Kaptan İdris’in (Erkan Can) “Bir memleket gibidir gemi, her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır, kanunlara, nizamlara…” sözleriyle açılır. Aynı statüko savunmasını farklı kelimelerle Sarmaşık’ın kaptanı Beybaba (Osman Alkaş) da yapıyor: “Bütün olmalıyız, birlik olmalıyız. Eğer birlik olursak, bütün olursak, gemide sorun çıkmaz.” Kaptan İdris’in aksine Beybaba memleket metaforuna başvurmasa da, Sarmaşık memleket alegorisi gibi okunmaya pekâlâ müsait bir metin sunuyor. Olağanüstü koşullarda düzenin korunması gereği; zamanla sarsılan hiyerarşik yapı; gemiciler arasındaki iktidar mücadelesi; birinin dindarlığı, diğerinin isyankârlığı, ötekinin Kürtlüğü ve hepsinin kaderinin birbirine bağlı oluşu… Ne var ki iki film arasındaki estetik ve söylemsel farkların, benzerliklerden daha fazla olduğunu da belirtmek gerek. Karaçelik’in bilinçli bir tercihle müsaade ettiği ‘bir gemi olarak memleket’ benzetmesi bir yana, Sarmaşık mürettebat arasındaki kafası dumanlı sohbetlerin ve seksist diyalogların şehvetine kapılmak yerine, onları iktidar mücadelesinin işleyişine dair bir çerçevenin içine yerleştirme yoluna gidiyor.

Sarmaşık’ın birlikte düşünülebileceği bir diğer film, ‘tek mekânda kapalı kalan bir grup insanın zamanla kontrolden çıkması’ temasının en müthiş örneklerinden biri olan Luis Buñuel klasiği Mahvedici Melek (El Ángel Exterminador, 1962). Büyük bir malikânede verilen ziyafetin sonunda bilinmeyen bir sebeple dışarı çıkamayan seçkin misafirlerin günlerce aynı odada hapis kalmasını konu alan Mahvedici Melek’te Buñuel, açlık, yorgunluk ve klostrofobinin etkisiyle kısa zamanda ‘medeniyet’in tüm izlerinin silinmesini anlatır, adab-ı muaşeret kuralları ve her türlü alışkanlığıyla burjuvaziyi yerin dibine sokar. Bu anlamda bir sınıfsal doğrudanlığı olmamakla birlikte, Sarmaşık da mekân kısıtlamasına benzer bir işlev yüklüyor. Buñuel burjuvazinin cilalı yüzeyi kazındıkça alttan çıkan pislik ve kargaşayla ilgileniyordu, Sarmaşık da toplumun dayatmaları uzakta kaldıkça zincirlerinden boşalan erkeklik dalaşmalarına bakıyor. Ancak Mahvedici Melek’in hınzır ilahi müdahalesine (konukların evi terk edememelerinin elle tutulur bir nedeni yoktur) karşılık Sarmaşık’ta son derece dünyevi bir müdahale söz konusu.

Kolektif Paranoya

Mürettebata son anda yeni gemicilerin eklenmesinin yarattığı belli belirsiz tekinsizliğe rağmen, Sarmaşık gemisi İstanbul limanından her şeyin yolunda olduğu hissiyle demir alır. İçselleştirilmiş bir emir komuta zincirinin jestleri hâkimdir mürettebata; aralarındaki ilişkileri düzenleyen kurallar gereğince işlemektedir. Ufak mevki gösterileri, küçük uyarılar, hep bu rutinin alışılageldik kodları gibi görünmektedir. Gemi demirleyip mürettebat sadece altı kişi kaldıktan sonra da iyi kötü işleyen bu hiyerarşik yapı, ortaya çıkan sorunlarla birlikte sarsılır. Kendi çıkarları için bir biçimde kabullendikleri yapının işlevi belirsizleştikçe gemiciler kâh Kaptan’ın iktidarını sorgulamaya, kâh ona kafa tutmaya başlar. Bir yandan durumlarını açıklığa kavuşturmaya çalışırlarken, bir yandan da her biri bu yapının sarsılmasından kendine ve konumuna özgü irili ufaklı stratejilerle fayda sağlamaya, kendi iktidar alanını genişletmeye çabalar.

Sarmaşık, birbiriyle fazlaca vakit geçirmek zorunda kalan bir grup erkek arasındaki değişen grup dinamiğinin en ince ayrıntılarına bakarken, ortadaki hiyerarşik yapıyı da tüm çıplaklığıyla resmediyor. En tepede görünmeyen iktidar var; yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız, ne düşündüğünü de ancak dolaylı olarak öğrenebildiğimiz armatörün gölgesi, tüm mürettebatın üzerine düşüyor. Onun altında, onun gemideki gölgesi, Beybaba var. Onun altında da, fırsatını bulduğunda gölgenin gölgesi olmaya heveslenen İsmail. Onun da altında, diğer gemiciler… Bu farklı katmanlar arasındaki çekişme kızıştıkça, gerilimin dozu da artıyor. Sesler yükselmeye, hakaretler havada uçuşmaya ve hiyerarşinin cilası dökülmeye başlarken, birbirlerini aklı selime davet eden gemicilerin dilinde sürekli bir “oturup konuşalım beyler” lakırdısı dolaşıyor. Lakin bahsi geçen ‘konuşma’ sorunların çözümüne yönelik bir diyalogdan ziyade, herkesin bir diğerinin üzerine ne kadar gidebileceğini sınadığı, gücünün sınırlarını yokladığı bir iktidar oyunundan ibaret. Gemide haftalar geçtikçe her muhabbet, her şaka, her dokundurma, diğerleriyle boy ölçüşmenin, birbirinin sınırlarını yoklamanın aracına dönüşüyor.

Filmin son bölümünde, gitgide zıvanadan çıkan ilişkilerin üzerine yarı fantastik bir katman da ekleniyor.

İşler iyi giderken herkesin iktidara boyun eğmesi, ortalık karıştığında ise isyanın baş göstermesi, iktidarın ve her türlü hiyerarşik sistemin işleyişi üzerine kurulmuş en eski cümlelerden biri kuşkusuz. Sarmaşık’ın mahareti, artan çatışmaları bir yandan gerilimi tırmandırarak, diğer yandansa ince bir alaycılığı koruyarak resmetmesinde yatıyor. Yönetmenin kahramanlarının acınası taktiklerini deşifre ederken tıpkı burjuvaziyi lime lime eden Buñuel gibi sinsi sinsi güldüğünü hissedebiliyorsunuz. Sarmaşık gemicilerin kimi zaman diklenerek, kimi zaman sırnaşarak, kimi zaman da küçük ittifaklar kovalayarak verdiği mevzi kazanma mücadelesinin gülünçlüğünü gözler önüne seriyor. Bu iktidar oyununun kofluğunun en güzel örneği, İsmail (Kadir Çermik) ve Cenk (Nadir Sarıbacak) arasındaki tartışmanın şiddetini arttırdığı sahnelerden birinde karşımıza çıkıyor. Beybaba, kendisine fırlatılan metal boruyu isyan eden mürettebata “sopa göstermek” amacıyla sallarken, ast-üst ilişkilerinin sekteye uğramasının müsebbibi olarak gördüğü Cenk’e “al bunu alet kutusuna sok” diyor. Bu iktidar sembolü, hemen birkaç sahne sonra Beybaba’nın yokluğunda kavga ederlerken İsmail’in elinde yerini, o anda orada bulabildiği tuzluğa bırakıyor: “Al bu tuzluğu, koy yerine.” Taklit yoluyla yukarıdan aşağıya aktarılırken iktidar kendi kendinin parodisi hâline geliyor.

Filmin son bölümünde, gitgide zıvanadan çıkan ilişkilerin üzerine yarı fantastik bir katman da ekleniyor. Gişe Memuru’nun kahramanı Kenan’ın iktidarsızlık duygusu ve yalnızlığın etkisiyle gerçeklikle bağlarını yitirmesini de andırır biçimde, kolektif bir paranoya hâli bütün gemiyi bir sarmaşık gibi sarıp sarmalıyor. Karanlık gölgeler, gaipten gelen sesler, korku ve pişmanlıklar eşliğinde, ‘memleket’teki herkes çıldırmanın eşiğine geliyor. Mürettebatın neredeyse gizemli bir çağrıya icabet ederek bir araya geldiğini hissettiren açılış sekansı da bu fantastik dokunuşla ayrı bir anlam kazanıyor. Kâbuslar, sanrılar, klostrofobi filme neredeyse bir hayalet öyküsü havası verirken Sarmaşık farklı yorumlara açık bir finale doğru tam yol ilerliyor.


Sarmaşık, 31 Ekim 2020 tarihinden itibaren bir ay boyunca MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.