Şu An Okunan
Luka: Kayıp Balık-Oğlanın Hikâyesi

Luka: Kayıp Balık-Oğlanın Hikâyesi

Luca

Pixar’ın yeni animasyonu Luka, farklılıklarına rağmen birbirini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenen iki çocuğa odaklanan bir ergenliğe giriş öyküsü, neşe dolu bir yaz macerası.

Pixar’ın geri dönüşüm çağında yeniden beraberiz. Girizgâhı yaparken, izninizle ben de onlar gibi biraz kendimi tekrarlayacağım… Bundan altı yıl önce Tersyüz (Inside Out, 2015) filmine dair karaladıklarımı anımsayan varsa, Pixar’ın kendi içinde tematik bir döngüyü tamamladıktan sonra artık bir yaratıcılık krizine girdiğine inandığımı bilir. Bu yaratıcılık krizini aşmak için ürettikleri yöntemler ya devam filmleri çekmek oldu ya da benzer fikir ve temaları yeniden dolaşıma sokmak. Çoğu zaman başarılı sonuçlar da elde ettiler. Tıpkı Luka’da (Luca, 2021) olduğu gibi. 

Luca, deniz canlısı bir oğlan çocuğu. Fazlaca korumacı ailesi tarafından yaşam alanlarının dışına çıkmasına hiç izin verilmiyor çünkü sınırların ötesinde insanlar var. Fakat Luca büyüyor, merak ediyor, ona dayatılan sınırların ötesine geçmek istiyor. Ve sonunda merakına yenildiğinde, kendini ailesinden koptuğu, neticede olgunlaşıp karakterini bulduğu bir maceranın ortasında buluyor. Bu şablon Kayıp Balık Nemo’ndaki (Finding Nemo, 2003) öykünün neredeyse tıpatıp aynısı! Pixar bu kez Nemo’yu almış, senelerdir bünyesinde çalışan İtalyan sanatçı Enrico Casarosa’ya ilk uzun metrajlı filmi olarak teslim etmiş ve öyküyü bir İtalya fonuna yerleştirmiş, üstüne de bolca Studio Ghibli esintisi katmış.

Luca

Pixar sinemacıları ve tabii Casarosa da Miyazaki hayranlıklarını hiç gizlemiyor. Bu büyüme öyküsünü ustanın Küçük Cadı Kiki (Majo no Takkyûbin, 1989) gibi şaheserlerine öykünerek hayata geçirdiklerini de… Bu hem filmin doğayla ilişkisinde kendini belli ediyor hem de iki boyutlu, nostaljik bir hissiyat yaratan tasarımlarda, çizgi karakterlerin göz ve ağızlarında, dolayısıyla tepkilerinde, vücut dillerinde.

Yeni arkadaşı Alberto’yla beraber su dünyasının dışına çıkan, kuruyunca insan formuna büründüğünü keşfeden Luca, sadece kendi potansiyelini değil, sığındıkları küçük balıkçı kasabasında insanların kendilerine nasıl korkuyla baktığını da keşfediyor ve buradan hareketle denizle anakara arasında bir köprü kurmayı da başarıyor.

Luka’dan bahsederken Nemo ve Miyazaki kadar bahsedilmesi gereken bir referans da pekâlâ Benh Zeitlin olabilir. Alışılmadık, masalsı büyüme hikâyeleri anlatan Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild, 2012) ve Wendy (2020) filmlerinden tanıdığımız Zeitlin, Luka’ya esin dışında filmlerinin müziklerini besteleyen Dan Romer’ı da ödünç vermiş. Romer’ın benzer tınılar tutturan ve Luca’nın büyüme öyküsüne büyük coşku katan müzikleri, filmin ses dünyasının öne çıkan taraflarından. Yan haneye Gizli Dünya (Room, 2015) ve Mucize (Wonder, 2017) filmlerinden tanıdığımız Jacob Tremblay ile We Are Who We Are’la dikkatleri üzerine çeken Jack Dylan Grazer’ın Luca ve Alberto karakterlerine hayat veren başarılı seslendirmelerini de ekleyebiliriz. 

Farklı Olmak Üzerine Bir Film

Luca’yla Alberto’nun yakınlığı, bir yandan çatışırken bir yandan da birbirlerine el vermeleri filmin taşıyıcı sütunu. Sudan çıkınca yaşadıkları bedensel değişimin net olarak simgelediği üzere, bir ergenliğe giriş öyküsü bu. Alberto biraz daha önce yaşamış o dönüşümü, kendi bedeniyle ilgili daha bilinçli. Ama neticede ikisi de ilk gençlik çağında, büyümenin eşiğinde oğlanlar.

Pixar’ın bu iki oğlanın dostluğunu anlatırken ilk kez kuir bir alana doğru yaklaştığı gözleniyor. Tabii bu yoruma bazı okuyuculardan gelecek tepkileri tahmin etmek zor değil. “Bir çocuk filmine bile mi kuir okuma yapıyorsunuz? Delirmişsiniz siz!” diyenler olacaktır. Kimseyle tek tek dünyanın her yerinde yapılan benzer yorumları, hattâ doğrudan Luka’yı ilk kuir Pixar filmi olarak okuyanların metinlerini paylaşma lüksümüz veya zorunluluğumuz yok. Fakat kuir denince bundan sadece eşcinsellik anlamak da doğru değil. Luka, farklı olmak üzerine bir film. Ve bu farklılıklar yüzünden dışlanmamakla, yalnız bırakılmamakla, kendinle ve çevrenle barışık olabilmekle ilgili bir film.

Luca

Luca kasabada kendi yaşlarında bir kızla kader ortaklığı ettiğinde, ailesi tarafından bilmediğimiz bir sebeple sırt çevrilmiş ve bu yüzden evini terk etmiş Alberto’nun yaşadığı hayal kırıklığı, neredeyse kıskançlık, derken iki çocuğun birbirlerini farklılıklarına rağmen oldukları gibi kabul edip kucaklamayı öğrenmeleri, bu filmi özel ve doğru kılan mesaj. Nemo’dan, Ghibli’den veya Zeitlin’den, yani esinlendiği tüm kaynaklardan ayıran da… Luca dünyadan, kendinden, insanlardan, farklı olmaktan, farklı olandan korkmamayı öğreniyor. Dünya da onu (ve Alberto’yu) tüm farklı taraflarıyla kabullenip içine alıyor. Bir animasyonun hedef kitlesi olan çocuklara bundan daha doğru ve sağlıklı bir mesaj verebileceğini tahayyül edemiyorum. 

Ama tüm bunların yanında, Luka çok eğlenceli bir yaz filmi. Neşe dolu bir çocukluk macerası. Korkularının üstüne gitmeye, içindeki ‘sen’e ket vuran sesi susturmaya dair “Silenzio Bruno!” repliğiyle de hafızalardan kolay kolay çıkmayacaktır.


3 Eylül Cuma günü vizyona giren Luka‘nın sinemalardaki gösterimi devam ediyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.