Şu An Okunan
Chernobyl’de Zamanın Ruhu

Chernobyl’de Zamanın Ruhu

Son dönemin en çok ses getiren yapımlarından Chernobyl’in başarısı konusunda hemen herkes hemfikir. Öte yandan dizinin anti-komünist bir kara propaganda aracı olup olmadığı tartışılıyor. Çernobil Faciası’nı neredeyse ‘tensel’ bir deneyime dönüştüren diziden günümüz dünyasına dair çıkarımlar yapmak da mümkün.

Fatma Cihan Akkartal

Bu yazı Altyazı’nın 190. sayısında yayımlanmıştır.

HBO’nun kimselere yaranamayan Game of Thrones (2011-2019) final sezonunu çabucak manşetlerden indiren mini dizisi Chernobyl, Nisan 1986’da Çernobil’de yaşanan nükleer felaketi konu alan, yapım kalitesi yüksek bir dramatizasyon. Dizi, belgesel görüntüleri yeniden üreterek, ayakkabı bağcıklarına dek dönemin tüm maddi detaylarını araştırıp kopyalayarak söz konusu olayı gerçeğe en yakın biçimde anlatmak iddiasında. Tarihsel dram türüne bu açıdan yeni, yüksek bir standart getirdiğinden takdirle bahsediliyor. Öte yandan, bu aslına sadık kalma çabası –belki bilinçli olarak– kendi aleyhine de çalışıyor; dizi bir yönüyle belgesel gibi izlenmeyi de talep ediyor. Neticede Çernobil Faciası’na dair gerçeklerle 2019 yapımı Chernobyl dizisinde aktarılan öykü kaçınılmaz olarak birbirine karışıyor. Bu son derece “gerçekçi” yapım, öyküsü Sovyet Rusya’da geçen başka yapımlara kıyasla dünya çapında çok izlendi ve üstelik IMDb’de hızla tüm zamanların en yüksek kullanıcı puanına ulaştı. Kuvvetli bir öyküyü kuvvetli biçimde anlatan Chernobyl’in kâh günümüz Rusya’sının yurtdışına atom enerjisi ithal eden devlet şirketi Rosatom’u sabote etmeye çalıştığı, kâh sosyalizme yönelik bir kara propaganda çalışması olduğu iddia edildi. Öyle ki, Rusya devlet televizyonu Çernobil Faciası’na dair “gerçekleri” açıklayacak yerli bir yapım için “düğmeye basmış”; bu yapımda öyküye bir CIA ajanının olaylardaki rolü de eklenecekmiş.1 Chernobyl’in kurduğu perspektiften bakılınca, 20. yüzyılda kurulmuş bir rejimin hem idari hem de ideolojik olarak çöküş döneminden bir şeylerin günümüz dünyasındaki paralelleri görünüyor olabilir mi?

Dizi, propaganda argümanını dile getirenleri endişelendiren ikna ediciliğini, yalnızca titiz tasarımına borçlu değil şüphesiz. Dizide rol alan oyuncuların tamamı çeşitli İngiltere aksanlarıyla İngilizce konuşuyorlar. Sovyet toplumunun “hiyerarşilerine” sadık bir dil rejimi söz konusu; kömür madeninden getirilen işçiler İskoç aksanıyla konuşuyor, bilim insanlarının ve parti bürokrasisinin konuşma biçimleri ve tonları birbirinden ayırt edilebiliyor. Dilin, sınıfsal ve bölgesel aidiyetleri ele vermesinden dizide isabetle faydalanılmış.

Soğuk Savaş döneminin ‘dünya dışı yaşam formu’ olan Ruslarla Chernobyl’de özdeşleşmek, hem aktörlerin performanslarının inandırıcılığı hem de öykü kişilerinin yanılan veya haklı çıkan, kendini zalim ya da kahraman konumunda bulan sıradan kişiler olmalarından ötürü kolay. Öyle ki, felaket, o sırada orada olanlar için tensel bir deneyim olduğu gibi, Chernobyl’i izlemek de izleyici için tensel bir deneyim. Kameranın 360 derecelik hareketleri izleyiciyi sık sık, görmediği ama orada olduğunu bildiği bir radyasyon deniziyle çevreliyor. Dışavurumcu çerçeveler ve brütalist mimarinin baskıcı ölçekleri, binaların insanları yuttuğu bir dünya kurmak için kullanılıyor. Reaktörün çatısındaki grafit parçalarının canhıraş temizliği, hareketli kamerayla kaydedilmiş yakın planlardan oluşan bir savaş sekansı olarak izleyenin belleğine kaydoluyor. Canavarlığı, kozmik çevrime fütursuzca katılıvermesinde yatan, insan hatasıyla açığa çıkan radyasyon ipte asılı çamaşırları dalgalandıran rüzgârda, hortumlarla yıkanan kamyonun üzerinden serpintiyle karışarak akan suda, madencilerin kazdığı toprakta, her yerde kol geziyor.

YALANLARIN BEDELİNİ KİM ÖDER?
Dünyanın yaşanmaz hâle gelmesine dair derin kolektif anksiyeteye dokunduğu kadar, bugün içinde bulunduğumuz geç kapitalist dönemin başka bazı yakıcı ortaklıklarına da dokunuyor Chernobyl. Bilim insanlarının bürokratları çıplak gerçeğe ikna etmeye çabalamaları, kısa vadeli çıkarlar için geciktirilen önemli kararlar, bir kriz yönetimi hamlesi olarak sorumluluk reddi, siyasi aktörlerin zaten çoktandır fiziki gerçekliğinden sıyrılmış oldukları “halk”tan ziyade “halkla ilişkiler”i gözetmeleri gibi temalar, günümüzün neoliberal paradigmasına yabancı değil. Chernobyl’de, Legasov’un ısrarla tekrarladığı “Yalanların bedeli nedir ve bu bedeli kim öder?” sorusunun yanıtı da Batı’da ve Doğu’da hâlâ aynı.

Sovyetler Birliği’nin son devlet başkanı Gorbaçov’un, “Sovyetlerin dağılmasının esas sebebiydi” diyeceği Çernobil Faciası’yla2 birlikte, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına kalmadan bir nükleer felaketin gümrükleri, ülke sınırlarını, ideolojik ayrımları anlamsız kılacağı tatbiki olarak anlaşılmıştı. Gorbaçov Sovyetlerin Batı’ya doğru bir açılım içinde gibi göründüğü Glasnost döneminin bir yanılsama olduğunun, parti bürokrasisinin “şeffaflığa” kanının son damlasına kadar direneceğinin ayyuka çıkmasını kast ediyor olsa gerek. Chernobyl’de, kazaya dair gerçeklerin kamusal sahada kayıt altına alınmasında ve böylelikle bir yanlışın düzeltilmesinde ısrar eden bir iradenin altı çiziliyor. Resmî söylem ile hakikat arasındaki makasın iyice açıldığı, olaylara, durumlara, kişilere dair gerçeklerin artık kayda değer bulunmadığı bir ortamda ortaya çıkan ve “yalanların bedelini kim öder?” diye soran bir irade. Bu motivasyonu isabetli biçimde, herkesten çok, Çernobil soruşturmasında Legasov’la birlikte çalışan bilim insanlarının bir karışımı olarak öyküye dâhil edilen Yoldaş Komyuk yükleniyor. Felaketi ve sebeplerini örtbas etme çabalarının boşa çıkması yalnızca radyasyonun balçıkla sıvanamamasından değil, hakikatin tıpkı bir kez açığa çıkan radyasyon gibi her zaman “oralarda bir yerde” olduğuna “inanmak isteyen” birilerinin varlığından da kaynaklanıyor. Çernobil’in acı kıssası, kendi ölümüyle barışmış birileri peşinden koşmadıkça hakikatin gizli kalması ihtimali.

Chernobyl insanlığın kendi varoluşunu, evrendeki yerini sorgulama eğiliminden ve bireylerin seçimlerinden ümidini kesmeyen bir tavrı da ortaya koyuyor. Fakat ideolojik dogmanın bireyin seçim alanını daralttığı, çoğu kişinin “emirleri uyguladığı” bir ortamda kişinin ahlaki sorumluluğundan nasıl bahsedilebilir? Çernobil kazasını kontrol altına almaya çalışırken ortaya koyduğu bulguların gerçekliği ve bunlar ışığında alınması gereken kararlar belirgin bir mukavemetle karşılaşan Legasov, Sisifos gibi absürd bir görevi sırtlanmış. Çatışmalar varoluşçu bir çerçevede, Legasov’un kararları etrafında yaşanıyor: Reaktöre girip suyu boşaltacak olan, reaktöre ulaşmak için tünel kazacak olan kişileri ölümlerine yaklaştıracak bu görevler için gönüllü olmaya çağırırken onlara bilginin ne kadarını vermeli? Bildiklerini kamuoyuna açıklamalı mı açıklamamalı mı? “Kainatta ilk kez gerçekleşen bir durum” karşısında, Legasov’un görevinin absürdlüğü, yaşanmış olayı doğuran sebebin “kâğıt üzerinde” açıklanmasının imkânsız oluşundan ileri geliyor. Dehşeti gerçeğin üstünde bir gerçekten, içinde hakikatin dile gelemediği kâbus gibi bir sembolik düzenden kaynaklanıyor. Olay yerinde grafit parçaları var mı yok mu, durum kötü mü yoksa berbat mı, radyasyon seviyesi gerçekte nedir, gibi çok basit sorulara dahi doğru yanıt verilmesi imkânsız hâle gelmiş. “RBMK reaktörü nasıl patlayabilir?” cümlesi, retorik bir soru olarak sıkça tekrarlanıyor. Oysa ki terfi bekleyen aparatçiklerin sembolik düzeninde yanıtını bilmenin de, ifade etmenin de mümkün olmadığı bir soru bu.

KENDİ FİKRİNİ TERCİH EDENLER
Legasov’un gerçekleri uluslararası bilim camiasına açıklamaktan niçin kaçındığını izah ederken söylediği gibi, insanların başına “bilmek suçu”ndan neler gelmez ki? Bu yüzden, dizide (diğer tüm karakterlerin aksine) karikatürize edilmiş olan Dyatlov, Brukhanov, Fomin gibi karakterler konuyu bir düğmeye basmaktan kimin sorumlu olduğuna indirgeme eğilimindeler3, diğer RBMK reaktörlerindeki zafiyetin giderilmesi bir öncelik değil onlar için. Chernobyl’in bir kara propaganda malzemesi olduğu düşüncesinin temelinde de her şeyden çok konuyu can alıcı tartışmadan uzaklaştırmaya yarayan bu aynı perspektif hatası yatıyor. “Tam olarak kaç kişinin öldüğü bilinmiyor ki…” düzleminde yürütülecek bir tartışmanın eldeki bilginin kullanılmasına, paylaştırılmasına, yönetilmesine dair prensipler üzerine ufuk açmayacağı açık. Böylesi bir tartışma ancak gerçek ile yalan arasındaki farkın önemini yitirdiği, yalnızca güç ilişkilerinin anlamlı olduğu bir çerçeveyi besleyebilir. Halbuki öykü, gerçeğin araştırılması çabasına ve sivil itaatsizliğe itibarlarının iade edilmesi için bir fırsat sunuyor ve dizinin perspektifinde de böyle bir potansiyel var.

Legasov “bilmek suçundan” yargılanmayı göze alırken aslında özgürleşmiş bir varoluşu tercih ediyor. Kazanın esas sebebinin reaktörlerin tasarımındaki kritik bir zafiyete dair bir bilginin gizlenmiş olmasından kaynaklanan kullanıcı hatası olduğunu Sovyet bilim camiasına ve komiteye açıklıyor. Hakikati de bürokrasinin, politikanın redaksiyonundan ve bir savaş alanı pozisyonundan böylelikle kurtarıyor. Bugün pek çok küresel sorun, örneğin, küresel ısınma ve iklim değişikliği tartışması, “var mı yok mu”dan, “göç etmek için ne kadar vaktiniz kaldı”ya çok geniş bir yelpazede fakat eninde sonunda bir ideolojik kutuplaşma zemininde yürüyor. Chernobyl’i, hakikatle kavga etmeye başlayan bir rejimin çok yaşamayacağı yönünde bir uyarı, bir hatırlatma gibi alınca, 1950’lerin başından 70’lerin ortasına dek bir Altın Çağ yaşayan demokratik kapitalizmin, meşruiyet zeminini tıpkı 80’lerde Sovyet ideolojisinin yitirdiği gibi yitirmekte olabileceği akla geliyor. Demokrasinin en sancılı deneyimlerinin4 yaşandığı bu dönemde sistem, liberal demokrasinin kapitalizmle birlikte özgür insanın “kendini gerçekleştirmesi”nin reçetesi olduğu düsturunu, ekonomik refaha ancak liberal toplumların erişebileceği düşüncesini desteklemekte zorlanıyor kuşkusuz. Kendisine işin gerçeğini izah eden nükleer fizikçi Komyuk’a “ben kendi fikrimi tercih ediyorum” diye karşılık veren idareci, dünyanın pek az yerindeki izleyiciye yabancı gelecektir. Çernobil Faciası’nı 21. yüzyılın dünyasına dair bir korku öyküsü olarak anlatmasıyla hatırlanacak, zamanın ruhunu kavrayan bir yapım Chernobyl.

NOTLAR

1 Bill Bostock, “Russia is making a rival to HBO’s ‘Chernobyl’ which focuses on a conspiracy theory that a CIA agent caused the nuclear disaster,” son güncelleme 25 Haziran, <bit.ly/2XCdckv>

2 Abbie Llewelyn, “Chernobyl: How Gorbachev claimed disaster was REAL reason behind Soviet Union’s collapse,” son güncelleme 25 Haziran, <bit.ly/2X29Nad>

3 Brukhanov’un, “Kimse beni suçlayamaz, ben o sırada uyuyordum” deyişi, Türkiye’de bir dönemin Ulaştırma Bakanı’nın “tren kazası olduğu sırada treni ben mi kullanıyordum?” sorusu, Trump’ın “Kaliforniya’daki yangınlar abartılıyor ve sanki bizim çevre yasalarımızın yetersizliğinden ötürü daha kötü hâle gelmiş gibi gösteriliyor” minvalindeki tweeti, birbirine benzer zihin durumlarını ifade ediyorlar.

4 Brexit krizi, 2016 ABD Başkanlık Seçimine Rusya müdahalesi, Doğu Avrupa’da liberal olmayan demokrasilerin aşırı sağla birlikte yükselişi gibi sayısız örnek sıralanabilir.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.