Şu An Okunan

-1- -2- -3-

Cannes’da yarışmanın sonuna yaklaşılırken Panahi, Koreeda, Spike Lee gibi ustaların son filmleri görücüye çıktı.

Ahmet Gürata

Cafer Panahi’nin Three Faces’i (Se Rokh) yarışmanın merakla beklenen filmlerden biriydi. Film, oyuncu olma hayalleri kuran ve konservatuar sınavlarına hazırlanan Marziyeh’nin (Marziyeh Rezaei) intihar videosuyla açılıyor. Ünlü oyuncu Behnaz Jafari’ye seslenen Marziyeh, ailesinin oyuncu olmasına karşı çıktığını belirterek hayatına son vereceğini söylemektedir. Bu görüntüler nedeniyle kaygı duyan Jafari, yanına yönetmen Panahi’yi de alarak, bu sır perdesini aralamak üzere Marziyeh’nin yaşadığı Azeri köyüne gider. Cafer Panahi, göz hapsinde gerçekleştirdiği dördüncü filminde bir kez daha gerçeklikle kurmacayı başarıyla harmanlıyor. Üç kuşaktan üç farklı oyuncu kadına odaklanan yönetmen, bu yolla İran’daki toplumsal cinsiyet sorununu sorguluyor. Söz konusu kadınlardan ilki, köydeki yaşlıların sıkça sözünü ettikleri Shahrzad adlı esrarengiz oyuncu. Diğer kadınlar ise, filmde yer alan Behnaz Jafari ile Marziyeh Rezaei.

Jafari ve Panahi, köydeki insanlarla sohbet ederek Marziyeh’nin hikâyesini anlamaya çalışırlar. Bu sohbetler sırasında, tek şeritli yol için köylülerin geliştirdiği sinyalizasyon sisteminden ineklerin hayatına, esas meseleden sık sık uzaklaşır gibi oluyoruz. Ancak Panahi bu dingin pastoral atmosferin altında yatan derin ayrımcılığı, seyircinin gözüne sokmadan bizlere hatırlatıyor. Bu sıradan hikâyeyi değerli kılan ise, İran sinemasının farklı örneklerinden aşina olduğumuz, hikâyeden sapma gibi görünen ayrıntılar ve seyircinin duymasına izin verilmeyen diyalogların yarattığı boşluk. Söz konusu teknikleri incelikle kullanan Panahi, son sahnede ustası Abbas Kiarostami’nin Zeytinlikler Altında (Zire Darakhatan Zeyton, 1994) filmine de şık bir göndermede bulunuyor.

LAZZARO-FELICE-di-Alice-Rohrwacher-_-nella-foto-Adriano-Tardiolo2014’te Mucizeler (Le Meraviglie) filmiyle Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan İtalyan yönetmen Alice Rohrwacher’in son filmi Happy As Lazzaro (Lazzaro Felice), dünyanın bütün yükünü omuzunda taşıyan iyi yürekli ve saf Lazzaro’nun masalsı hikâyesini perdeye taşıyor. 1990’larda Inviolata adında küçük bir köyde başlıyor film. Tüm dünyadan yalıtılmış bir grup yarıcı, Alfonsina de Luna adında bir kadının emrinde çalışmaktadır. Yarıcılığın kanunlarca yasaklanmış olmasına karşın köylüler, karın tokluğuna çalışmakta ve her ay de Luna’ya biraz daha borçlanmaktadırlar. Köydeki en ağır işleri üstlenen Lazzaro, aynı zamanda patronun oğlu Tancredi’nin de yardımına koşmaktadır. Ancak köydeki bazı beklenmedik olaylar yarıcılık sisteminin son bulmasına ve de Luna’nın yargılanmasına neden olacaktır.

Bu gelişmelerin ardından, film bizi günümüz İtalya’sına taşıyor. Ortadan kaybolduğuna inanılan Lazzaro, Lazarus gibi dirilecek, büyük kentte köylüler ve dost saydığı Tancredi ile yeniden buluşacaktır. Happy As Lazzaro, büyük balığın küçük balığı sömürdüğü kapitalist düzenin etkileyici bir portresi. Ahlaki değerlere yer olmayan bu dünyada, hiçbir iyilik cezasız kalmamaktadır. İlginç karakterleri ve büyülü gerçekçi anlatımıyla Happy As Lazzaro, yarışmanın en çarpıcı filmlerinden biri.

screen-shot-2018-03-17-at-11-50-26-amFestivalin gedikli isimlerinden Hirokazu Koreeda Shoplifters’da (Manbiki Kazoku), bir kez daha dramatik bir hikâyeyi insani bir duyarlılık ve sevecenlikle aktarıyor. Karı-koca, iki çocuk ve bir büyükanneden oluşan Shibata ailesi birbirlerine içtenlikle bağlı görünmektedir. Ailesinden şiddet gördüğü için evden kaçan Juri’yi de aralarına almakta bir sakınca görmezler. Geçimlerini ağırlıklı olarak ufak tefek hırsızlıklarla temin etmektedirler. Baba Osamu, “dükkânda bulunan bir mal henüz hiç kimseye ait değildir” diyerek yaptıklarının bir suç olmadığını söyler. İlk bakışta tipik bir işlevsiz aile gibi görünen yoksul Shibata’lar, aslında birbirlerine dertlerine ortak olmakta ve yaralarını sarmakta son derece mahirdirler.

Zamanla bu mutlu tablonun ardında bazı sırlar olduğu ortaya çıkar. Birbiri ardına ortaya dökülen bu sırlar, Shibata’lara bakışımızı ne derece etkileyecektir? Hirokazu, bu soruşturma aracılığıyla aile kavramını bizlere yeniden sorgulatıyor. Gerçekçi yaklaşımıyla yönetmenin 2004 yapımı filmi Kimse Fark Etmiyor’u (Dare mo Shiranai) anımsatan Shoplifters zihinlerden kolay çıkmayacak bir film. Usta yönetmenin kariyerinin doruk noktalarından biri.

blackkklansmanCannes’da her yıl ayrılan Hollywood kontenjanında bu kez Spike Lee imzalı BlacKkKlansman vardı. Film, inanılmaz ama gerçek bir olayı, 1970’lerde telefon görüşmeleriyle Klu Klux Klan örgütüne sızmayı başaran siyah polis Ron Stallworth’ün (John David Washington) hikâyesini aktarıyor. Stallworth’ün örgütle yüzyüze temasına aracılık edense başka bir polis memuru Flip Zimmerman (Adam Driver) oluyor. BlacKkKlansman bu gerçek hikâye üzerinden örgütün kapalı kapılar ardındaki yapısını ortaya koyarken, ABD’de yeniden yükselen ırkçılığın kökenlerini sergiliyor. Filmin, Donald Trump yönetimindeki günümüz Amerika’sına yaptığı bu göndermeler salonda sık sık alkışlarla karşılandı. Spike Lee, bu tüyler ürpertici hikâyeyi bize komik, trajik ve heyecan verici biçimde aktarıyor. Etkileyici bir anaakım politik sinema örneği olan BlacKkKlansman, Lee’nin basın toplantısında belirttiği gibi son dönemde yaşananlara karşı bir alarm zili aynı zamanda.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.