Şu An Okunan
Emin Alper ve Senem Erdine ile Sinematek Üzerine Söyleşi: ‘Yapacak Çok Şey Var’

Emin Alper ve Senem Erdine ile Sinematek Üzerine Söyleşi: ‘Yapacak Çok Şey Var’

Sinematek, Emin Alper, Senem Erdine

Sinematek/Sinema Evi uzun bir bekleyişin ardından sonunda Kadıköy’deki yeni binasına kavuştu ve faaliyetlerine başladı. Kurumun Sanat Yönetmeni Emin Alper ve Film Program Koordinatörü Senem Erdine’yle Sinematek’in kuruluş macerasını, gösterimlere yaklaşımını ve yeni programı konuştuk. 

Söyleşi: Senem Aytaç, Ekrem Buğra Büte

Açılış fotoğrafı: Murat Emir Eren

Sinematek, Türkiyeli sinemaseverler için hem efsanevi hem de özlem dolu bir anlama sahip. 1960’lı ve 1970’li yılların sinema çevresinde önemli bir konuma sahip olan sinematek kültürü, kurumun 12 Eylül sonrası kapatılmasının ardından bir kopukluğa mahkûm olmuş ve anlamını kaybetmiş durumdaydı. Kadıköy Belediyesi bünyesinde gerçekleştirilen girişimlerle bir süredir geliştirilmekte olan yeni sinematek oluşumunun bu geleneği ayağa kaldırması ümidi ise 2018’den bu yana gündemde. Uzun bir gelişim sürecinin ardından Kasım 2021 itibariyle Sinematek/Sinema Evi, Kadıköy Belediyesi’ne ait binasındaki faaliyetlerine başladı. Kurumun sanat yönetmenliğini güncel sinemamızın önde gelen yönetmenlerinden Emin Alper, film programı koordinatörlüğünü ise sinema yazarı ve editör olarak da tanıdığımız Senem Erdine üstleniyor. Alper ve Erdine’yle Sinematek’in Kadıköy, Hasırcıbaşı’ndaki yeni binasında buluşup Sinematek’in kuruluş macerasından seyircinin gösterimlere ilgisine, arşiv çalışmalarından gelecekteki programlara uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Sinematek
Sinematek/Sinema Evi yeni binasındaki faaliyetlerine Kasım 2021’de başladı.

Sinematek/Sinema Evi nasıl ortaya çıktı? Projenin fikir aşamasından bugün gelinen noktaya süreçten bahsederek başlayalım mı?

Senem Erdine: Tüm olumsuz koşullara rağmen Türkiye’de yeniden bir sinematek kurma hayalinden vazgeçmeyen eski sinematekçi Jak Şalom’a ait bir proje Sinematek/Sinema Evi. Dönemin Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun projeye inanması ve Sinematek’in Kadıköy Belediyesi’ne bağlı bir kültür merkezi olarak hayata geçirilmesi için düğmeye basmasıyla 2018’de uzun bir hazırlık süreci başlıyor. Dolayısıyla Sinematek/Sinema Evi’nin kurulmasında bu iki isme çok şey borçluyuz gerçekten. Jak Şalom’un projesi doğrultusunda modern bir sinematekin ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanan binanın inşaatı devam ederken bir yandan da sizlerin, yani Altyazı Dergisi’nden Fırat Yücel ve Senem Aytaç’ın, akademisyen Hakkı Başgüney’in ve arşiv sorumlusu olarak onlara katılan Ayşecan Ay’ın yer aldığı ilk ekip yeni sinematekin vizyonunu geliştirmek, ulusal ve uluslararası ilişkileri kurmak ve programı oluşturmak üzere kolları sıvıyor. Bu doğrultuda ciddi bir yol alan o ilk ekibe de çok şey borçluyuz. Sonra yapımcı Can Deniz Şahin ile ben katıldık ekibe ve binanın inşaatı tamamlanana kadar başka salonlarda film gösterimlerine başladık. İstanbul Modern Sinema’yla beraber yaptığımız Agnès Varda toplu gösterimi çok güzel bir başlangıç oldu, seyirciden çok yoğun bir ilgi gördü. Ardından Kadıköy Sineması’nda ‘Üç Büyük Yönetmen: Ingmar Bergman, Wim Wenders, Vittorio de Sica’ programı seyirciyle buluştu. Filmlerin kapalı gişe oynadığı bu gösterimler sinematekin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu açıkça gösteriyordu, bu bizi daha da umutlandırdı. İlerleyen süreçte Jak Bey bizden ayrıldı, Emin Alper, Sinematek’in sanat yönetmenliğini üstlendi ve sinema yazarı Murat Emir Eren film program ekibine katıldı. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında üç aylık bir programla nihayet Sinematek’in kendi salonunda gösterimler başladı. Şu anda Sinematek/Sinema Evi, ilk sinematekin kurucularından Onat Kutlar’ın adını taşıyan sinema salonu, programlara paralel sergilerin yer aldığı sergi salonu, randevuyla hizmet veren kütüphanesi, arşivi, sinemacıların ihtiyaçlarına cevap vermek üzere yine randevuyla hizmet veren toplantı ve etkinlik salonlarıyla faaliyete geçmiş durumda.

1980’de kapatılan Türkiye’nin ilk sinemateki ne ifade ediyor yeni sinematek için?

S. E.: Türk Sinematek Derneği, kültür tarihimizin en ilerici oluşumlarından biri, faaliyette olduğu dönemde yaptıklarıyla oluşturduğu bir gelenek var, bu gelenekle hatırlanıyor, özleniyor ve simgesel bir değer taşıyor. Kültür hayatımızda büyük değişim yaratmış bir oluşum bu. Ticari sinemanın domine ettiği bir ortamda seyirciyi sinema salonlarında kendisine dayatılandan farklı, dolayısıyla pek alışık olmadığı filmlerle, sinema sanatının klasikleriyle, evrensel değer taşıyan örnekleriyle buluşturdu. Bir yandan da sunumlar ve söyleşiler eşliğinde gerçekleştirilen gösterimler ve çıkardığı yayınlar aracılığıyla seyirciyi filmler üzerine düşünmeye, konuşmaya, okumaya, yazmaya teşvik ediyordu. Film izlemenin entelektüel bir deneyim olarak yaygınlaşmasında, sinema okuryazarlığının gelişmesinde çok önemli rol oynadı. Özellikle de 1965-75 yılları arasındaki kısacık dönemde seyircinin sinemaya yaklaşımında önemli bir fark yarattı ve Türk Sinematek Derneği gösterimleri merkezinde giderek genişleyen bir sinefil kitlesinin oluşmasını sağladı. Yarattığı değişimle sinemanın sınırlarını aşarak döneme damgasını vuran özgürlük ve aydınlanma hareketinin bir parçası olması bakımından da çok ilginç ve önemli. Tabii ki kendi döneminin ihtiyaçlarından doğan ve o dönemin koşullarında şekillenen bir oluşum olarak aynen tekrarlanamayacak bir deneyim. Bizim de amacımız bu değil, sinematek fikrini zamanın koşullarına uygun şekilde hayata geçirmek için çalışıyoruz. 

Emin Alper: Burada minik bir parantezle ben gireyim. Doktora tezim öğrenci hareketi üzerineydi. Araştırmalarım sırasında çok önemli öğrenci militanlarının, aktivistlerin sosyalleşme mekânları, ilk entelektüel ve politik birikimlerini gerçekleştirdikleri yerler arasında Sinematek’in isminin geçtiğini görüp şaşırmıştım.

Sinematek, 2018-2021 arasında programlarını farklı mekânlarda gerçekleştirdi. Fotoğraf 3 Temmuz 2021 akşamı Kalamış Parkı’nda yapılan Şehir Işıkları (City Lights, 1931) gösteriminden.

Nerede o zamanki Sinematek’in mekânı, biliyor muyuz?

E. A.: Sıraselviler’de. Zamanla üniversite gençliğinin gittiği kültür merkezlerinden biri hâline geliyor. Tabii gençlik hareketi militanlaştıkça, yani 70’lerden itibaren ismi daha az geçiyor hatıralarda. Ama 66-68 yıllarında, özellikle TİP’li gençlerin hatıralarında –ki onlar öğrenci hareketinin daha eğitimli ve elit tabakasını oluşturuyor– Sinematek çok önemli bir yer tutuyor. Daha sonraki kuşaklar için ise çok farklı bir anlamı var Sinematek’in. Mesela benim gibi 90’lı yıllarda üniversite okumuş bir kuşak için Sinematek bir tür mitti. O zamanlar, siz de çok iyi bilirsiniz, filmlere ulaşmak inanılmaz zordu. Okuduğumuz metinlerde sürekli birtakım film isimleriyle karşılaşırdık fakat bu filmlerin neden önemli olduğuna, niçin klasikleştiğine dair elimizdeki metinlerin aktardığı bilgi dışında hiçbir fikrimiz yoktu çünkü bu filmleri izleyemiyorduk. Ciddi bir kurumsal arşivin olmadığı bir ortamda sadece bireysel birtakım arşivlere ulaşmak için çabalıyorduk. Sinematek’in 12 Eylül’le beraber kapatıldığını, arşivine el konulduğunu ve bu arşivin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne devredildiğini biliyorduk. Ancak ne yazık ki üniversite bu arşivi dönem dönem gerçekleştirdiği halka açık gösterimler dışında seyirciye çok fazla açmıyordu. Dolayısıyla bizim kuşağın sinemaya gönül vermiş olanları için Sinematek hayallerde yaşatılan bir efsane ve bir özlem kaynağıydı. Şöyle bir şey hatırlıyorum: İstanbul Film Festivali’nin kurucularından ve o zamanın direktörü olan rahmetli Onat Kutlar’ı Boğaziçi Üniversitesi’ne bir söyleşi için çağırmış ve kendisine neredeyse saldırmıştık “Sinematek’i yeniden kurmak yerine niye İstanbul Film Festivali’yle uğraşıyorsunuz?” diye. Çok heyecanlıydık ve İstanbul Film Festivali’nin bize yetmediğini, festivalin ışıltılı ama temelde ticari bir faaliyet olduğunu söylüyor ve asla Sinematek’in yerini tutmayacağını iddia ediyorduk.

Sinematek’i aynı zamanda bir kültür merkezi, bilginin üretildiği ve yayıldığı bir entelektüel merkez olarak da tasarlıyoruz.

Emin Alper

Bir yandan da Sinematek bugünkü genç kuşaklar için de bambaşka bir anlama sahip. Sizce Sinematek günümüzde nasıl bir anlam ifade edecek? Örneğin filmlere çok daha kolay ulaşılabildiği göz önüne alınırsa Sinematek nasıl bir işlev üstlenecek?

E. A.: Bunu biz kendi aramızda da sürekli konuşuyoruz. Evet kesinlikle artık filmlere ulaşmak çok daha kolay. Dolayısıyla buranın işlevi artık yalnızca insanlara ulaşamadıkları filmlere erişim imkânı sağlamak olamaz. O yüzden zaten kendimizi “yeni koşullara adapte olmuş bir Sinematek” olarak tanımlıyoruz. Bir kere mesela sinemateklerin temel işlevlerinden biri olan film arşivleme işini bugün itibariyle üstlenmemiz zor gözüküyor. 35mm film tarihe karıştı. DCP olarak üretilen filmlerin kopyasını ise maddi kısıtlılıklar nedeniyle sadece kiralayabiliyoruz. DVD de hızla tarihe karıştı. Değişen teknolojiyle birlikte arşiv mantığı da sürekli değişiyor ve buna adapte olmak da zorlaşıyor. Zaten bugün internet sayesinde film arşivine olan ihtiyaç özellikle genç kuşaklar için ciddi ölçüde azaldı. Herkes evinde kendi dijital arşivini oluşturabiliyor çünkü. Fakat bütün bunlara rağmen hâlâ Sinematek’in önemli işler yapacağı alanlar var. Sinema salonlarının büyüsünü yaşatmaya devam etmek örneğin… Filmleri evlerde, bilgisayarlarımızda değil, tekrar sinemada görme imkânını yaşatıyor Sinematek. İkincisi ve daha önemlisi, filmleri belirli bir kürasyon mantığı içinde ve bir perspektif önererek sunuyor. Bu anlamda biz de özenle oluşturmaya çalıştığımız film programlarıyla sinema akımlarının ya da yönetmenlerin toplu gösterimleri üzerinden sinemaya yönelik bir bakış açısı öneriyor ve bu bakışı seyirci ile birlikte tartışmak istiyoruz. En önemlisi de bu programları panellerle, söyleşilerle destekleyip sinema klasiklerini bugün yeniden entelektüel olarak anlamlandırmayı hedefliyoruz. Birbirini takip eden üç aylık programlarımızın arasında ya tarihsel ya da fikirsel bir tutarlılık takip ederek Sinematek’i estetik ve politik izlekleri olan bir okula dönüştürmeyi arzuluyoruz. Kısacası Sinematek’i aynı zamanda bir kültür merkezi, bilginin üretildiği ve yayıldığı bir entelektüel merkez olarak da tasarlıyoruz. 

S. E.: Sinema salonunda birlikte film izleme deneyimini yaşatmak Sinematek’in önemli işlevlerinden birisi. Pandemi sebebiyle herkesin köşesine çekildiği, giderek daralan kamusal alanda Sinematek’in bu amacı daha da önem kazanıyor. Bir de filmlerle kurduğumuz ilişki açısından bir değişim yaratmayı hedefliyor. Bu hedefi ilk Sinematek’in üstlendiği işlevden çok farklı değil aslında; filmlerle kurduğumuz bağı derinleştirmek, filmler üzerine düşünmek, yazmak, tartışmak… Bu düşünme ve tartışma kültürünün gelişmesine ve yerleşmesine katkıda bulunmak.

E. A.: Bu doğrultuda ilk haftadan itibaren gösterimlerimiz olumlu anlamda şaşırtıcı geçti, en azından benim için. Ben tam da filmlere kolay ulaşma yeteneğine sahip genç kuşaktan ziyade orta-üst yaş grubunun geleceğini düşünüyordum. Hiç öyle olmadı. Alman Dışavurumcu filmlerinden Luis Buñuel gösterimlerine şaşırtıcı derecede genç ve meraklı bir seyirci kitlemiz oluşmaya başladı. Salonumuz 160 kişilik. Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (Das Cabinet des Dr. Caligari, 1920) gösterimine 120 kişi geldi mesela. Gündüz Güzeli (Belle de Jour, 1967) ve Sevmek Zamanı’nda (1965) da salon neredeyse doluydu. Ki biliyorsunuz sinema salonlarının durumunu; pandemi koşullarında sinema seyircisi sayısında çok keskin bir düşüş oldu. Salonların genel durumuyla kıyasladığımız zaman iyi başladığımızı düşünüyorum.

Sinematek
Sinematek ekibi (soldan sağa): Ayşecan Ay (Arşiv Sorumlusu), Emin Alper (Sanat Yönetmeni), Senem Erdine (Film Program Koordinatörü), Can Deniz Şahin (Genel Koordinator).

Bunda fiyat politikasının da etkisi vardır belki. Ne kadar bilet fiyatları?

S. E.: İndirimli bilet 10, tam 20 TL. Sinematek, Kadıköy Belediyesi’nin birimi olduğu için bu gösterimler kamu hizmeti sayılır. O yüzden de bilet fiyatlarını düşük tutmak istiyoruz ama imkânlar elverdiği ölçüde tabii. 

İlk retrospektif programımızda cesur, kışkırtıcı, eleştirel ve keskin bir mizah sahibi bir auteur olması nedeniyle Buñuel’i seçtik. Özgürlükçü, sınır tanımayan bir sanat üretimine çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde Buñuel’in yapıtlarını keşfetmek ve hatırlamak çok iyi gelir diye düşündük.

Emin Alper

Malum, program ve kürasyon bakımından her sinematekin farklı bir yaklaşımı oluyor. Bu açıdan sizin çizginiz nedir? Programlarda nasıl bir denge kurdunuz? 

E. A.: Sinema tarihinin kurucu akımlarına yer vermek en temel perspektiflerimizden birisini oluşturuyor. Fakat Alman Dışavurumculuğu gibi bugünün seyircisi için zor sayılabilecek bir dönemden başlama kararımızdaki amaç seyircinin ilgisini, yönelimini ve sinema tarihine olan merakını anlamaktı biraz. Kurucu akımların yanında ustaların retrospektiflerine yer vermek ve onların dünyasını bütünlüklü bir biçimde analiz etmek de oluşturduğumuz programların temel hedeflerinden biri. Daha çok kışkırtıcı, tartışma yaratıcı, –fikirlerini veya estetik duruşunu beğenin ya da beğenmeyin– kolay kolay kayıtsız kalamayacağınız isimlerin retrospektiflerine yer vermeyi düşünüyoruz. Metin Erksan da bu anlamda tartışma yaratan, kışkırtıcı yönüyle ve sinemamızda temsil ettiği kendine özgü estetik arayışları nedeniyle tercih ettiğimiz bir isimdi. Şubat-Nisan programımızda ise Luis Buñuel’le devam etmek istedik. Hem –tıpkı dışavurumculuk gibi– bilinen tüm değerlerin kökünden sarsıldığı bir dönemin, 1920’lerin en önemli akımlarından olan gerçeküstücülükle özdeşleşmiş bir sinemacı olması ve bu sebeple ilk programımızla entelektüel bir bağ kurma olanağı sağlamış olması nedeniyle hem de yukarıda saydığım özellikleri fazlasıyla barındıran cesur, kışkırtıcı, eleştirel ve keskin bir mizah sahibi bir auteur olması nedeniyle Buñuel’i seçtik. Özgürlükçü, sınır tanımayan bir sanat üretimine çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde Buñuel’in yapıtlarını keşfetmek ve hatırlamak çok iyi gelir diye düşündük. Ayrıca kendisinin ekibimizin en sevdiği yönetmenler arasında yer aldığını da söylemeliyim. Kurucu akımlara yer verme perspektifini de bırakmayacağız bir yandan. 1920 sonrasını takip eden ilk gösterimimiz 30’lar Fransız Şiirsel Gerçekçiliği alanında olacak ama bunun hemen ardından değil. Onu bekletiyoruz, büyük ihtimalle gelecek sonbahar için hazırlayacağız. Ardından da hem dışavurumculuktan hem şiirsel gerçekçilikten bahsetmişken film noir’a değinmeden olmaz diye düşünüyoruz. İlerleyen tarihlerde bir film noir ve neo-noir programı hazırlamak var kafamızda. Buñuel’i ise yine çok tartışılmış, kışkırtıcı bir yönetmen takip edecek. Doğumunun yüzüncü yıl dönümünde bir Pasolini retrospektifi yapmayı hedefliyoruz.

S. E.: Metin Erksan tercihinde Sinematek’in kendi salonundaki gösterimlere Türkiye’den bir ustayla başlamak istememizin de etkisi var. Metin Erksan modern sinemamızın en önemli temsilcilerinden biri, yönetmen sinemasının öncülerinden. Ayrıca çok yenilikçi, yaratıcı, sinema üzerine düşünmekten ve deneyler yapmaktan hiç vazgeçmemiş bir yönetmen. 60’lı yıllardaki ulusal sinema tartışmasında Batıcılıkla suçlanan zamanın sinematekçilerinin karşısında yer almasıyla, öte yandan hayatı boyunca sansürle uğraşmak zorunda kalmasıyla, kendine has siyasi görüşleriyle, tarih yorumlarıyla de hep ilgi çekmiş, tartışma yaratmış biri. Filmlerini beyazperdede yeniden seyirciyle buluşturmak kadar bu tartışmalara bugünden bakmak da heyecanlandırdı bizi. Elimizden geldiği kadar geniş bir seçki çıkarmaya çalıştık. Metin Erksan’ın bugüne kadar yapılmış en kapsamlı retrospektifi oldu. Sinefiller için hazine değeri taşıyan Kuyu (1968) gibi ulaşması zor filmlerinden TRT için çektiği televizyon filmlerine 19 filmini gösterdik, Erksan sineması üzerine çalışan akademisyenlerin katıldığı iki ayrı panelde sinemasını ve sansürle ilişkisini konuştuk.

E. A.: Şunu hemen belirtelim, bizim de kaynaklarımız sonsuz değil maalesef. Elimizi kolumuzu bağlayan bir sürü şey var. Bazı yönetmenlerin telif ücretleri çok yüksek, hele hele şu döviz krizinin yaşandığı ortamda bazı yönetmenlere yaklaşamıyoruz bile. Bizimle ortak çalışabilecek konsoloslukların ve uluslararası sinema kurumlarının desteği çok önemli. Mesela Alman Dışavurumculuğu programına Goethe Enstitüsü çok destek oldu. Buñuel retrospektifinde ise Meksika Büyükelçiliğinin desteği çok önemliydi. Ayrıca Luis Buñuel Film Institute’un da desteğini aldık.

S. E.: Yabancı filmlerde ayrı, Türkiye’den eski tarihli filmlerde ayrı zorluklarla karşılaşıyoruz kopyalar ve haklar konusunda. Metin Erksan retrospektifini hazırlarken sinemamızın arşiv konusundaki eksiğini bir kez daha gördük. Türkiye sinemasının arşivi Mimar Sinan Sinema TV Enstitüsü’nde ancak o arşivi şu anda kullanamıyoruz. Eskiden de çeşitli sebeplerle arşive ulaşmak zordu ama şimdi tamamen kapalı. Yeni yönetimle irtibat hâlindeyiz, daha dışa açık bir yaklaşımla arşivin koşullarını iyileştirmek için çalışıyorlar ama bu çok büyük bir operasyon, deprem riski nedeniyle kullanılamaz durumda olduğu söylenen bir binaları var, öncelik bu sorunun çözülmesine verilmiş durumda. Ancak ondan sonra içerideki malzeme elden geçirilecek, modern bir kataloglama sistemine geçilecek ve yeniden restorasyon çalışmalarına başlanabilecek. Dolayısıyla şu anda tek arşivimizi kullanamaz durumdayız. Filmlerin kopyalarını tek tek, hak sahiplerinden buluyoruz, kendi imkânlarımızla dijital olarak gösterime en uygun kopyaları üretmeye çalışıyoruz. Gerçek anlamda bir restorasyonun maliyeti ise çok yüksek, çok istemekle beraber böyle bir işe girişemiyoruz maalesef ve bir yerlerde Türkiye sinemasına ait önemli izler yok olup gidiyor. Dolayısıyla yerli sinemayla ilgili film programları oluşturmak konusunda da bu ciddi sorunlarla kuşatılmış durumdayız.   

Sinematek
Sinematek’in Onat Kutlar Sinema Salonu.

Yeni programda yerli sinema güncel belgesellerle temsil bulmuş gibi. Ana programda ise Buñuel retrospektifinin yanı sıra bir de Mark Cousins seçkisi var. Yeni programdan biraz daha bahsedelim mi? Sinematek/Sinema Evi’nde neler izleyebileceğiz önümüzdeki dönemde?

S. E.: Evet, belgesel alanında ülkemizde de iyi şeyler oluyor son yıllarda. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin iki yıl önceki belgesel seçkisi çok iyiydi. O kadar ki belgesel sinemamızda bir sıçramaya işaret ediyordu. Kurmaca ile belgesel arasındaki eskimiş sınırların ortadan kalkması ve belgeselin görsel yaklaşımı, ele aldığı konular, sinemanın araçlarını kullanma şekli bakımından haber belgeselciliğinin ötesine geçerek sinema sanatını ileriye taşıyan dikkat çekici deneylere sahne olmasını çok heyecan verici buluyoruz. O nedenle son yılların bu anlamda öne çıkan belgesellerinden bir seçki hazırladık. Yönetmenlerin de katıldığı gösterimlerdeki söyleşilerde seyircilerle beraber belgeseldeki bu gelişmeleri konuşuyoruz. Seyircilerimiz çok aktif, son derece zihin açıcı, güzel sorularla zenginleştiriyorlar bu sohbetleri.

E. A.: Yerli sinemayla ilgili yeni başlayan bir etkinliğimiz de Film-Koop Buluşmaları. Her pazar saat 18:30 seansında ticari salonlarda yeteri kadar gösterim imkânı bulamamış yerli yapımları seyirciyle buluşturmaya başladık. Film-Koop işbirliğiyle gerçekleştirdiğimiz bu gösterimlere film ekipleri de katılıyor, filmden sonra seyirciyle film üzerine sohbet ediyorlar. Başta Film-Koop üyeleri olmak üzere pek çok yönetmen arkadaşımızın da gösterimlere katıldığı ve sonrasında tartıştığı bir ortam oluştu daha hemen işin başında. Umarım daha çok yönetmen ve yapımcı arkadaşımızın iştirak ettiği, sektörümüz için de önemli tartışmaların yapıldığı bir buluşma noktası hâline gelir bu gösterimler. 

S. E.: Bir de Mark Cousins seçkimiz var bu programda. Cousins sinema tarihini kendine özgü yaklaşımıyla ele aldığı belgeselleriyle tanınan İskoçyalı bir sinemacı. Sinema gazeteciliğinden geliyor. 2011’de yaptığı 15 bölümlük belgeseli Filmin Hikâyesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk’la (The Story of Film: An Odyssey) özellikle yeni kuşak üzerinde çok önemli bir etki yaratmıştı. Geçtiğimiz yıl bu serinin tamamlayıcısı niteliğinde yeni bir belgesel yaptı. Sinemanın son on yılını ele aldığı bu belgeseli programa aldık. Film Türkiye’de ilk kez Sinematek’te seyirciyle buluşuyor. Kendisinden bu filmde söz ettiği filmlerden bir seçki istedik ayrıca. Altı filmden oluşan bu seçkiyi Cousins’ın her film için hazırladığı kısa sunuş videolarıyla beraber gösteriyoruz. Sinemaya merakı, hayranlığı ve iştahıyla çok ilham verici bir sinemacı Mark Cousins. Yeni filmi ve bizim için hazırladığı seçkiyle sinemanın yeni dönemine bakmak için çok güzel bir vesile oldu bence.

Sinematek/Sinema Evi sinemacıların, sinema yazarlarının ve sinemayla ilgilenen herkesin araştırma, geliştirme ve üretme süreçlerinde bir araya geldiği bir yer olsun istiyoruz.

Senem Erdine

Yeni program Şubat’ta başladı, Mart ve Nisan boyunca devam edecek değil mi? Gösterim takvimi nasıl şekilleniyor? 

S. E.: Üç aylık programlarla devam ediyoruz. Yeni program 1 Şubat-30 Nisan tarihleri arasına yayılıyor. Bu tarihler arasında programdaki çoğu filmin üçer gösterimi oluyor. Sinematek pazartesi günleri kapalı. Pazartesi dışında her gün gösterim var. Hafta içi gösterimler saat 20:00’de. Hafta sonları 15:00 ve 18:30 olmak üzere ikişer seans gösterim var. Panel ve söyleşileri de genellikle hafta sonu yapıyoruz. Ayrıca Nisan ayında İstanbul Film Festivali’ni konuk edeceğiz. Sinematek, 8-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 41. İstanbul Film Festivali’nin gösterim mekânlarından biri olacak. Web sitesinden ve aktif kullandığımız Instagram ve Facebook hesaplarımızdan program hakkında ayrıntılı ve güncel bilgi alınabilir.

Sinematek
Sinematek kütüphanesi.

Sinematek’in gösterim programlarına ek olarak kütüphane, sergi alanı gibi tamamlayıcı etkinliklere yer verilen kısımları da faaliyete geçmiş durumda. Son olarak bunlardan da bahsedelim mi biraz? 

S. E.: Emin’in başta bahsettiği sebeplerle şu anda film arşivine girmiyoruz ama sinemayla ilgili basılı materyal arşivlemeye başladık. Senaryolar, lobi kartları, afişler… Sinemayla ilgili bu tür materyalleri toplamaya başladık. Ekibimiz çok küçük olduğu için arşiv konusunda istediğimiz kadar yol alamadık henüz ama çalışmalar sürüyor. Kataloglama bitince mevcut arşiv erişime açılacak. Bu arada bahsettiğim basılı materyallerle ilgili bağış kabul ediyoruz. Bir de sinema kütüphanemiz var. Her geçen gün bağışlarla ve film programlarıyla bağlantılı yeni kaynakları dâhil ederek genişlettiğimiz kütüphane sinema üzerine araştırma yapan herkese açık ancak randevuyla hizmet veriyor. Sinematek/Sinema Evi’nin web sitesi üzerinden kitap listesine ulaşmak ve randevu alarak kütüphaneyi kullanmak mümkün. 

E. A.: Toplu gösterimleri kütüphanede ilgili kaynaklarla ve sergilerle desteklemeyi düşünüyoruz. Ama şu an yeterli elemanımız yok. İlk programda sergiyi yaparken çok zorlandık. Çünkü sergi de apayrı bir uzmanlık alanı, ayrı bir kürasyon işi. İyi bir sergi için ekip ve bütçe gerekli. Hedefimiz her programda bir sergi yapmak ama bunun kolay olmadığını gördük. Hele hele bir kültür merkezinden destek almadan bu kadar elemanla bir sergi tasarlamak zor. İmkânları oluşturabildiğimiz sürece iyi sergilerle programları desteklemek istiyoruz. 

S. E.: Yapacak çok şey var daha ama ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda, başlamış olmak bile önemli bir gelişme. Şu anda gösterimlere, gösterimleri tamamlayan etkinliklere, sinema sektörünün erişimine açtığımız mekânların kullanımına ve kütüphaneye öncelik vermiş durumdayız. Sinematek’in etkinlik ve toplantı salonu sinema üzerine çalışan herkese açık. Bu mekânlar sinemacılar tarafından randevuyla ücretsiz olarak kullanılabiliyor. Hedefimiz arşivi geliştirmek ve hizmete açmak, gerekli koşulları oluşturduktan sonra uluslararası bağlantılarımızı işletip sinematekler arası dayanışmayı ve dolayısıyla film alışverişini kolaylaştıran kurumlara üye olarak iyi programlarla yola devam etmek. Sinematek/Sinema Evi sinemacılar, sinema yazarları ve sinemayla ilgilenen herkesin araştırma, geliştirme ve üretme süreçlerinde bir araya geldiği bir yer olsun istiyoruz. 


Sinematek/Sinema Evi gösterim takvimine buradan ulaşabilirsiniz.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.