Şu An Okunan
İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması Günlükleri #2

İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması Günlükleri #2

Anima

Videoart sanatçısı Pınar Öğrenci’nin Almanya’daki Türkiyeli göçmenlere bakan Gurbet Artık Bir Ev’ine, Nebiye Arı’nın Müslüman feministlere odaklanan Hem Müslüman Hem Feminist’ine ve Yusuf Emre Yalçın’ın festivalde En İyi Belgesel seçilen Anima’sına dair kısa kısa…


Gurbet Artık Bir Ev

Gurbet Artık Bir Ev

Emine Sevgi Özdamar, misafir ve işçi (Almancada gastarbeiter) kelimelerini birleştirilmiş duyduğu zaman zihninde iki kişinin canlandığını söylüyor: “Biri misafir, orada çay içiyor, öbürü de çalışıyor.” Gurbet Artık Bir Ev’de yer verilen alıntılardan belki de en akılda kalıcı olanı bu. Videoart ve enstalasyon işlerinden tanıdığımız Pınar Öğrenci, Türkiye göçmenlerinin 1980’lerin Kreuzberg’inde yaşadığı deneyimlere bugünden bakarken kelimelerle bolca uğraşıyor. “İşçiler çağrıldı, insanlar da geldi” diyor Cem Karaca, 1984 tarihli ‘Es kamen Menschen an’ şarkısının nakaratında. Misafir, işçi, insan… Bu üç kelimenin çağrışımlarıyla yolunu çiziyor film, yanlarına da fotoğrafları koyuyor ve fotoğraflardaki insanlarla kırk yılın ardından yapılmış söyleşileri. Hafızanın nasıl çalıştığına, siyasetin ve dilin nasıl değiştiğine dair de çokça ipucu veren söyleşiler bunlar. IBA (International Bau Austellung) adlı kentsel yenileme projesinin mimarlarından Heide Moldenhauer’in çektiği renkli fotoğraflarsa filmin sadece görsel omurgasını oluşturmakla kalmıyor, ses kuşağına da şekil veriyor: Bu sabit imgeler çoğu yerde gerek dijital efektlerle gerekse de içerdikleri eşyaların sesleriyle “hareketlendiriliyor.” Yer yer fazla ilüstratif, yaşanan deneyimin gerçekliğine fazlaca göz diken bu tercih, belgesele yoğun bir mekân duygusu da katıyor. Ancak kelime ile imaj, yaşayanlar ile yok olanlar, durağanlık ile hareket arasında savrulan ekran yüzeyi karşısında kaybolmayı göze almak gerek. Farklı jenerasyonların deneyimleri ve dayanışma pratikleri üzerine geniş, dallanıp budaklanmaktan imtina etmeyen bir anlam zemini açan (birkaç video enstalasyonu olarak da hayata geçirilebilecek) belgeselde bazen sabitliğiyle kabul edilen imajların (örneğin tek tarafı açılan pencerelerle ilgili bölüm) mekânsal deneyimi daha iyi kavradığını da not düşmek gerek. Fırat Yücel


Hem Müslüman Hem Feminist

Hem Müslüman Hem Feminist

Hem Müslüman Hem Feminist, Müslüman feministlerin hem erkek iktidarına hem de laik kesimdeki önyargılara karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Filmde on bir Müslüman feminist konuşuyor. Hizbullah örgütü tarafından vahşice katledilen özgürlükçü İslamcı yazar Konca Kuriş’in anısına ithaf edilen film, Kuriş’in trajik öyküsüyle başlıyor. Günümüzde İslami feminizmin yükselişinin nedenlerini iktidarın kutuplaştırma politikasının ters tepmesine bağlayan Müslüman feministler, geleneksel İslami hafızayla hesaplaşıyorlar. Baskıcı sömürü içeren eril iktidar alanının tanrıya ortak koşma eğilimi taşıdığını ve erkeklerin kadınlar üzerinde Allah adına baskı kurduklarını vurgulayan kadınların cesaretini takdir etmek gerek. Kadınların daha bağımsız olmak için erkek iktidarına karşı ortak mücadele etmek gerektiğini söylüyorlar. Farklı Müslüman feminist örgütlerin temsilcileri başörtüsü mücadelesinin kadınlar için nasıl feminizme evrildiğini, feminizmin kendileri için bir varoluş meselesi olduğunu bilinç yaratan ifadelerle aktarıyorlar. Kemalist feminist derneklerin bir dönem kendilerine söz hakkı tanımadığını, bu nedenle seküler kadın örgütlerinde kimliklerini kaybetmek istemediklerini söyleyen kadınlar kendi örgütlerinde, bloglarında çok sayıda kadının sorunlarını paylaştıklarını ifade ediyorlar. Nebiye Arı’nın filminin laik kesimdeki kadınlar için de aydınlatıcı ve bilgilendirici olduğunu belirtmek gerek. Başörtülü kadınlar hakkındaki önyargıların ortadan kalkması ve ortak mücadele yollarının daha etkin biçimde uygulanması için ufuk açıcı bir film. Türkiye’nin sadece “kadın meselesinin” değil demokrasi, eşitlik ve özgürlük meselelerinin de kadınların birlikte verecekleri mücadeleyle çözülebileceğinin işaretlerini veren Hem Müslüman Hem Feminist çok önemli bir politik film. Şükran Yücel


Anima

Anima

Geleneksel deve güreşlerinin şenlikli ortamı, bayram yaklaşırken kurban pazarında toplanan insanlar, ineğini sağarken bir yandan da yavru kedileri besleyen bir çiftçi, keçilerini sağan köylüler… Anima ilk bakışta insanın “etinden, sütünden, yününden yararlandığı” hayvanlarla karşılıklı ilişkisine dair gözlemci bir belgesel gibi görünebilir. Fakat Yusuf Emre Yalçın gerek kamera kullanımıyla, gerekse son derece kişisel bir ton taşıyan anlatıcı sesiyle, esas meselenin başka bir yerde olduğuna dikkat çekiyor hızla: Bu 40 dakikalık filmin konusu, üzerinde yaşadığı gezegendeki diğer canlıları sömürgeleştiren, kendini hepsinin efendisi olarak gören bir türün diğer türler üzerinde kurduğu vahşi tahakküm ve bu tahakkümü doğallaştıran ideolojiye çocukluktan itibaren maruz kalmanın yarattığı duygusal yarılma. Yönetmen kimi zaman acımasız, kimi zamansa gayet şefkatli bir çehreye bürünen bu sömürü düzeninin Türkiye’nin farklı köşelerindeki yansımalarını sergilerken bir yandan da travmatik çocukluk anılarıyla, zihnine kazınan kâbuslarla, yaşadığı kaçınılmaz yabancılaşma hâlini aktarıyor. Yeri geldiğinde kültür ve gelenek kisvesine bürünen, yeri geldiğinde saf ekonomik gerekçelerle yavru keçilerin anne sütünü emmesini engellemeyi son derece doğal bulan bir düzen var karşımızda. Beceriksizce kesilen kurbanlık bir hayvanın işkenceyle katledilirken çıkardığı sesleri dinlemenin, son nefesini verirken yavaşça kararan gökyüzüne onunla birlikte bakmanın ağırlığını izleyicinin yüreğine oturtan kuvvetli bir belgesel Anima. Berke Göl


İstanbul Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması Günlükleri’nin tamamına ulaşmak için tıklayın.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.