Şu An Okunan
Geride Kalanlar: Eldivenin Teki

Geride Kalanlar: Eldivenin Teki

Alexander Payne’in yeni filmi Geride Kalanlar, basit bir “kendini iyi hisset” filminden çok daha fazlası. Çok iyi yazılmış, çok iyi çekilmiş, çok iyi oynanmış, tam anlamıyla kusursuz bir film. Ve zaman içinde değerlenen her mükemmel film gibi kana yavaş yavaş karışıyor.

1970’in Noel tatili. O hafta sinemalarda Aşk Hikâyesi (Love Story, 1970) ve Küçük Dev Adam (Little Big Man, 1970) rüzgârı esiyor. George Harrison’ın ‘My Sweet Lord’u müzik listelerinde bir numara. Elvis Presley ile Başkan Nixon’ın tarihe geçecek Beyaz Saray buluşmasının üzerinden daha birkaç gün geçmiş. Yazar Aleksandr Soljenitsin’in Sovyetler Birliği’nin baskısı sebebiyle Nobel Edebiyat Ödülü’nü almaya gidememesi hâlâ manşetlerde. Amerika’daki işsizlik oranı %5,8. Charles Manson davası bir yanda, Vietnam Savaşı öte yanda devam ediyor. Pauline Kael, ‘The New Yorker’da fırtına gibi esiyor. Martin Scorsese 28 yaşında. Francis Ford Coppola’nın ilk Oscar’ını almasına dört ay var. Ve Barton Akademisi’nin Eskiçağ Tarihi öğretmeni Paul Hunham, tatilde eve gidemeyecek beş öğrenciye bakıcılık etmek zorunda. Sırasıyla, Barton Akademisi’nin, Paul Hunham’ın ve o beş öğrencinin 1970’te yaşadığına hiç şüphemiz yok. Yönetmen Alexander Payne sanki zamanda bir yolculuk yapmış, filmi için iyi kalite bir 70’ler kıyafeti diktirmek yerine filmini bizzat 1970’te çekmiş. Üstelik dijital kamerayla. Günümüzde geçmeyen bir film için bunu başarmanın ne kadar zor olduğu gerçeği, bambaşka bir yazının konusu olabilir. Ama 70’leri olduğu gibi üzerine geçiren bir başka okul filmini, bir başka idealist tarih öğretmenini, bir başka paragöz özel okul müdürünü, bir başka yalnız okul aşçısını ve bir başka haylazlar sınıfını; Hababam Sınıfı’nı (1975) düşünün mesela. Tüm efsanevi oyuncuları, mekânı ve film müziği elde olsa dahi Hababam Sınıfı’nın 2020’lerde 70’lerdeymiş gibi çekildiğini hayal edebiliyor musunuz? Hollywood için bile zor bir eşik. Payne nasılsa bu eşiği “Lutz atlayışı“yla aşıyor.

Geride Kalanlar

Geride Kalanlar (The Holdovers, 2023) gibi harikulade bir filmin önündeki en büyük ya da belki de tek engel, beklenmedik olanın yıldızlaştığı günümüzde, ilk bakışta yarattığı nostaljiyle paketlenmiş, güvenli aşinalık hissi. Şöminenin yanına kıvrılmış bir kedinin hissettiği türden bir “Ait olduğum yerdeyim” havası. Evet, birçoklarının aksine kendine hayran bir film değil bu. Kendinden önce çekilmiş, ona çok benzeyen filmlerle arasında herhangi bir rekabet yok. Seyirciyi gafil avlamak gibi bir niyeti de yok. Filmin henüz başında; pek sevilmeyen bir öğretmen, zeki ama dikbaşlı bir öğrenci ve feleğin çemberinden geçmiş, yaslı bir annenin zorunlu koşullar altında başlayan ilişkisinin üçüne de iyi geleceğini görür gibi oluyoruz. Bu tahmin edilebilirlik yüklemesi, sürekli şaşırmaya programlanmış bir izleyici neslinin filmi ancak “sımsıcak” etiketiyle geçiştirmesine sebep olabilir. Oysa Payne’e sıkça söylendiği gibi “Artık çekilmeyen türden bir film” bu. Gösterişten uzak, basit temeller üzerine kurulması alelade olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersi, böyle bir zamanda bu kadar iddiasız ve yalın bir kusursuzluğa ulaşmak neredeyse imkânsız. Üstelik film, yarattığı aşinalık hissiyle ilişkili bir dezavantaj daha taşıyor: Hemen etkilemek, vurup kaçmak, kaba tabirle “tokatlamak” yerine; insanın kanına yavaş yavaş karışıyor. İşte bugüne ait olmadığına dair bir kanıt daha. Neredeyse Geride Kalanlar gibi bir filmi hak etmediğimize ikna olacağız. 

“Basit” Göstermenin Zorluğu 

Hikâyenin en başında, üç ana karakterini sırasıyla kendi mekânlarında gösteren ve her birinin kişiliğine dair ipuçları içeren bir bölüm izliyoruz. Ekran süreleri arasında fark olsa da, Payne’in üç karakterine de eşit mesafede yaklaştığının bir kanıtı bu. Ek olarak üç karakterin birbirinden çok farklı dünyalarda yaşadığını izleyiciye hatırlatan bir ön tanıtım görevi de görüyor bu bölüm. Paul Hunham (Paul Giamatti) derse gitmek dışında çıkmaktan pek hoşlanmadığı lojmanında öğrencilerine söverek sınav kâğıdı okuyor ve kapısını çalan tatlı dilli okul görevlisi Bayan Crane’e bol bol surat asıyor. Angus (Dominic Sessa), yurt odasında heyecanla bavulunu toplarken sigaralarını çaldığı bir öğrenciyle dalaşıyor ve hazırcevaplığıyla ânında üste çıkıyor. Ve okulun baş aşçısı Mary (Da’Vine Joy Randolph) mutfağında çalışan diğer kadınlara zamanın hızla geçtiğini hatırlatıyor: “10 dakika kaldı, hanımlar!” Sonra pencereye gözü takılıyor ve usul usul yağan karı görüyor. Gerçekten de zaman hızla aktığı ve hayat bir şekilde devam ettiği için ansızın gölgelenen yüzüne küskün bir hüzün yerleşiyor. Hemen ardından, Vietnam’da kaybettiği oğlu için düzenlenen anma törenini izlerken, yağan kara baktığında bundan sonraki bütün Noelleri oğlu olmadan geçireceğini düşündüğünü anlıyoruz. Ayrıca Hunham’ın insanlarla vakit geçirmekten nefret eder gibi görünerek kendini koruduğunu ve Angus’un terk edilme korkusu yaşadığı için okula ve etraftaki diğer çocuklara bağlanmaktan özenle kaçındığını da… Toplam üç dakika içinde üç karakterin hayatla kurduğu ilişkinin ipuçları böyle önümüze seriliyor. İşte “basit” göstermenin zorluğu böyle numaralarda saklı.

Geride Kalanlar’ın seyirciyi kendi tarzında “ters” köşeye yatırma manevraları o kadar iyi çalışıyor ki, hayran olmamak elde değil. Büyük bir kısmı üç karakterin kendileriyle ve birbirleriyle olan dertleri üzerine kurulu; diyalogların gücüyle derinleşen bir hikâyede, ilgiyi diri tutma işi karakterlere dair henüz bilmediklerimizin gücüne teslim ediliyor. Bilmediklerimiz; şaşırtıcı oldukları için değil, karakterlerin gerçeğine bir adım daha yaklaşabilmemizi sağladıkları için çok değerli. Ayrıca boşlukları doldurma konusunda işlevsel bir görev üstleniyorlar. Filmin büyük kısmını baştaki aşinalık hissinin bize verdiği çokbilmiş güvenle geçirmemize rağmen üstelik. Karakterler hakkında bolca farz ederken, film her biri hakkında bilmediklerimizi hiç acele etmeden, ağır ağır ortaya sürüyor. Bu sayede üç yabancının birkaç hafta içinde gerçek bir takıma dönüşmesiyle ilgili hiçbir inandırıcılık sorunu yaşamıyoruz. Anlıyoruz ki, başta gösterildiği üzere birbirinin dünyasına tamamen yabancı üç insanın kısa sürede çok sağlam bir bağ kurabilmesi için, aynı koşullarda aynı müşkül içinde kalması ve birbirine zaman tanıması yeterli. O müşkül ise yalnızlıktan başka bir şey değil. Filmin bir sahnesinde küçük öğrencilerden birine “Arkadaşlık abartılıyor” diyen Angus’u haksız çıkaran bir kader ortaklığı bu.

Kırık Kalp Kotamız

Bir aileden çok, üç iyi dost gibi kapadıkları filmde, bu finale gelene kadar geçirdikleri sarsıntıların en büyüğü, yani hikâyenin ve karakterlerin kırılma noktası Noel partisi oluyor. Toplumun onları bir takım olarak ilk kez kabul ettiği bu parti, yabancı bir ortamda sosyalleşmenin tedirgin edici doğasına elle tutulur bir gerçeklik kazandırırken, yıkılan hayallerin de merkezi oluyor. Hunham’ın önce paslanmış kalkanlarını indirdiği sonra Bayan Crane’e karşı hislerinin büyük bir gürültüyle tuzla buz olduğu sahne ile Mary’nin mutfakta kendini kaybettiği sahneyi peş peşe izlemek, kırık kalp kotamızı bir anda dolduruyor. Üstelik daha Boston’a gidip Angus’un babasını ziyaret etmedik, daha Hunham’ın okuldan bir arkadaşıyla karşılaşmadık ve daha Mary’nin hamile kardeşine oğlunun bebeklik eşyalarını vermesini izlemedik. İkinci bir emre kadar tüm kotalar iptal. 

Filmin başlarında okuldan henüz ayrılmamış sevimsiz ve hafif alık bir öğrenci, küçüklerden birinin eldivenini göle fırlatıyor. Ama sadece birini. Bu durum üzerine Angus’un yaptığı yorum, filmin duygusunu özetler nitelikte: “Onsuzluk canını daha çok yaksın diye eldivenin tekini sana bıraktı.” Hayatta baş etmek zorunda olduklarımızı, kayıplarımızı, cezalarımızı, kabullenişlerimizi pekâlâ bu cümlenin içine sığdırabiliriz. Diğer yandan tıpkı bu yorumdan sonra ağlayarak kalan eldivenini göle fırlatan çocuk gibi, eldekiyle teselli bulmak yerine sıfırdan başlayıp öyle ya da böyle gelecekle baş edebileceğini düşünmek de bir seçenek. Geride Kalanlar’ın kahramanları da böyle yapıyor.

Gerçek şu ki, bizi evimizdeymiş gibi hissettiren filmlerin ara sıra da olsa kusursuz olabildiğini çok kolay fark etmiyoruz. Bu kuralın bozulma zamanı geldi. 


Geride Kalanlar’ın vizyon gösterimleri için tıklayın.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.