Şu An Okunan
Ölümcül Tuzak: Kaç Geri Sayım Kaldı İşgalin Bitmesine?

Ölümcül Tuzak: Kaç Geri Sayım Kaldı İşgalin Bitmesine?

Ölümcül Tuzak

Kathryn Bigelow’un Irak Savaşı’yla ilgili filmi Ölümcül Tuzak, savaş alanını bir distopya olarak göstermesiyle ABD’de üretilen diğer Irak filmlerinden ayrılıyor. En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil toplam altı dalda Oscar kazanan film, savaşa karşı ahlaki bir konum almaktan çok, Bağdat sokaklarında yaşanan savaşın nasıl bir şey olduğuyla, bunun nasıl sinematik bir deneyime tercüme edilebileceğiyle ilgileniyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Ekim 2009 tarihli 88. sayısında yayımlanmıştır.


2008 yılında Venedik Film Festivali’nde galası yapılan ve Venedik’ten ‘İnsan Hakları Ödülü’ dahil dört yan ödülle dönen Ölümcül Tuzak (The Hurt Locker), Tuhaf Günler (Strange Days, 1995) ile tanıdığımız Kathryn Bigelow’un geri dönüş filmi. Tuhaf Günler’in yarattığı heyecanın hakkını veremeyen yılların ardından Bigelow, Ölümcül Tuzak’la yeniden adından söz ettirir oldu. Bağdat’ta görev yapan ABD’li bir bomba imha ekibinin savaş deneyimini anlatan Ölümcül Tuzak, ABD’de neredeyse Venedik’ten bir yıl sonra, 2009 yazında vizyona girdi. Filmin ABD dağıtımcısı, Irak Savaşı filmlerinin ABD’deki eleştirel ve ticari başarısızlığını dikkate alarak, Ölümcül Tuzak için farklı bir pazarlama stratejisi uyguladı, filmi bir yaz aksiyon filmi gibi diğer gişe filmleriyle yan yana vizyona soktu. Ve önce sadece New York ve Los Angeles’ta dört salonda açılan film, yedinci haftasında 535 sinemada gösterime girerek, 12 milyon dolarlık hatırı sayılır bir gişe başarısı elde etti.

Kurmaca alanında Irak Savaşı üzerine izleyiciyi de eleştirmenleri de memnun edemeyen filmlerin üretildiği yılların ardından Ölümcül Tuzak sadece seyirciler tarafından değil aynı zamanda eleştirmenler tarafından da büyük bir heyecanla karşılandı. ‘New York Times’ eleştirmeni A.O. Scott’ın ve ‘Film Comment’ yazarı Amy Taubin’in film hakkında yazdıkları, Ölümcül Tuzak’ın hem gişedeki hem de eleştirmenler nezdindeki başarısının ipuçlarını veriyor:

Eğer Ölümcül Tuzak, bu yazın en iyi aksiyon filmi değilse, arabamı patlatacağım! (1)
(A. O. Scott, ‘New York Times’)

Modern savaşları anlatan diğer bütün büyük filmler gibi –Kıyamet (Apocalypse Now, 1979), Full Metal Jacket (1987), İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line, 1998)- Ölümcül Tuzak da savaş meydanını bir distopya olarak resmediyor. (2)
(Amy Taubin, ‘Film Comment’)

Bir yandan iyi bir aksiyon filmi, bir yandan da distopik bir savaş filmi olarak izlenebilmesi, Ölümcül Tuzak’ı diğer bütün Irak filmlerinden ayırıyor. Bunu başarabilmesinin en önemli sebebi de savaşa karşı ahlaki bir konum almaktan çok, Bağdat sokaklarında yaşanan savaşın nasıl bir şey olduğuyla, bunun nasıl sinematik bir deneyime tercüme edilebileceğiyle ilgilenmesi. Filmin senaryosu daha önce Tanrının Vadisinde’nin (In The Valley of Elah, 2007) ortak senaristliğini üstlenen Mark Boal’a ait. Mark Boal, 2004 yılında ‘Rolling Stone’ dergisinin yazarı olarak Irak’ta bir bomba imha ekibine iliştirilmiş. Film, bu gazetecilik deneyimine dayanmasının etkisiyle de dramatik bir yapı kurmaktan çok, bomba imha görevini tüm ayrıntılarıyla betimlemekle ilgileniyor daha çok. Dramatik olan, zaten bu sürece yeteri kadar yakından bakınca ortaya çıkıyor. Bomba imha anlarının aksiyon sinemasında finale saklanmasına, bu anlarda “Mavi kablo mu? Kırmızı kablo mu?” geriliminin sahnelenmesine alıştırılmış seyirci için, Ölümcül Tuzak bir değişiklik yapıyor. Bomba imha etmenin tüm gerilimini en ince detayına kadar gösterirken, bir yandan da bombaları ve onları imha etmeyi sıradanlaştırıyor. Böylece, bombaların imha edilmesi bir amaca, bir zafer duygusuna yaklaştıran bir şey olmaktan çıkıyor. Sonu olmayan, sürekli devam edecek bir görev ya da zulüm haline geliyor.

Distopik Bir Zamansallık

Giriş-gelişme-sonuç biçiminde ilerleyen bir zamansal yapıya sahip olmayan film, çok daha döngüsel bir zaman içinde akıyor. Bu döngüsel zamansallık iki tür geri sayıma dayanıyor. Bir taraftan geri sayıma geçmiş, patlamadan imha edilmesi gereken, her gün yenilerinin yerleştirildiği bombaların geri sayımı var. Diğer yandan da bomba ekibinin görev süresinin geri sayımı var. Patlamaya maruz kalmadan geçirdikleri her gün onları evlerine daha çok yaklaştırıyor. Fakat her iki geri sayımın da tamamlanması diye bir şey yok. Her bombanın imhasından sonra yeni bir bomba, dolayısıyla yeni bir geri sayım; bir görev süresinin tamamlanmasından sonra da yeni bir görev süresi başlıyor. Bitişe ne kadar yaklaştığımızı gösteren geri sayımlar Ölümcül Tuzak’ta bitmeyen döngülerin parçası oluyor. Böylesine bir tekrar hissi ve eylemin amacının ne olduğunun görünmezleştiği bir döngüsellik filme distopik bir zamansallık kazandırıyor.

Ölümcül Tuzak

Döngüsel zamanın çıkışsızlığı dışında, Bağdat sokaklarındaki bomba imha sürecinin görselliği de distopik bir ikonografiyi mümkün kılıyor. Kendi bedeninin direnciyle adapte olup yaşayamayacağı bir mekâna ayak basan bir astronot gibi, bomba imha uzmanı da boş Bağdat sokaklarında devasa bir zırhın içinde yürüyor. Ait olmadığı, zırhsız yaşayamayacağı bir boşlukta arkası gelmeyen bombaları imha eden ABD askeri imgesi, bizi şimdiki zamanı bir distopya olarak görmeye çağırıyor. Fakat bu imgeyi daha da güçlendiren şey, uzmanın uzak köşelerdeki Iraklılar tarafından izleniyor olması. Seyredenlerin hangilerinin direnişe dahil olduğunu, hangilerinin bombayı patlatabilecek kumandaya sahip olduğunu tıpkı askerler gibi biz de bilmiyoruz. Hangisinin sadece merakla, hangisinin intikam ve nefretle baktığını bilmediğimiz bakışların altında, zırhın içindeki ABD’li uzman iyiden iyiye astronotlaşıyor.

Kathryn Bigelow filmde dört kameramanla çalışmış. Her sahneyi dört farklı açıdan, omuz kamerasından çekmiş olmak kurguda bir bakış açısından diğerine geçen birçok sahne yaratılmasını kolaylaştırmış. Ayrıca omuz kamerasının izin verdiği âni zoomlar ve panlar bombalı bir görev yerinin tekinsizliğini çok daha paranoyak bir şekilde görselleştirmiş. Kamera ve kurgu kadar, ses tasarımı da filmin yarattığı savaş deneyiminde önemli bir role sahip. Her an bombanın patlayabileceğini hissettiren çınlamalarla ve uğultularla donatılmış olan ses bandı da distopik aksiyonun sinemalaşmasındaki kilit unsurlardan biri. Filmin distopik olarak okunabilecek dilinin yanında bir aksiyon filmi gibi izlenebilmesini mümkün kılan şeyi ise, sadece patlamaların ve görsel efektlerin varlığına bağlamak yanlış olur. Bu daha çok filmin savaşa karşı ahlaki bir dille yaklaşmayı seçmemesiyle ilintili. Aksine, Kathryn Bigelow’un savaşmaktan keyif alan bir tür erkekliğe duyduğu ilgi ve bomba imha uzmanının işine profesyonelce yaklaşımı filmi karakterin gözünden bir aksiyon hikâyesi olarak da izlememize olanak sağlıyor. Bağdat’ın işgal edilmiş sokaklarını bir bomba imha uzmanının gözünden görmeye karşı çıkmak, filmi aksiyon türünü kullanarak böyle bir bakışı seyirciye dayattığı için eleştirmek mümkün. Ama filmin sinemasal gücü, bu savaş alanında olmaktan profesyonel bir keyif alan bakışla, savaş alanının nasıl bir distopya olduğunu bir arada gösterebilmesinde yatıyor.


NOTLAR

1 A. O. Scott. ‘Soldiers on a Live Wire Between Peril and Protocol’. New York Times. 26 Haziran 2009.

2 Amy Taubin. ‘Hard Wired’. Film Comment. Mayıs-Haziran 2009.


Ölümcül Tuzak, BluTV’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.