Şu An Okunan
Venedik Günlükleri 2021 #4: Last Night in Soho, Competencia Oficial, Sundown, Mona Lisa and the Blood Moon

Venedik Günlükleri 2021 #4: Last Night in Soho, Competencia Oficial, Sundown, Mona Lisa and the Blood Moon

Last Night in Soho

Venedik Film Festivali’nde yavaş yavaş sona yaklaşılırken Edgar Wright’ın Yarışma Dışı bölümünde gösterilen filmi Last Night in Soho, Gastón Duprat ve Mariano Cohn’un imzasını taşıyan Competencia Oficial, Michel Franco’nun yeni filmi Sundown ve Ana Lily Amirpour’un bir kez daha farklı türler arasında gezindiği Mona Lisa and the Blood Moon izleyiciyle buluştu.

Lido cephesinde yeni bir şeylerin olmadığı ve festivaldeki ünlü isim sayısının giderek azaldığı günler başladı. Edgar Wright’ın Yarışma Dışı bölümünde gösterilen filmi Last Night in Soho’yu, Venedik’teki anaakım sinemanın son ağır topu olarak nitelendirebiliriz belki de. Cornetto Üçlemesi’yle ne kadar becerikli bir “tür bükücü” olduğunu kanıtlayan Edgar Wright, Last Night in Soho’yla sinefil bir yönetmenin imzası taşıyan filmleri seyretmenin ne kadar da keyifli olduğunu hatırlatıyor bir kez daha. Thomasin McKenzie, Anya Taylor-Joy ve Matt Smith’i başrollerde izlediğimiz film zaman yolculuğu, kişilik bölünmesi, faili meçhul cinayetler gibi tür sinemasının gözde temalarından enfes bir karışım sunuyor. Ellie 60’lı yılların modasına, müziğine ve yaşam tarzına tutkun bir moda tasarımı öğrencisi. Taşradan Londra yaşamına uyum sağlamaya çalışırken rüyalarında tekinsiz bir geçmişe yolculuk yapmaya başlayan Ellie’nin zihnini, 60’lı yıllar ve Sandie isminde, şarkıcı olmak isteyen gizemli bir parti kızı işgal etmeye başlıyor. Her gece, tanımadığı bu kadının trajik bir sona doğru ilerlemesine şahit olan Ellie için, geçmiş ile bugün arasındaki sınırlar kaçınılmaz bir şekilde bulanıklaşıyor. O yıllarda Sandie’nin onu mekânlara pazarlayan Jack tarafından öldürüldüğüne ikna olan genç kız, bu olayı ortaya çıkarmaya çalışırken kendi akıl sağlığını ve elbette ki hayatı tehlikeye sokuyor. Yine de Edgar Wright’ın Twitter’da paylaştığı ricasını kabul edelim ve hikâyeyle ilgili diğer detayları beyazperdeye bırakalım. Last Night in Soho hikâyesi kadar Chabrol, Clouzot, Polanski ve Argento’nun gerilim filmlerinin estetiklerinden izlere sahip, seyirciyi diken üstünde tutan, eklektik görselliğiyle de dikkat çekiyor. Anlatı ritminin en önemli destekçisinin 60’lar repertuvarından özenle seçilmiş şarkılar olduğu film parlak neon ışıkları, mod akımının nadide kıyafetleri ve hareketli Londra sokaklarıyla Swinging Sixties ruhunu layıkıyla perdeye aktarıyor.

Competencia Oficial
Competencia Oficial

Yarışmanın seyir zevki yüksek, Altın Aslan şansı düşük filmlerinden biri de Gastón Duprat ve Mariano Cohn’un imzasını taşıyan Competencia Oficial (Official Competition). Filmde yaşlı bir milyarder ölümünden sonra geriye bir şeyler bırakma arzusuyla Lola Cuevas (Penélope Cruz) isimli eksantrik bir yönetmenin filminin yapımcılığını üstleniyor. Birbirine düşman iki erkek kardeşin hikâyesini anlatan film en az oynadıkları karakterler kadar farklı iki aktörü bir araya getiriyor: Félix (Antonio Banderas) uluslararası kamuoyunda tanınan, kitlelerin sevgilisi; Iván ise bağımsız tiyatronun en önde gelen isimlerinden. Hayata bakışları ve çalışma metotları taban tabana zıt yönetmen ile iki oyuncusunun prova süreçlerine odaklanan film kimi anlarda kolayca tahmin edilebilen gidişatına rağmen hem aktörlerin kendi kariyerlerine hem de sinema dünyasına dair nokta atışı esprileriyle de dikkat çekiyor. Büyük kısmı kapalı bir evin içinde geçtiği için izleyiciye bir pandemi filmi olduğu izlemini veren Competencia Oficial, sınırlı bir görsellik ama keyifli bir zaman vaat ediyor.

Sundown

Geçtiğimiz yıl, sınıf çatışmasına radikal ve provokatif bir yaklaşım getirmeyi hedeflerken Meksika’ya dair basmakalıp temsilleri ve ırkçı söylemleri yeniden üreten filmi Yeni Düzen’le Venedik’te (Nuevo Orden) Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülen Michel Franco, Lido semalarına daha sakin bir filmle geri dönüyor. Tim Roth ve Charlotte Gainsbourg’un canlandırdığı karakterlerin Meksika’daki lüks tatilinden izlenimlerle başlayan Sundown, Yeni Düzen’i iyi bilen seyircinin aklına “Acaba ne zaman birileri katliam yapacak ve ortalık kan gölüne dönecek” sorularını getiriyor ister istemez. Franco bizi fazla bekletmiyor ve ailenin huzuru Londra’dan gelen bir ölüm haberiyle sarsılıyor. Cenaze ve miras işlemleri için apar topar yola çıkarken sessiz ve içine kapanık Neil (Tim Roth) pasaportunu unuttuğunu ve bir sonraki uçakla geleceğini söyleyip otele geri dönüyor. Neil’in Meksika’da kalmaya yönelik esrarengiz ısrarı tekinsiz bir bekleyiş hâlinden ibaret olan anlatının merkezini oluşturuyor. Neil’in, yakıcı Acapulco güneşinin altında birbiri ardına içkileri yuvarlarken kafasından neler geçtiğini ve neden cenaze için Londra’ya dönmediğini anlamak neredeyse imkânsız. Atalet duygusunun sindiği bir varoluş krizi anlatan bu hikâyede, Neil’in tavırlarının sebebi sonradan ortaya çıksa da tepkisizliği ve pasifliğiyle asap bozan bu karakter, Franco’nun boğucu bir parlaklığa sahip mizansenleriyle birleşince Sundown seyircisine zorlu bir seyir deneyimi sunuyor. 

Mona Lisa and the Blood Moon
Mona Lisa and the Blood Moon

Kara çarşaflı vampirlerden romantik yamyamlara kadar tür sinemasının ücra köşelerindeki karakterleri ele almayı pek seven Ana Lily Amirpour, Mona Lisa and the Blood Moon’da bu sefer New Orleans’ta akıl hastanesinden kaçan, telekinetik güçlere sahip Koreli bir genç kızın peşine takıyor bizi. Bakışlarıyla karşısındaki insanın hareketlerini kontrol edebilen Mona Lisa Lee (Jeon Jong-seo) şehrin neon ışıklarla yıkanan striptiz kulüplerinin ve fast food büfelerinin olduğu Bourbon Caddesi ve Fransız Mahallesi’nde terör estirirken, yolu Bonnie Belle (Kate Hudson) adında bir striptizci ile oğlu Charlie’yle (Evan Whitten) kesişiyor. Amirpour’un kamerası New Orleans sokaklarında fantastik ve kaotik bir atmosfer yaratmak konusunda başarılı olsa da anlatısı B-filmleri bağlamında bile akılda kalamayacak kadar sıradan ve basmakalıp. Yönetmen, toplumdan dışlanmış ve ötekileştirilmiş hisseden figürleri öne çıkarmak istese de sarışın kurnaz striptizci, beceriksiz siyah polis gibi fazla tanıdık çerçevelerin dışına çıkamıyor. Karakter düzeyine ulaşamayıp birer tipleme olarak kalan bu figürler, filmin temposu yüksek fantastik atmosferini kısa sürede unutulmaktan kurtarmaya yeterli değil ne yazık ki. 


78. Venedik Film Festivali’ni takip eden Öykü Sofuoğlu’nun festival izlenimleri Altyazı’da. Günlüklerin tamamına ulaşmak için tıklayın: ‘Venedik Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.