Altyazı Arşivinde 21. Yüzyılın En İyi Filmleri
21. yüzyılın en iyi filmleri soruşturmamızın ardından geriye dönüp Altyazı arşivine bakıyor, yazarlarımız ilk 25’e giren filmlerle ilgili bu yirmi beş yıllık süreç içinde neler demiş, kısaca hatırlıyoruz.
11. Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin, 2011)
Gerçekte neler olup bittiği konusunda karakterlerden bir adım önde olduğumuzu sanırken, bizden saklanmış olan, görünüşte ufak bir bilgi, her şeye bakışımızı değiştiriyor. Bir Ayrılık’ın asıl başarısı, taşıdıkları farklı vicdan yükleriyle sırtları kamburlaşmış insanların hikâyelerini, onlara acımadan, büyüklenmeden, onları yargılamadan teker teker anlatmayı başarmasında saklı. Zeynep Dadak
Altyazı, Sayı 108, Temmuz-Ağustos 2011
12. Bataklık (La Ciénaga, 2001)
Burjuvaziyle hesaplaşan Avrupalı sinemacılar çoğu zaman izleyiciyi filmden uzaklaştıracak teknikler kullanır, karakterler ve izleyici arasına mesafe koyarlar. Martel’in kamerası ise tüm zaaflarını açığa vurduğu karakterleri uzaktan izlemekle yetinmiyor. Tam tersine âdeta onlarla birlikte çamura bulanıyor, terliyor, yoruluyor, nefes alıyor. Bu yüzden benzer sularda yüzen Avrupa filmlerinin aksine, Bataklık’ı izlerken yönetmenin karakterlerine öfke ya da nefret duyduğunu değil; tüm kokuşmuşluğuna rağmen betimlediği dünyaya ve karakterlere tuhaf bir şefkat beslediğini, karakterlere yukarıdan bakmak yerine onların arasında dolanmayı seçtiğini hissediyoruz. Eren Odabaşı
Altyazı, Sayı 209, Temmuz 2021
13. İlgi Alanı (The Zone of Interest, 2023)
Bu, Rudolf-Hedwig Höss çiftinin “Alman rüyası”, yani Hitler’in büyük vaadi. İlgi Alanı’nın sesini kısarsanız, bir fabrikanın yanına konuşlanmış, güneşli bir banliyöde yaşayan Höss ailesinin günlük hayatını izlediğinizi düşünebilirsiniz. Anne mutfakta arkadaşlarını ağırlıyor, baba işe gidiyor, işten geliyor, hizmetliler dört bir yana koşturuyor. Köpekler mutlu, çocuklar mutlu, kuşlar, böcekler, çiçekler mutlu. Gözleri acıtacak kadar aydınlık, aile huzuru saçan imgeler peş peşe diziliyor. Kabul edilmiş güzelliklerin göze bu kadar soğuk ve çirkin göründüğü daha önce olmuş mudur acaba? Selin Gürel
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

14. Mad Max: Fury Road (2015)
Her seferinde, başıboş bir gezginden, kendi hayatta kalma güdüsünde bir şan ve şeref görmeyen isteksiz bir kahramana, daha iyi bir yere ulaştırdığı insanların tekvin mitlerinde yaşayan bir ruhlar rehberine dönüşüyor Çılgın Max. Serinin dördüncü filmi Fury Road’da da ezeli ve ebedi görevlerini hiçbir hayal kırıklığına mahal vermeden yerine getiriyor. Neredeyse kesintisiz hareket, fazladan bir tek gölgenin bile bulunmadığı usta işi kompozisyonlar yetmiş iki yaşındaki sinematograf John Seale’ın gövde gösterisine dönüşüyor, nefes kesici seri montaj saf bir epik sinema fenomeniyle karşı karşıya bırakıyor izleyiciyi. Fatma Cihan Akkartal
Altyazı, Sayı 151, Haziran 2015
15. Zama (2017)
Antonio di Benedetto’nun romanından uyarlanan bu taze başyapıtın başarısı, romandaki anlatıcı sesi görsel dile kusursuzca aktarmasında yatıyor. Romandaki üç bölümü karakterize eden ağız değişikliklerini aynı potada eriten Zama’nın görselliği muallaktan muğlağa, aklıselimden deliliğe uzanan yelpazeyi bir arada tutuyor. Lucrecia Martel, romanda dilin saydamlıkla sarıp sarmaladığı dünyayı resmedebilmenin avantajlarını sonuna kadar kullanıyor. Sömürgeci estetiği andıran tablolar sunan filmde adım adım tepelerin, okyanusun, ormanların, nehirlerin ve insan eliyle yapılmamış diğer her şeyin mizanseni devraldığını, sömürgeciyi kendi anlamsızlığı ve önemsizliğiyle yüz yüze getirdiğini görüyoruz. Şahan Yatarkalkmaz
Altyazı’nın 20. Yıl Özel Sayısı – 200 Film: Sinema Tarihinde Devri Âlem, Mayıs-Ağustos 2021
16. Toni Erdmann (2016)
Takma dişleri ve kafasına oturmayan peruğuyla ortalıkta dolaşan Toni Erdmann ile daracık takım elbisesi ve ince topuklu ayakkabılarıyla sunum yapan Ines, film ilerledikçe bir ve aynı dünyanın parçaları hâline geliyorlar. Birbirlerinden çok bir farkları kalmıyor. Nihayetinde, bildiğimiz dünya bu: Sürekli farklı kimliklerle farklı performanslar hâlinde olduğumuz, en canımızı yakan ‘sahici’ duygunun birden en ‘bayat’ olduğunu fark ettiğimiz, eften püften sandığımız şeylerde anlık derinliklerle sarsıldığımız, çok derinlerimizde olduğunu sandığımız bir yaranın meğer derimizin üzerinde olduğunu fark ediverdiğimiz dünya. Tuhaf ama tanıdık. Senem Aytaç
Altyazı, Sayı 169, Şubat 2017

17. Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004)
Eternal Sunshine, iki farklı zaman kavrayışı olan insanın tek bir ‘zaman’ düzlemi yaratma çabalarını, geçmiş ve şimdiyi sinemasal evrende buluşturarak yansıtıyor. Clementine ve Joel, daha önce yaşadıkları sorunların tümünü yeniden yaşayacaklarını bilmelerine rağmen beraber olmayı tercih ediyorlar. Eternal Sunshine, diğer birçok romantik komedi gibi çiftin sorunlarının çözüldüğü noktada bitmiyor; tüm bu sorunların, çelişkilerin yeniden başlayacağının bilindiği noktada bitiyor. Fırat Yücel
Altyazı, Sayı 43, Eylül 2005
18. Dönüş (Vozvrashchenie, 2003)
Üç erkek zorlu bir yolculuğa çıkıyorlar. Bütün bir dünyayı arkalarında bırakıp, Rusya’nın ıssız köy yollarında kayboluyorlar. Kısa bir zaman dilimi, bilinmeyen, hatta önemsiz, terk edilmiş mekânların içerisinde belki de bütün dünyayı bizzat üç erkek içlerinde ve aralarında, külüstür bir arabanın içerisinde beraberlerinde götürüyorlar. Bir baba, bir ağabey ve bir kardeşin olduğu yerde kişisel ve daha genel anlamıyla da toplumsal bir erkek belleğinin haritası ortaya çıkıyor. Övül Durmuşoğlu
Altyazı, Sayı 36, Ocak 2005
19. Şüphe (Beoning, 2018)
Elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen vücut diliyle, özgüven eksikliğinden iyice kısılmış sesiyle, karşısındakinin gözünün içine bile bakamayan hâlleriyle filmin ana karakteri Jong-su’nun “ezikliğinin” için için yanan bastırılmış bir öfkeyi barındırdığını filmin finaliyle birlikte görüyoruz. Şüphe’nin inceliklerinden biri bu; öfkeyi konu edinirken yumruğunu masaya vuran, bağırıp çağıran, kavgacı bir karakterle klişelere başvurmak yerine öfkenin psikolojisiyle ilgilenmesi. Birikmiş ve ifade edilememiş sessiz öfkelerin kemirdiği zihninin içinde giderek kaybolan, gerçek anlamda “öfkeden deliye dönen” bir karakter yaratması. Ayça Çiftçi
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

20. Kutsal Motorlar (Holy Motors, 2012)
Kutsal Motorlar’ın birçok açıdan sinematik bir ilahi komedya olduğunu düşünecek kadar ileri gitmek mümkün. Alegorik ormanın yerini filmde ekranı çağrıştıran büyük duvar üzerindeki tek boyutlu orman almıştır. Cehennemin basamaklarında şairin karşılaştığı öykülerin yapısı, her randevunun farklı dünyalarında karşımıza çıkar. Mösyö Oscar, ormandaki randevuları özlediğini söyler ve bir düşünde onu, tıpkı Dante gibi ormanlığın içindeki bir mezarlıkta kaybolmuş, çığlıklar arasında koşuştururken görürüz. Mösyö Oscar (Leos Carax’ın gerçek adının Oscar olduğunu da belirtelim), filmin sonunda şoförü Céline’e, “cehennemin dibinde parti yapıyoruz” der, “hepimiz ölü ve sarhoşuz.” Aslı Özgen
Altyazı, Sayı 125, Şubat 2013
21. Phantom Thread (2017)
Phantom Thread’i 1940’ların gotik romanslarına göz kırpan Paul Thomas Anderson usulü müstehzi bir romantik komedi olarak tanımlamak mümkün. Bu, daha önce defalarca izlediğimiz, müzmin bir bekârın günün birinde hayatının kadınıyla karşılaşması ve o kadının her şeyi değiştirmesinin hikâyesi. Ancak bu formül Anderson’ın elinde çarpıcı bir karakter çalışmasına dönüşmüş. Bunda, yönetmenin daha önce Kan Dökülecek (There Will Be Blood, 2007) filminde birlikte çalıştığı oyuncu Daniel Day-Lewis’in katkısı yadsınamaz. Anderson ve Day-Lewis ikilisi yine hırslı, duygusuz, zor bir karakter yaratmışlar. Gözde Onaran
Altyazı, Sayı 181, Mart 2018
22. Torino Atı (A torinói ló, 2011)
Gonçarov, Oblomov’da bir dünyanın bitip bambaşka bir dünyanın kapılarının aralandığını anlatıyordu. Nietzsche Torino’da o atın boynuna sarıldığında belki de kendi dünyasının bitişine ağlamıştı. Ama Béla Tarr, bildiğimiz dünyanın hangi yöne eseceği belli olmayan kuru bir rüzgârdan başka bir şey getirmediğini, sığınabildiğimiz ‘ev’lerin ise aynı boğucu rutini tekrarlamaktan başka bir seçenek bırakmadığını anlatıyor. Şenay Aydemir
Altyazı, Sayı 108, Temmuz-Ağustos 2011

23. Kill Bill (2003-2004)
Tarantino’nun karakterleri hem karikatür olup hem de iyi işlenmiş karakterler olabiliyorlar. Tarantino’nun olduğu gibi karakterlerin de fetişleri var, mesela Elle Driver’ın bir jazz koleksiyoncusu misali Hattori Hanzo kılıçlarına sahip olmayı takıntı hâline getirmiş biri olduğunu görüyoruz. Elle Driver’ı bizim gözümüzde ‘sahici’ kılan yalnızca ve yalnızca bu tutkusu. Fırat Yücel
Altyazı, Sayı 29, Mayıs 2004
24. Karanlık Armoniler (Werckmeister harmóniák, 2000)
Béla Tarr’ın yarattığı, hep bir sis bulutun ardından izlenen görüntü kümelerinin kendi dünyası var, kendi zamansallığı var. Tekrarın gücüyle, kendi başına bir anlama dönüşen, sahnelerin uzunluğuyla ölçülemeyecek bir zaman duygusu… Bu dünyada “bakmanın” kendisi filmin kurucu jestine dönüşüyor. Karanlık Armoniler şehre gösteri amaçlı getirilen balinanın gözlerine bakan bir karakterle sonlanıyor. Dev bir balina şehrin göbeğine düşmüş, midesinde insanlık tarihinin tüm pisliğini taşıyor sanki. O gözlerin içinden dalınan âlem, filmin başında zikredilen şu cümlelere bağlanıyor: “Gel de benimle birlikte enginliğe adım at; sessizliğin, sükûnetin ve sonsuz anlamsızlığın hüküm sürdüğü yere…” Abbas Bozkurt
Altyazı, Sayı 173, Haziran 2017
25. Parazit (Gisaengchung, 2019)
Hafif bir komedi olarak başlayan, kurgunun ve müzik kullanımının muhteşem katkısıyla mizahi bir dolandırıcılık anlatısına evrilen film, malikânenin bodrumundan dışarıya taşan gizlerle şiddet dozu yüksek bir suç hikâyesine, giderek vahşi bir korku filmine dönüşüyor. Bu geçişlerin keskinliğine rağmen farklı türler arasında sağlanan kusursuz doku uyumu bir yana, bu yapıyı mümkün kılan öğelerin başında, Kore sinemasının alamet-i farikaları arasında yer alan özdeşleşme mekanizmalarının kullanılma biçimi geliyor. Berke Göl
Altyazı, sayı 192, Kasım-Aralık 2019







