Şu An Okunan
Javier Bardem’in 5 Unutulmaz Performansı

Javier Bardem’in 5 Unutulmaz Performansı

Javier Bardem

Kariyerine 80’li yıllarda, TV dizilerinde aldığı küçük rollerle başlayan Javier Bardem, izleyici karşısına bir uzun metrajda ilk kez 1990 yılında, Bigas Luna’nın yönettiği Lulu’yla (Las Edades de Lulú) çıktı. Başrolleri Penélope Cruz’la paylaştığı, yine Luna’nın imzasını taşıyan Jamon Jamon’la (1992) ülkesi İspanya’daki ilk önemli çıkışını gerçekleştiren Bardem, sonraki yıllarda Pedro Almodóvar, Alejandro Amenábar, Alejandro González Iñárritu ve Fernando León de Aranoa gibi İspanya ve Latin Amerika sinemalarının ünlü yönetmenleriyle çalıştı. 1997 yılında Álex de la Iglesia’nın Perdita Durango filminde İngilizce bir performans sergilese de uluslararası sahnedeki ilk ciddi çıkışını Julian Schnabel’ın Karanlıktan Önce (Before Night Falls, 2000) filmiyle elde etti. Bir yandan kendi ülkesinde kariyerini sürdürürken Coen Kardeşler, Darren Aronofsky ve Sam Mendes gibi hem anaakım hem de bağımsız sinema için üretim yapan yönetmenlerle bir araya gelen Bardem, performanslarıyla Cannes ve Venedik başta olmak üzere pek çok festivalde ödüle layık görüldü, bir kez de En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar heykelciğinin sahibi oldu. Bardem’in kariyerinin en önemli basamaklarından beşini hatırlayalım.


Çıplak Ten

Pedro Almodóvar’ın 80’lerde çektiği camp estetiğinde filmlerle Annem Hakkında Her Şey (Todo Sobre mi Madre, 1999) ve Konuş Onunla (Hable con Ella, 2002) gibi olgunluk dönemi işleri arasında köprü görevi gören Çıplak Ten (Carne Trémula, 1997), aynı zamanda yönetmenin Javier Bardem’le yaptığı en önemli işbirliği. Bir operasyonda kaza kurşunuyla yaralanan ve yaşamına tekerlekli sandalyede devam etmek zorunda kalan David adındaki bir polisi canlandıran Bardem, filmin Elena ve Víctor’la beraber üçüncü bakış açısını, aynı zamanda karakterler arasındaki aşk üçgeninin de bir ayağını oluşturuyordu. Kadrosunda Francesca Neri, Liberto Rabal ve Penélope Cruz’un da yer aldığı Çıplak Ten aynı zamanda Almodóvar’ın Cruz’la birlikte çalıştığı ilk film olma özelliğini taşıyor.


İçimdeki Deniz

Tez (Tesis, 1996) ve Diğerleri (The Others, 2001) gibi ses getirmiş gerilim filmlerinin ardından izleyici karşısına Ramón Sampedro’nun yaşam öyküsüyle çıkan Alejandro Amenábar, İçimdeki Deniz’de (Mar Adentro, 2004) ünlü denizcinin bir dalış sırasında geçirdiği kazanın ardından kuadriplejik olduğu dönemi ve ötenazi hakkı mücadelesini beyazperdeye aktardı. İspanya’da ‘kendi yaşamını sonlandırma’ hakkı için yirmi sekiz yıl mücadele veren ve bu konuda bir simgeye dönüşen Ramón Sampedro’yu canlandıran Javier Bardem bir röportajında, ölmek isteyen bir adamı oynayacak olmanın başlangıçta kendisi üzerinde bir baskı yarattığını, ancak Sampedro’nun bakış açısıyla bakmaya başladıkça onun hayata nasıl değer verdiğini daha iyi anladığını dile getirmişti. İçimdeki Deniz 2005 yılında Yabancı Dildeki En İyi Film dalında Oscar ödülünün sahibi oldu.


İhtiyarlara Yer Yok

Cormac McCarthy’nin 2005’te yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men, 2007), bir çanta dolusu para bulan Vietnam Savaşı gazisi Llewelyn Moss ile parayı ondan geri almaya çalışan Anton Chigurh arasındaki kovalamacaya odaklanıyordu. Coen Kardeşlerin Kansız (Blood Simple, 1984), Raising Arizona (1987) ve Fargo (1996) gibi pek çok filmlerinde ele aldıkları kader ve vicdan temalarını yeniden ziyaret ettikleri filmde Javier Bardem, gizemli kiralık katil Anton Chigurh’u canlandırıyordu. Saç kesimi ve giyiminden soğukkanlılığına ve mizah anlayışına pek çok açıdan benzersiz bir karakter olan Chigurh, sinema tarihinin en özgün kötülerinden biri kabul ediliyor. Bu amansız karakterle Bardem 2008 yılında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülüne layık görüldü.


Biutiful

Alejandro González Iñárritu’nun Paramparça Aşklar Köpekler’den (Amores Perros, 2000) beri çektiği ilk İspanyolca film olan psikolojik dram türündeki Biutiful (2010), Uxbal ismindeki iki çocuklu bekâr bir babanın ailesiyle yaşadığı problemleri ve Barselona’da sürdürdüğü suçla çevrili hayatını takip ediyordu. Prostat kanseri olduğunu ve yalnızca birkaç ay ömrü kaldığını öğrenmesiyle dünyası değişecek olan Uxbal’ı canlandıran Javier Bardem, filmin kırılma noktası niteliğindeki bu andan sonra, karakterinin yaşamı sonlanırken verdiği kendine has mücadeleyi gözler önüne seriyordu. Bardem, Biutiful’daki performansıyla Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanmış, En İyi Erkek Oyuncu dalında da Oscar’a aday gösterilmişti.


Skyfall

İhtiyarlara Yer Yok’taki performansıyla sinema tarihinin unutulmaz kötü karakterlerinden birine imza atan Javier Bardem, 2012 yılında Skyfall’da kamera karşısına bu kez bir başka kötüyü, James Bond’un düşmanı Raoul Silva’yı canlandırmak üzere geçti. MI6’in eski ajanlarından biri olan ve gerçekleştirdiği saldırılarla kurumun geleceğini tehdit eden siber-terörist Silva, Türkiye’den İskoçya’ya kadar uzanan hikâyenin karşı cephesinde yer alıyordu. Daniel Craig’in Casino Royale (2006) ve Quantum of Solace’ın (2008) ardından seyirci karşısına bir kez daha Ajan 007 olarak çıktığı filmin yönetmen koltuğunda Sam Mendes oturuyordu. Görüntü yönetimini Roger Deakins’in, müziklerini ise Thomas Newman’ın üstlendiği Skyfall beş dalda Oscar’a aday gösterildi.

Hazırlayan: Cem Hakimoğlu

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.