Şu An Okunan
Azizler: Odadaki Fil

Azizler: Odadaki Fil

Taylan Biraderler’in Vavien’den (2009) bu yana çektikleri ilk film olan Azizler çevresindeki her şeyden ve herkesten sıkılan, sadece biraz yalnız kalmak isteyen bir reklamcının hikâyesini anlatıyor. Ancak potansiyelini karşılayamayan oyunbaz fikirler, birbirine bağlanmayan sahneler ve hikâyeye şöyle bir uğrayan karakterler nedeniyle ortaya “boşlukta süzülen” bir film çıkıyor.

Aziz’in derdini paylaşıyoruz paylaşmasına… Kâbuslarımızı saymazsak yalnızca uyurken rahat bırakıldığımız, uyanıkken sürekli üst perdeden despot bir sesin boyunduruğu altında küçülüp un ufak kaldığımız, süratle ihtiyarladığımız, her fırsatta tartaklandığımız, zorbalıkla ehlileştirildiğimiz, biraz sesimizi yükseltsek sopa yediğimiz bir evde yaşıyoruz hep beraber. Tıpkı Caner’in anne ve babası gibi kanıksayanımız da var. Başka türlüsünü hatırlamadığından bu çilenin yokluğunun ölesiye korkuttuğu; kamburu olmadan hayatın neye benzeyeceğini tahayyül edemeyen koca bir sürü. Bazılarımızsa tıpkı Aziz gibi sadece rahat bırakılmak istiyor. Tüm istilacılar evlerine dönsün ve hayat biz sessizlikten sıkılıncaya kadar çıt çıkarmasın. Anne-babası durmadan tartışan Cansu gibi, etrafa tükürükler saçarak bağıranlarla bu bağırtılardan kendine ekmek çıkaran fırsatçıların ortasında için için huzuru özlüyoruz. Hayat kesintisiz bir gürültüden ibaret ve kâbuslarımızda bile müzik son seste. Aziz’in derdini paylaşmamak elde mi?

Tüm bu gönülden ortaklığa rağmen, Azizler’de (2020) yalnız bırakılma arzusuyla dolup taşan kahramanımızın yalnızlık denen ince hastalığa tutulmuş çeşit çeşit insanla ilişkisini izlerken bu tezatın tadını çıkarmamıza engel olan bir şeyler var. Acı acı gülümsetmesi beklenen ve Erbil’in hikâyesinde bunu büyük ölçüde başaran mizahın diğer tarafta kendini açıklamak zorunda kalması bu engellerden biri. Bazı ağızlara hiç oturmayan one-liner’lar, oyunbaz fikirlerin birkaç adım sonra nefes nefese kalması, skeç gibi bir başına bırakılmış sahneler, geçerken uğrayan karakterler… Azizler’in asıl gücü “yerinde olmak istemediğimiz ama bal gibi yerinde olduğumuz kahraman” fikriyken, bu fikrin tamamına ermesi için şartlar uygun değil. Aziz filmin en zayıf ana karakteriyken onun dünyasında at koşturamayız.

Aziz’in hayatına yabancılaşma turunda dehşetini kısmen paylaştığımız tek bir felaket var, o da şeytan çıkarma ayini gerektiren yeğeni Caner. Sahte viraller icat ederek geçinen bu bezgin adamın kendi hayatının bir viral potansiyeli taşıması ironisi fazla bariz bir dokunuş. Bu dokunuştan final çıkarılması da bir çaresizlik belirtisi. Ama bunu görmemiş gibi yapalım. Caner’e yüklenen yüzde yüz “yerli malı zorba” tiplemesinde seyirciden ilgi dilenen bir aşırılık göze çarpıyor. Bu gösterişli fikir nedense ağır ve yoğun diyalogla filme taşınmakla kalmıyor, hikâyenin cankurtaran yeleği olmaya da can atıyor. Bir yandan Caner’in ağzından çıkanların üzerine oturmamasının komedisi yapılırken, diğer yandan evdeki çatışmaların parodiye kaçan sahteliğinin bizzat bu oturmamışlığa bağlı olması büyük bir sorun. Özellikle de bu kadar yoğun kullanılması sebebiyle.

Çocuğun dönüştüğü şeye bütünüyle inanmak, bununla eğlenmek, bundan ürkmek, yönelttiği eleştiriyi hararetle onaylamak, kurduğu uzun cümleleri anlamlandırmak mümkün değil. Oysa film bu ayrıksılığın sözde kaçınılmazlığından bir komedi çıkarmak istiyor. Caner korku filminde mümkün olduğu kadar az gösterilen korku öğesi misali azar azar tüketilseydi, filmin dilediği cankurtaran yeleği olabilirdi. Böylesi, yetenekli çocuk oyuncu Göktuğ Yıldırım’a da haksızlık olmazdı. Şu durumda, sürekli şov yapması için sahneye itilen Yıldırım’dan beklenen bir mucize. Benzer bir fikrin başarıya ulaştığı nadir örnekler arasında hemen Sivas (2014) geliyor akla. Sivas’ta çatıya çıkıp tüm dünyaya ağzına gelen sayan Aslan’da hiç eğreti durmayan aynı öfke komediyle de flört edebiliyor, merkeze oturmasına rağmen baştan sona bir an için bile sahicilik sorunu yaşamıyordu. Aslan, büyümüş de küçülmüş değildi. Sadece çocuk öfkesi yetişkinlere taş çıkartacak kadar şiddetliydi. Diğer yandan tek görevi yetişkin ağzıyla konuşarak evde dehşet yaratmak olan Caner’in sahte bir komedi öğesine dönüşmekten başka çaresi yok.

Yalnız Olma Hevesi

Caner’i bir kenara bırakırsak, Aziz’in pek çaba harcamadan belli ki başarılı olduğu işinden ve pek çaba harcamadan vazgeçilmez olabildiği ilişkisinden neden yaka silktiğini anlayabilecek olgunluğa asla erişemiyoruz. Sevgilisine bir tür “tasma” takan Burcu’nun neden Aziz’e böyle bağlandığı, onsuz yapamayacağını hissettiren ayrılık paniği ve şayet bir ayrılık yaşanacaksa neden ayrılanın Burcu’nun olmadığı da bilinmezler arasında. Aynı şekilde tek bir arkadaşı olmayan zengin patron Alp’in neden tek bir arkadaşı olmayan Aziz’e saplanıp kaldığı da meçhul. Parayla “hatun” ayarlanabilirken neden arkadaş satın alınamıyor, bilmiyoruz. Aziz dışında herkesin yalnız kalmamak için canını dişine taktığı bir dünyada, Aziz’in paylaşılamayan bir tarafı var ama film bunun ne olduğunu göstermiyor. Kimsede olmayan yalnız kalma hevesi mi? Öyleyse, herkesin evine bir adet Caner yerleştirsek onlar da yalnızlıklarına sıkı sıkı sarılır mı? Hikâye hep bizden bir adım öndeymiş gibi mi yapıyor, yoksa odada bir fil mi var? Tüm bu bilinmeyenler hikâye için öyle kolayca geçiştirilebilecek detaylar değil çünkü Aziz’in hikâyesindeki bu boşluklar filmin önemli bir kısmını rüzgârın yönüne göre savurup duruyor.

Erbil’in hikâyesinin nispeten daha sağlam durmasının sebebi, muhtemelen Haluk Bilginer’e özel yazılmış monologların boşlukları doldurmasının yanı sıra Aziz’le kesişen noktaların da anlaşılır bir düzleme oturması. Aziz’in Erbil için neden önemli olduğunu anlayabiliyoruz, bu da Erbil’e öyle bir özgürlük tanıyor ki onun hikâyesinin Aziz’e ihtiyacı kalmıyor. Buzdolabı üzerindeki bir fotoğraftan ibaretken filmin duygusal lokomotifine dönüşen Binnur Kaya’nın tek başına başardığını, senaryonun sırra kadem basmış kısmı yüzünden daha uzun ekran sürelerine sahip diğer birinci sınıf oyuncuların başaramaması büyük kayıp. Azizler, boşlukta süzülen ilk Taylan Biraderler filmi.


Azizler, Netflix Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.