Şu An Okunan
Usta Yönetmenlerin Kısa Filmleri – X

Usta Yönetmenlerin Kısa Filmleri – X

Lick the Star (1998) – Sofia Coppola

Süre: 14 dk.

Sofia Coppola’nın Masumiyetin İntiharı’ndan (The Virgin Suicides, 1999) hemen önce çektiği kısa filmi Lick the Star’la ilişki kurmak için birkaç imgenin kılavuzluğuna sığınabiliriz. Çimlerin üzerinde yan yana uzanan, başlarını bir çember hâlinde birleştiren dört kadının göğe doğru çevirdikleri bakış Coppola’nın filmi yaratırken aklına düşen ilk imge olabilir. Onun sinemasının da bir özeti olabilecek basit bir imge bu. Birbirinin uzantısı gibi duran, mesafeli, çekişmeli; sesleri, bedensel repertuarları birbirinin içine geçmiş dört liseli kadının tam orta yerine, çimlere uzanıyoruz. Bedenlerinin duruşunda bir avarelik tınısı ya da avarelik öykünmesi de var; bir Amerikan banliyö lisesinden dört arkadaşın imtiyazlı avareliği… Coppola’nın ilgiyle baktığı, daha da çok bakacağı karakterler bunlar. Onların can sıkıntısını da gençlik buhranlarını da hiçbir şekilde küçümsemiyor Coppola. Karakterlerini bu sıkıntıdan doğru tanımayı seviyor.

Lick the Star’ın tuhaf bir estetik cazibesi var; çimlerin ortasından çıkıp fırfır dönerek etrafı sulayan fıskiye gibi dönenen kamerayla birlikte bir girdabın içine çekiyor izleyiciyi film. Tek bir alışıldık açı yok neredeyse. Sürekli kayıyor bakışımız. Hollywood lise filmlerinde neyi ezberlediysek burada unutuyoruz. Hangi karakter anlatıcı, hangi karakteri sevmeliyiz, hangi karakter popüler, hangisi ezik… Hepsi bu dört dönen kameranın etkisiyle kayıp duruyor. Bir grup liseli genç kadının arasındaki bir fısıldaşma hâlinin kendisi anlatıcı konumuna denk geliyor. Kimliklerin karıştığı, yan sırada okunan kitapların, arka sıradan duyulan ses tonunun, okul koridorunda süzülüşün, hoşlanılan birini görünce cilvelenişin bir bedenden diğerine sızdığı, seslerin de endişelerin de kopyalanarak çoğaldığı bir ortak yaşam alanını kusursuzca aktaran bir estetik kuruyor Coppola.

Bu tematik ve estetik uyuşmaların yanında Coppola’ya has özel bir duyarlık da var Lick the Star’da. Filmin daha ilk repliği, bilinçli bir hafifleştirme çabasıyla, laf arasında, sanki derslerden, çimlere uzanmaktan bahseder gibi, ölüm arzusundam dem vuruyor. Başka biri söz konusu olsa, gençlik romanlarından çıkma toy buhranlara yorabileceğimiz bu arzu, Coppola’nın genç kadınlarında tecrübesizlikle, yetişkinliğe geçişteki yüksek duygu bağımlılığıyla ilişkili değil sanki; deneyim kazandıkça farklı yüzlere bürünecek bir yaşam sabiti gibi asılı duruyor bir yerlerde, fırsatını buldukça yokluyor (Masumiyetin İntiharı’ndan da biliyoruz). Yoklayan bu arzuya karşı yapılacak şey, fiyakalı bir bakış takınarak hassaslıkları bir süreliğine ertelemek, boşluklu alanların, boş zamanların yumuşak hiçliğine doğru uzanmak olabilir Coppola’nın dünyasında. Zaten Lick the Star bittiğinde karakterleri tanıma hissinden çok, bu boşluklara doğru uzanış anlarından görüntüler akılda kalıyor. Hep biraz öykünme, bir fiyakalı olma kaygısı eşlik ediyor bu anlara. Havai bir rock şarkısı çalıyor ve pozcu bakışlar boşlukları arıyor.

<<<

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.