Şu An Okunan
Oscar’a Doğru: En İyi Uluslararası Film – I

Oscar’a Doğru: En İyi Uluslararası Film – I

İlk kez ‘yabancı’ bir filmin En İyi Film Oscar’ını kazandığı, ilk kez küresel bir gündemin tüm dünyayı aynı anda etkisi altına aldığı, Hollywood’un ise neredeyse ‘uykuya yattığı’ bir yılın ardından, 2021 Oscarlarının en heyecanlı kategorisi, hiç şüphesiz Uluslararası Film. Akademi’nin bu yılki kural değişikliği sonuçları nasıl etkiler? Ve hangi aday adaylarının ne kadar şansı var?

Pandeminin sinemayı ne kadar ağır vurduğuna dair tespitleri bir kez daha tekrarlamaya gerek yok. Festivaller ve ödüller, küçük veya uluslararası filmlere görünürlük sağlar. O dişli yerinden oynayınca, etkileri zincirleme tüm dünya sinemasına yansıyor. Oscar ödülleri de bu çarkın bir dişlisi ve gecikse dahi bu yıl 93. kez dağıtılacak çünkü adaylıklar ve ödüller, filmlerin ömürlerini belirleyecek. Bir yandan tatsız ama sistem çoktandır bu. Önceki sene değişen ismiyle En İyi Uluslararası Film kategorisi de bu sistemin dünya sinemasını en çok ilgilendiren kısmı. Ne de olsa her yıl bir Parazit mucizesi çıkmıyor.

En İyi Uluslararası Film Oscarı
Parazit, geçtiğimiz yıl En İyi Film dâhil olmak üzere toplam dört dalda Oscar kazandı.

Önce kendimiz… Türkiye, pandemi öncesi gösterime girmiş, gişede çok başarılı olmuş, Güney Kore uyarlaması bir popüler sinema örneğini gönderdi Akademi’ye. Bu yıl yine ne adaylık ne de on finalist arasına girme ihtimali bulunan bir seçeneğimiz vardı, dolayısıyla 7. Koğuştaki Mucize gibi nitelikli bir popüler film neden tercih edilmesin tabii.

Eski sistemle Akademi’nin radarına girmesi asla mümkün olmayan Köpek Dişi ve Acı Süt gibi nice film Oscar’a aday gösterildi.

Burada şöyle bir nüans var ve Akademi’nin yeni açıkladığı kural değişikliğine de temas ediyor. 15 Ocak 2021 tarihinde, Akademi bu daldaki aday belirleme sürecini değiştirdiğini duyurdu. Biz bekliyorduk ki bu yıl 10 finalist belirlenecek. Bunların yedisini ana seçici kurul, diğer üçünü de yürütme komitesinden oluşan bir ekip seçecek. 81. Akademi Ödülleri senesinde başlayan bu yürütme komitesi meselesinin önemini, bu ödüle özel ilgisi olanlar iyi bilir. 2008’de bu iki ayrı komite oluşturulmuştu çünkü o senelerde üst üste senenin en önemli, en saygın filmlerinden bazıları aday gösterilmiyor, hatta finalistler arasına bile alınmıyordu. Ana seçici kurul, gitgide artan yaş ortalamasının da etkisiyle çok muhafazakar, çok eski düşünen bir ekipti ve katı biçimde klasik ana akım sinemaya el veriyorlardı. Bunun da özellikle Avrupa’dan çıkan örneklerine… Dolayısıyla bazen Altın Palmiyeli filmler, küçük İskandinav gişe filmleri uğruna gözardı ediliyor ve bu tercihler büyük tartışma yaratıyordu. Dolayısıyla 2008 yılında bu kurula sadece altı film belirleme hakkı verildi. Seçimlerini filmleri izledikten sonra on üzerinden puan vererek yapıyorlardı, en yüksek ortalamaya sahip isimler öne çıkıyordu. Daha sonra, onların liste dışı bıraktığı yapımlar arasından üçünü de yürütme komitesi, yüz yüze toplantılar yaparak finalistler arasına ekliyordu. Bu sayede, eski sistemle Akademi’nin radarına girmesi asla mümkün olmayan Köpek Dişi (Yunanistan), Acı Süt (Peru), L’image manquante (Kamboçya) gibi nice film Oscar’a aday gösterildi.

En İyi Uluslararası Film Oscarı
Köpek Dişi, 2011 yılında Oscar’a aday oldu.

Bu sene Akademi, yüz yüze toplantılar yapılamayacağı ve görüşmeler ancak Zoom üzerinden yürütüleceği için, bunun bilgi sızıntısına yol açabileceğinden endişe etmiş, neticede de yürütme komitesinin bazı filmleri kurtarması fikrinden tamamen vazgeçmiş. Yani aslında eski sisteme dönmüş. Kısacası bu ödül yine seçici kurulun inisiyatifine kaldı. Muhtemelen eskisi gibi tartışmalara yol açan kararlar alınmasın diye, ilan edilecek finalist sayısını da 15’e çıkarmışlar. Artık gönüllü olup yarıştaki en az 12 filmi izleyen her üye oy kullanabildiğinden ve bu üye profili çok daha uluslararası bir profile büründüğünden, 15 finalistin arasına muhakkak hak eden herkes girer diye hesap ediyor olmalılar. Ancak eski muhafazakar günlere dönme riskini beraberinde getiren bir karar bu. Animasyon dalında adayları belirleme sürecini herkese açtıklarında, daha geniş katılımın tek neticesi, sadece en popüler filmlerin aday gösterilmesi şeklinde olmuştu. Yani bu tür popülist hamleler, vasatlığın yükselişi riskini hep beraberinde getiriyor.

Akademi böyle bir sistem değişikliğini bu kadar geç açıklamasaydı, birçok ülkenin göndereceği filmler farklı olurdu.

Mevzuyu buradan yine Türkiye’nin aday adayına bağlarsak, geçen sene olsa bu denli bariz gişeye oynayan filmler bu yarışta ciddiye alınmazdı; seçici komiteler bunu gelecek için akılda bulundursun dilerim. Fakat şimdi her şey mümkün. Akademi böyle bir sistem değişikliğini bu kadar geç açıklamasaydı, birçok ülkenin göndereceği filmler farklı olurdu hattâ.

En İyi Uluslararası Film Oscarı
Türkiye 2020’de aday adayı olarak 7. Koğuştaki Mucize‘yi seçmişti.

Peki, yüzümüzü eğmeden bu seneki manzaraya bakmaya çalışalım… Cannes’ın yapılamadığı, tam seçkisini bile duyuramadığı bir senede, Uluslararası Film yarışı nasıl şekillendi? Çünkü son yıllarda Cannes çıkışlı projeler bu kategoriyi domine eder hâle gelmişti. Şimdiyse meydan Venedik’e kaldı. Toplam 96 ülke başvuru yaptı, bunlardan bir kısmı kriterlere uymadığı için reddedildi, bazı ülkelerin yeni seçimler yaptığı oldu. Mesela, Listen adlı aday adayının dili ağırlıklı İngilizce olduğu için, Portekiz neticede ikinci tercihi Vitalina Varela’yı gönderdi. Resmi liste bu yazı hazırlanırken duyurulmamıştı ama bildiğimiz kadarıyla diskalifiye edilen sadece üç ülke yeni bir film seçmedi, dolayısıyla 93 filmlik bir listeyle sürece girildi. Bu sene oy kullanacak tüm Akademi üyeleri için bir dijital izleme platformu kuruldu. Bu platforma erkenden eklenen yapımlar daha mı avantajlı, daha mı çok kişiye ulaşacaklar muhabbeti başlayınca, ödül sezonuna girdiğimizi de gayet net hissetmiş olduk.

Yarışta öne çıkan aday adaylarını değerlendirirken, kıtalara göre başlıklar açalım… Akademi’nin tercihleri Avrupa merkezli olsa da yeni üye profillerine ve dijital gösterimlerle sınırların iyice ortadan kalkmasına bel bağlamaya devam edelim.

Afrika

Akademi’nin son senelerde Afrika sinemasına sahip çıkmak için pozitif bir gayreti vardı. Felicité gibi başarılı filmleri bu sayede keşfettik. Ama kabul edelim, bu gayret sadece yürütme komitesine aitti. Bu yıl Oscar başvuruları arasında üç tane çok konuşulan Afrika filmi var, içlerinden en azından birinin finalistler arasına girmesi bekleniyordu ama şimdi işler zora girdi.

En İyi Uluslararası Film Oscarı
Night of the Kings

La nuit des rois / Night of the Kings (Fildişi Sahili)
Cezaevine düşen bir genç, hayatta kalmak istiyorsa o gece boyunca diğer mahkûmlara hikâyesini anlatmayı sürdürmelidir. Doğrudan öykücülük üzerine, övgülerin tam karşılığını veremese de çok ilgi çekici bir hapishane filmi. Sene boyunca dünyayı iyi dolaştı ve Amerika’da adını duyurmayı başardı.

This Is Not a Burial, It’s a Resurrection (Lesotho)
Venedik Film Festivali bünyesindeki Biennale College programını, Emre Yeksan’ın Yuva filmini finanse eden platform olarak da biliyoruz. Dünya sinemasından mikro bütçelerle hayata geçirilecek projelere destek oluyorlar. Oscar’a ilk kez film gönderen Lesotho’dan çıkmış bu kıymetli keşif, hiç de öyle aşırı düşük bütçeli bir yapım gibi durmuyor. Görsel kuvvetiyle dikkat çekmesi olası. İsyan duygusuyla da… Ancak klasik anlamda öykü anlatmak üzerine kurulu olmayan yapısıyla Akademi için fazla uç bir sanat sineması örneği belki.

20 Yaşında Öleceksin / You Will Die at Twenty (Sudan)
Son yıllarda yeniden doğan Sudan sineması da Oscar’a ilk kez başvuranlardan. Geçtiğimiz sene içinde İKSV programı dahilinde izlemiştik. İlgi çekici bir öyküsü var ama seçkideki birçok yapım gibi, Akademi’nin ‘yavaş’ sinemayla sınavının sonucu merak konusu.


Ali Ercivan, Oscar’a Doğru: En İyi Uluslararası Film yazı dizisinin bir sonraki bölümünde Avrupa ülkelerinin aday adaylarını değerlendiriyor. Okumak için tıklayın.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.