Şu An Okunan
Ayrı Dünyalar: Herkes Yerini Bilmeli

Ayrı Dünyalar: Herkes Yerini Bilmeli

Gazeteci-yazar Florence Aubenas’nın araştırma kitabından uyarlanan Ayrı Dünyalar Fransa’nın kuzeyinde, zorlu koşullarda, güvencesiz çalışan temizlik işçilerinin hayatlarına ışık tutuyor. Başrolünü Juliette Binoche’un üstlendiği Emmanuel Carrère imzalı film, aynı zamanda kimi etik sorulara da alan açıyor.

Genç bir kadın soğuk bir günde banliyödeki evinden çıkar, mahallesini hızlı adımlarla arşınlar, otobanın kenarından geçen uzun bir yürüyüşün ardından kent merkezindeki bir kuruma girer. Randevusu olmadığı hâlde yetkili bir kişiyle görüşmekte ısrarcıdır; maruz kaldığı haksızlığa isyan eder hışımla. Gerekli belgeleri teslim edip her şeyi kuralına uygun yapmış olmasına rağmen kendisine resmî bir ihbarname gönderilmiştir ve bu da sosyal güvenlik haklarında kayba yol açacaktır. Karşısındaki yetkililer soğukkanlı tavırlarını koruyarak meseleyi sessizce geçiştirmeye çalışır. Tanıdık bir görüntü: sistemin mağdur ettiği emekçi ve karşısına bürokrasinin buzdan duvarının dikilmesi… Ayrı Dünyalar’ın (Ouistreham, 2021) bu birkaç dakikalık girişi akla Batı Avrupa toplumunun en altındakilerin öykülerine yakından bakan çağdaş ustaları getiriyor hemen. Dardenne Kardeşler sinemasını, Ken Loach’un filmlerini, özellikle de Altın Palmiye ödüllü Ben, Daniel Blake’i (I, Daniel Blake, 2016). Refah toplumunun barındırdığı ekonomik çelişkileri, neoliberal politikaların işçi sınıfını karşı karşıya bıraktığı güvencesizliği, günden güne eriyen sosyal devleti, çalışanları ezip geçen bürokrasiyi sert bir gerçekçilikle işleyen bir film izleyeceğiz belli ki… Ancak işin aslı tam olarak böyle değil. Film bunun ilk işaretini de, söz konusu açılış sekansında Juliette Binoche’un canlandırdığı Marianne Winckler karakterinin kadraja şaşkın, meraklı bir gözlemci olarak girmesiyle veriyor.


Advertisement

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan Ayrı Dünyalar, gazeteci-yazar Florence Aubenas’nın 2010’da yayımlanan araştırma kitabı ‘Le Quai de Ouistreham’den uyarlanmış. Kuzeydoğu Fransa’daki Caen kentinde gerçek kimliğini gizleyerek yoksul, güvencesiz işçilerin dünyasına sızan Aubenas’nın bu deneyimlerinden hareketle kaleme aldığı kitap kendisine çeşitli ödüller kazandırmış. Elbette Aubenas kimliğini gizlemesini bir sürpriz öğesi olarak kullanmıyor; bu bilgi kitabın temel tanıtım unsuru zaten. Ayrı Dünyalar’ın tanıtım metinlerinde ya da fragmanında da izleyiciden gizlenmiyor bu durum. Oysa ilginçtir, filmin kendisi ana karakter Marianne Winckler’in aslında deneyimli bir yazar olduğunu, “eşi tarafından terk edilince elli yaşından sonra çalışmak zorunda kalan ev kadını”nın sahte bir kimlikten ibaret olduğunu hemen açık etmiyor. Eğer film hakkında önceden bir şey bilmiyorsanız, çaresizlik içinde iş arayan ve temizlik şirketinde zorlu koşullar altında işe başlayan Marianne’ın çevresindekileri gözlemlediği anlara, iki arada bir derede defterine not almasına tanık oldukça, günlüğü gibi işleyen üst sesini dinledikçe yavaş yavaş anlıyorsunuz bu gerçeği. Anlatımdaki bu tercih, filmin görünürdeki meselesinin ötesinde, tartışmaya açmayı hedeflediği etik soruları baştan yüzümüze vurmak yerine yavaş yavaş billurlaştırmasını sağlıyor: Gerçekçi bir habercilik ya da “içeriden” bir öykü anlatmak adına, insanların arasına kimlik değiştirerek katılmak nereye kadar meşrudur? Bu yolla kurulan ilişkilerin ve edinilecek deneyimlerin hakikiliği nerede başlar, nerede biter? Kimliğini gizleyen yazarın bu süreçte “kandırdığı” insanlara karşı ne gibi bir sorumluluğu vardır? 

Film boyunca seyirci, Marianne’la birlikte temizlik sektöründeki acımasız koşullara, insafsız çalışma saatlerine, müşterilerin aşağılamalarına tanık oluyor. İş bulma fuarlarından işverenlerle özel görüşmelere ve en önemlisi çalışma sürecinin kendisine her aşamada, Marianne kitabının konusu olacak bu insanları yakından gözlemleme fırsatı elde ediyor. Önceleri işin zorluğu karşısında afallarken, giderek çalışma arkadaşlarıyla samimi ilişkiler kurmaya, özel hayatlarına girmeye, dertlerini paylaşmaya başlıyor. Devasa feribotun her bir odasının yalnızca dört dakikada temizlenmesinin imkânsızlığını deneyimliyor, ufak bir trafik cezasını ödeyemediği için otomobilini kaybetmenin sıradan bir şey olduğunu görüyor, insanların ‘boş zaman’ diye bir şeyden haberi olmadığı için hayatında bir kez olsun oturup deniz manzarasını seyretmemiş olabileceğini şaşkınlıkla fark ediyor.

Marianne’ın Gözyaşları

Temel sorun da burada ortaya çıkıyor. Kendisi de aslen bir yazar olan Emmanuel Carrère’in filmi Marianne Winckler’i bu etik sorgulamalara fazla girmeyen, girdiği ufak anlarda da yalnızca mesleğini yaptığı konusunda kendini kolayca ikna eden bir karakter olarak çiziyor. Peki, bir süre sonra kendi hayatına döneceğini bilen Parisli bir burjuvanın bir süreliğine taşralı yoksul kadınlarla aynı işleri yapmakla onların deneyimlerini paylaşması, onların neler hissettiklerini anlaması gerçekten mümkün müdür? Tüm bu proje, yıllar içinde ağır eleştirilere maruz kalmış bir antropolojik yaklaşımın işçi sınıfına uyarlanmış demode bir güncellemesinden ibaret değil mi? Filmin başkarakterine bu etik mesele konusunda atfettiği naiflik, Marianne’ı bir şekilde masum, iyi niyetli bir karakter olarak gösterme çabasına hizmet ediyor. Oysa izleyici olarak film boyunca gerçek kimliğinin nasıl, ne zaman ortaya çıkacağını beklerken, yoldaşlık ettiği işçi kadınların durumu hiç de olumlu karşılamayacağını, kendilerini kullanılıp atılmış hissedeceklerini tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Filmin başlarında, yeni tanıştığı Cédric’le sohbet ederken “kimi zaman yalan söylediğim olur… Ama sonra çoğunlukla gerçeği açıklarım.” diyor Marianne. “Öyleyse yalan söylüyor sayılmazsınız” diye yanıtlıyor Cédric onu. Filmin geneline hâkim olan, anlatıcının (ve kitabın yazarının, ve yönetmenin) vicdanını rahatlatma çabasının ufak bir örneği bu diyalog.

Ayrı Dünyalar

Proje sona erip kitap yayımlandığında ve övgülerle karşılandığında, neredeyse tüm “iş arkadaşlarının” Marianne’ın yaptığı şeyi anlayışla karşıladığını –ya da en azından affetmiş olduğunu– görüyoruz. Halen her gün aynı işi aynı inanılmaz tempoyla yapmak zorunda olanların çoğu imza gününde güler yüzlü, mutlu mesut çıkıyor karşımıza. Hattâ soru-cevap kısmında, yaşadıkları hayatı bu şekilde gündeme getirdiği için teşekkür ediyorlar Marianne’a. Bir tek en çok yakınlaştığı kişi, neredeyse can yoldaşı hâline geldiği Chrystèle (Binoche dışındaki tüm oyuncular gibi amatör olmasına rağmen çok güçlü bir performans ortaya koyan Hélène Lambert) ciddi bir tepki gösteriyor ona. Marianne da yalnızca bu son sekansta ciddi bir sorgulamaya giriyor. İmza etkinliğinin ardından onu yeniden limana çağıran Chrystèle, “son bir kez bizimle birlikte feribotu temizlemeye gel” diyor. Oysa Marianne kadar kendisi de biliyor bu çabanın anlamsızlığını. Nitekim Marianne’ın gözyaşları içinde verdiği olumsuz yanıtın ardından “haklısın,” diyor Chrystèle, “herkes yerini bilmeli”. Marianne’ın gözyaşlarının hakikiliğine şüphe yok ama bu hakikilik, Chrystèle’in dünyasına izinsiz girdiği ve onun hayatını kitabına malzeme ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Son sahnede kameranın Marianne’ı limanda bırakıp gecenin bir vakti, birkaç saat içinde yüzlerce odayı temizleyeceği yolcu gemisine doğru ilerleyen Chrystèle’e eşlik etmesi, filmin tavrını ortaya koyması açısından önemli elbette. Chrystèle’le başlattığı hikâyeyi yine Chrystèle’le bitiriyor yönetmen. O kısa otobüs yolculuğundaki sert ve mağrur yüz ifadesini farklı şekillerde yorumlamak mümkün ama öne çıkan duygu, hissettiği hayal kırıklığı kadar, Marianne’ın çoktan geride kaldığının, hayatın olağan dertleriyle aynı şekilde akıp gitmek zorunda olduğunun bilinci sanki. Fakat tüm bunlar bir yana, izleyici olarak filmi Chrystèle’in tarafında kalarak bitirmemiz de bir yanılsamadan ibaret değil mi nihayetinde? Ekran siyaha kestiğinde hepimiz tıpkı Marianne’ın yaptığı gibi kendi hayatlarımıza dönmüyor muyuz?


Ayrı Dünyalar‘ın sinemalardaki gösterimi sürüyor.


Juliet Binoche’la Ayrı Dünyalar üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi okumak için tıklayın.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.