Şu An Okunan
Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi: Bakmaya ve Görmeye Dair

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi: Bakmaya ve Görmeye Dair

Céline Sciamma’nın Cannes’dan En İyi Senaryo ödülüyle dönen filmi Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi bakışların gücüyle palazlanıp, kâğıt kesiği gibi ince ince sızlayan bir hatıranın izini sürüyor. 

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’ni (Portrait de la Jeune Fille en Feu, 2019) önce bu kadar olgun bir aşk filmi yapan, sonra sadece bir aşk filmi olmaktan çıkaran her neyse onun peşine düşmek gerek. Filmin kıymeti tam orada soluklanıyor. Öyleymiş gibi görünse de, modeline âşık olan ressamların hikâyelerinden birinde değiliz. O pek yavan “ilham perisi” kavramı yok ortada. Hani ressamın içini gıcıklayan, yeteneğini şahlandıran o kadının sadece var olarak sanata sunduğu katkı öyle hoşunuza gider ki, ilham denen şeyin varlığına inanacak duruma gelirsiniz ya; Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi o film değil. Zamanla çekilir hâle gelen ama hiç geçmeyen ince bir sızının, sımsıkı korseli elbiselerin göğüs dekoltesinden taşan o en derin soluğun, bir kalp ağrısının filmi. Belki perdenin öte tarafındaki sinema koltuğuna ulaşamaz ama yine de denizin tuzlu kokusunu alır gibi oluyor insan. 18. yüzyıl Bretonya’sında, sanki dünyanın en uzak ucundayız. Hızlı filmlerin çağında, bakmayı ve görmeyi yeniden öğreniyoruz.

Yönetmen ve senarist Céline Sciamma her şeyi azar azar veriyor seyirciye. Zamanı gelince, değerini bilsin diye. Tıpkı dönem filmi karakterlerinin yaşadığı o kendiliğinden mahrumiyet gibi, seyirci de bir noktaya kadar mahrum her şeyden. Örneğin müzik, sadece dönüm noktalarının mükâfatı. Zaman kısıtlı, her şey bir portrenin tamamlanmasından önce olup bitmeli. İlk tebessüm için uzun süre beklemek zorundayız. İlk bakış, ancak yorucu bir yolculuğun ve imkânsız gibi görünen bir görevin ardından çıkıyor yuvasından. O yüzden bizlere sadece hırçın bir sarışın olarak tanıtılan Héloïse’in uçurumun kenarına doğru hızla koşup coşkuyla ardına baktığı o ilk sahnesinde, tıpkı Marianne gibi şaşkına dönüyoruz.

Ölmeyi değil, sadece koşmayı hayal eden bir genç kız var karşımızda. Eve yeni bir kitap girdiği için heyecanlı. Aynı kitabı yüzüncü kez okumak zorunda değil çünkü. Müziğe öyle aç ki, sırf bu yüzden kiliseye gidiyor. Denize girmeyi planlıyor ama yüzmeyi bilip bilmediğini bilmiyor. Üstelik denize girip çıktıktan sonra da, bu sorunun cevabından emin değil. Filmin Héloïse’den sakladığı en büyük sır bile karaktere öyle kendiliğinden açıklanıyor ve öyle doğal bir tepki alıyor ki, Sciamma’nın bakışlardan fazlasına ihtiyacı yok sanki. Bir de hatıralar. Filmi ayakta tutan iki kale. Görüntü yönetmeni Claire Mathon’un kamerası harikulade çerçeveleri, unutulmaz anları olduğu gibi yakalamanın peşinde. Bu işte öyle başarılı ki, film bitince olayları değil anları hatırlıyoruz. Çok iyi filmlerin hep yaptığı gibi. Ama hepsi bu değil.

Romantizmi, ilk ve son bakışın ilk ve son dokunuştan çok daha değerli olduğu sapa bir zirveye doğru tırmandıran Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi’nin aşk filmi olmakla yetinmemesi mucize gibi bir şey. Marianne ile Héloïse’in su gibi akıp yerini bulan aşkı dışında, incelikli bir kadın arkadaşlığı/yoldaşlığı filmi izliyoruz bir yandan. Hiç tanımadığımız erkekler var hikâyede. Héloïse’in portresini yapmaya çalışan bir önceki ressam. Hizmetçi Sophie’yi hamile bırakan adam. Marianne’a resim yapmayı öğreten ressam babası. Milano’da Héloïse’in portresini bekleyen talibi. Bu erkeklerin her biri, filmdeki kadınları o anda bulundukları noktaya getirmişler ancak hikâyenin bir parçası değiller. Hiçbir önemleri yok. Bir imzadan, bir unvandan, birkaç fırça darbesinden ve birkaç milyon spermden ibaretler. Kadınlar kendi aralarında konuşurken onlardan bahsetmiyor bile. Filmlerdeki kadın temsilini ölçme tekniklerinden en meşhuru olan Bechdel testini tasarlayan Alison Bechdel’i çok memnun edecek muhabbetler bunlar ve elbette bu bir tesadüf değil.

Özellikle Kontes’in evden çıkmasıyla birlikte, toplumun farklı basamaklarında farklı mücadeleler veren üç kadının dostluğu, bıraksalar sonsuza kadar sürecek ama muhakkak yarıda kesilecek mutlu bir fanteziye dönüşüyor. İçinde, şu âna kadar çekilmiş tüm soğuk kürtaj sahnelerini tepetaklak eden, dokunaklı ama dirayetli bir kürtaj sahnesinin de bulunduğu bu bölüm, filme birkaç boyut daha ekliyor. Hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile, kadın gözünden bakan, kadın eleğinden geçmiş bir film izlediğinize o kadar eminsiniz ki… Filmin “bakış” pornosuna cuk diye oturan Orpheus ve Euridice’nin hikâyesine bile Yunan mitolojisini bulandıran müthiş bir detay ekleniveriyor. Filmin karşı çıktığı “ilham perisi” kavramına haddini bildiren, ipleri bir anda Euridice’nin eline veren, devrimci bir detay bu. Ya Orpheus’un son anda arkasına bakmasına sebep olan merak ya da korku değil de, Euridice’nin buyruğuysa? Ya güzeller güzeli Euridice pek yetenekli Orpheus’tan daha cesursa?

Tıpkı Euridice gibi, bu hikâyenin de asıl yönlendiricisi Héloïse. Filmin en güzel sürprizi bu. Tüm film Marianne’ın geçmişi nasıl hatırladığı üzerinden şekillense de, vedalaşmayı ve zamanı gelince kendini hatırlatmayı bilen Héloïse’in ta kendisi. O çifte finali bu kadar unutulmaz kılan da ondan başkası değil. Céline Sciamma, tüm filmi Héloïse’in final sahnesini çekmek için yazdığını söylüyor. Demek ki sadece o sahnenin yüzü suyu hürmetine izledik bu filmi. Çok ama çok güzel bir sahne. İyi ki finalde kendi buyruğuna uymadı Euridice, iyi ki dönüp bakmadı Orpheus’a.


Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi, 6 Kasım 2020 tarihinden itibaren bir ay boyunca MUBI Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.