Şu An Okunan
Sils Maria: Ve Perde – Benimle Oynar Mısın?

Sils Maria: Ve Perde – Benimle Oynar Mısın?

Sils Maria: Ve Perde oyunculuk üzerine başka filmlerle birlikte düşünülünce anlam dünyası genişleyen bir Olivier Assayas filmi. Juliette Binoche ve Kristen Stewart’ın sinema serüvenlerinden izler taşıyan karakterleri filme derinlik kazandırıyor. 

Bu yazı Altyazı’nın 145. sayısında yayımlanmıştır.

Şov dünyasının kulisinde olup bitenler, sinemanın dönüp dolaşıp anlatmayı sevdiği hikâyeler arasındadır. Hikâye sinema, tiyatro veya müzik dünyasında geçebilir ancak bu filmlerin yıldız olma hâlini deşme gayreti genellikle değişmez. Söz konusu hikâyelerde gerçek hayat ve kurmaca çeşitli referanslarla iç içe geçtikçe, seyirci de perdede gördüğü karakterlerin reel dünyadaki karşılıkları üzerine düşünmeye başlar. Olivier Assayas’ın yeni filmi Sils Maria: Ve Perde (Clouds of Sils Maria, 2014) de seyirciye bu anlamda yeterince oyuncaklı bir anlatı sunuyor.

Sils Maria’nın merkezinde üç kadın karakter yer alıyor. Maria Enders (Juliette Binoche) hem sinema hem de tiyatroda çalışan orta yaşlı bir aktris, bir nevi diva. Kristen Stewart’ın canlandırdığı Valentine da Enders’in özel asistanı. Jo-Ann Ellis ise (Chloë Grace Moretz) Enders’in tam zıddı diyebileceğimiz, oyunculuğundan çok skandallarıyla ün salmış genç bir oyuncu. Özel hayatında sorunlu bir dönemden geçen Maria Enders’e yıllar önce kendisini üne kavuşturan tiyatro oyununun yeni prodüksiyonunda rol alması teklif ediliyor. Oyun genç Sigrid ile orta yaşlı patronu Helena arasındaki yıkıcı aşk hikâyesini anlatmakta. Enders zamanında Sigrid’i canlandırmış ama bu sefer Helena rolü öneriliyor kendisine. Sigrid rolüyse Jo-Ann Ellis’te… Enders teklifi kabul ederken yaşlanmaya ve zamanın gerisinde kalmaya dair korkularıyla da yüzleşmek durumunda kalıyor.

MARIA ENDERS’İN ACI GÖZYAŞLARI
Assayas’ın filmi ilk bakışta farklı kuşaklardan iki kadın oyuncu aracılığıyla şöhret olmanın kurallarının internet çağında nasıl değiştiğini ve şov dünyasında güncel kalmanın zorluklarını irdeliyor gibi gözükebilir. Ancak bu iki kadın arasında bir nevi köprü işlevi gören Valentine belki de üçü arasındaki en ilginç karakter ve filme bambaşka bir boyut katıyor. Resmî provalar öncesinde Enders’e role hazırlanmasında yardımcı oluyor Valentine ve metinden Sigrid’in repliklerini okuyor. Böylece anlatı düz bir akıştan çıkarak yeni bir katman kazanıyor. Filmin ‘ikinci bölüm’ şeklinde paranteze aldığı bu prova sahnelerinde yavaş yavaş Enders’i Helena, Valentine’ı da Sigrid olarak görmeye başlıyoruz.

Filmin kendi anlatısı içindeki tiyatro oyunuyla karakterlerinin ilişkisi arasında kurduğu paralellik ziyadesiyle ilginç. Söz konusu oyun güç dengelerinin giderek alt üst olduğu bir aşk öyküsünü anlatıyor. Biraz Fassbinder’i, özellikle de Petra von Kant’ın Acı Gözyaşları’nı (Die Bitteren Tränen der Petra von Kant, 1972) anımsattığı söylenebilir. Bir diva ve asistanı arasındaki ilişkiyi böyle bir metin üzerinden okumak, filmin şov dünyasına dair sözlerine yeni bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Enders ve Valentine bazen sırdaş oluyor, bazense birbirlerinin canını yakıyorlar. Enders bir yandan hayatının her ânında yer alan bu genç kadını hor görüyor, diğer yandan kendini bütünüyle ona teslim ediyor. Zira neredeyse atacağı her adımı Valentine belirliyor. Böylece Sils Maria yıldızlar ve asistanları arasındaki garip ilişkiden, buradaki efendi-köle rollerinin değişkenliğinden bahseden bir filme de dönüşüyor.

Fakat Valentine karakterinin filme kattıkları bununla sınırlı değil. Enders’in Helena rolünü kabul etmekle ilgili endişelerini gidermek için canla başla uğraşan Valentine, aynı zamanda bir nevi fildişi kulede yaşayan bu eski usûl yıldızın gerçek dünyayla ve bugünle de bağlantısı. Ona günümüz izleyicisinin beklentilerini, interneti bütünüyle reddedemeyeceğini anlatmaya çalışıyor. Enders, boyalı basına sıkça malzeme olduğu ve bol özel efektli bilimkurgularda oynadığı için rol arkadaşı Jo-Ann’i küçümserken, Valentine genç aktrisin “sahiciliğini” ve cesaretini övüyor. Yazının başında bahsettiğimiz oyuncaklı yapıya dönersek, bu noktada Sils Maria bir üstkurmaca örneğine dönüşüyor. Kristen Stewart, bir anlamda canlandırdığı karakter aracılığıyla kendi yıldız personasını savunur hale geçiyor. Bir yıldızın ergenlerin beklentilerini hafife almaması gerektiğini, sırf gişe filmlerinde rol alıyor diye oyuncuların yeteneksiz diye damgalanmaması gerektiğini dile getiriyor. Bu rolü Stewart’a oynatmanın neredeyse dahiyane bir fikir olması bir yana, oyuncu kendisini sadece Alacakaranlık Efsanesi serisiyle (The Twilight Saga, 2010-2012) özdeşleştirmiş olanları şaşırtacak derecede iyi bir performans sergiliyor.

BİR SİNEMASEVER FİLMİ
Assayas’ın filmografisine aşina olanlar, yönetmenin benzer bir numarayı daha önce de yaptığını anımsayacaktır: 1996 yapımı Irma Vep’te Maggie Cheung kendisini canlandırır. Fransız sinemasının 90’lı yılların ortasındaki durumu üzerine bir film olan Irma Vep, kariyerinin en parlak dönemi geride kalmış bir yönetmenin kendini yeniden yaratma çabasını konu alır. Louis Feuillade’ın Vampirler (Les Vampires, 1915-1916) filmlerini yeniden çekecek yönetmenin başrolü üstlenmesi için Paris’e çağırdığı Maggie Cheung ise o yıllarda Fransız film eleştirmenlerinin yeni yeni keşfettikleri Hong Kong sinemasını ve aranan taze kanı temsil eder. Sils Maria’nın yeni ve eski oyunculuk tarzları arasındaki çatışmadan dem vurması gibi, Irma Vep de benzer bir çatışmayı film yapma modelleri arasında kurar. Sils Maria’da Stewart’ın üstlendiği yeni ve eski arasındaki köprü görevi, Irma Vep’te de Maggie Cheung’dadır.

Yönetmenliğe başlamadan önce Cahiers du Cinéma’da film eleştirileri yazan Assayas’ın bu iki filmde sadece işin mutfağına baktığını söylemekse yanlış olur. Zira her iki film de sinema veya tiyatroda üretim sürecinde yer alan kişilerin hem kendi sektörlerini hem de ortaya çıkan sonucu nasıl yorumladıkları üzerinedir. Bu açıdan Assayas’ın eleştirmenlikten yönetmenliğe geçmesi, yani hem üreten hem de yorumlayan safında yer almasıysa ayrıca ilginç bir unsur.

Diğer yandan Sils Maria için çıkış noktası oluşturan ilk fikrin Juliette Binoche’a ait olduğunu, Assayas’ın senaryoyu Binoche’tan gelen öneri sonrasında yazdığınıda eklemek gerek. Binoche’u yıllar önce bir yıldıza dönüştüren André Téchiné filmi Randevu’nun (Rendez-vous, 1985) senaryosunda da Assayas’ın imzasının olması ve Binoche’un Randevu’da yolun başlarındaki bir aktrisi canlandırmasıysa Sils Maria ile ilgili, sinemaseverlerin zevkle kurcalayacağı bir diğer detay.

Anlatı dünyasının dışına taşan bu ve benzeri unsurlarla zenginleşen Sils Maria, kelimenin tam anlamıyla bir sinemasever filmi. Şu ana kadar bahsi geçenlerin yanında, Perde Açılıyor’dan (All About Eve, 1950) Persona’ya (1966), kadınlar ve oyunculuk üzerine pek çok filmi anımsatmakta. Fakat gerek gerçek hayata gerekse sinema tarihine yaptığı referanslar bir yana, aynı zamanda oyuncuları ve yönetmeni için de gerçek bir gövde gösterisi. Stewart’ın son derece başarılı performansını daha önce anmıştık ama filmin yükünü büyük ölçüde sırtlayan Binoche’u ve onlara oranla daha az ekran süresine sahip olsa da eşdeğerde etkileyici Chloë Grace Moretz’i de övmemek büyük haksızlık olur. Özellikle Moretz, canlandırdığı karakterin üç farklı yönünü yansıtmakta (Youtube videolarındaki skandallar kraliçesi, bir ‘film içinde film’ sahnesindeki hali ve gerçek Jo-Ann) inanılmaz derecede başarılı. Assayas ise kendinden son derece emin bir yönetmenlik performansı sergiliyor. Oyuncuları ve metni ezmeden hemen her sahneye yönetmen olarak damgasını vuruyor. Filmin trende geçen açılış sekansı gerek mizanseni gerekse ritmiyle muazzam bir girizgâh örneğin.

Bu yıl Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Sils Maria’nın festivalden eli boş dönmesi bir kesim sinema yazarını hayal kırıklığına uğrattı. Üzerine düşündükçe daha da ilginçleşen bu filmin festival jürisinden takdir görmesi için belki de biraz daha demlenmesi gerekiyordu –ki Sils Maria, yarışmada gösterilen son filmdi. Fakat zamanla hak ettiği değeri bulacağını ve oyunculuk üzerine yapılmış en özgün filmlerden biri olarak anılacağını tahmin etmek güç değil.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.