Şu An Okunan
Persona: Birleşen Yüzler

Persona: Birleşen Yüzler

Bergman filmografisinin en yenilikçi işlerinden biri olarak anılan Persona‘nın sinema tarihindeki büyük önemini bunca yıl sonra hâlâ koruması belki filmin içerdiği bir ikilemdendir: Hem bir beyaz yalanlar şerididir Persona, hem de çok temel bir hakikati temsil ettiğine dair güçlü bir inanç uyandırır.

Müge Turan

Bu yazı, Altyazı’nın Temmuz-Ağustos 2018 tarihli 185. sayısında yayımlanmıştır.

Persona (1966) ile ilgili söylenmiş, söylenebilecek onca şey varken, hangisini seçmeli, neresinden tutmalı? Belki en iyisi başından başlamak: Bugün onlarca sinema kitabına çözümleme nesnesi olarak girmiş meşhur açılış sekansıyla. Kaç defa izlenirse izlensin etkisi azalmayan, bilinç ile bilinçsizlik arasındaki bölgeyi yakalamayı amaçlayan, sinemanın gücünün o bölgeyi yakalamakla ilgili olduğunu hissettiren bir imge denklemi. Persona her şeyden önce kendi maddiyatını, sinemanın ontolojisini hatırlatan bir film. Filmin 27 dakikası kapkaranlıktır; film izlemenin karanlıktan hayat çıkaran sihirli bir deneyim olduğunu, kendimizi teslim ettiğimiz takdirde içinde kaybolacağımızı bize duyurur Bergman. Bu sekansı “Persona fikrini doğuran duruma dair bir şiir” olarak tarif eder. Filmin adının önce ‘Cinematography’ olarak düşünülmüş olması bu bağlamda şaşırtıcı değil. Bu giriş sekansı aynı zamanda hemen ardından gelecek hikâyeye dair işaretler, ipuçları verir, biz de bunların birbiriyle bağını kurmaya çalışırız. Bir saliseliğine görünen bir penis, bir örümcek, yakın plan insan yüzleri, bir çizgi film karesi… Bu imge sözlüğünde filmin öyküsü için öne çıkan öğelerden biri eller olabilir. Hakikaten de Bergman, Persona’nın konusunu şöyle özetler: “İki kadın karşılaşır, ellerini karşılaştırır ve sonra birbirlerine geçerler.” Açılıştaki mıhlanan İsa eli, ya da gizemli oğlanın, iki kadının birbirine karıştığı ekrana (âdeta filmin ruhuna) dokunan eli, “eller ruhun aynasıdır” der gibidir.

Persona, Bergman filmografisinin en yenilikçi işlerinden biri olarak anılır. Anlatı yapısını kırma biçimine, sinematografik deneylerine bakınca, Godard, Resnais, Antonioni gibi yönetmenleri de etkisi altına alan 60’ların Avrupa’sının politik zeitgeist’ından izlerin olduğu söylenebilir bu filmde. Sinema tarihindeki büyük önemini bunca yıl sonra hâlâ koruması belki filmin içerdiği bir ikilemdendir: Hem bir beyaz yalanlar şerididir Persona, hem de çok temel bir hakikati temsil ettiğine dair güçlü bir inanç uyandırır. Bergman’ın biyografisini yazan Peter Cowie’nin dediği gibi, “Persona hakkında söylediğimiz her şey birbiriyle çelişebilir, her şeyin tersi de doğru olabilir.” Nitekim film pek çok şeyi muallakta bırakır. Neyin hayal olduğu neyin gerçekten yaşandığı sorusunun cevabını; anlatım çizgisindeki eksiltilerin; çoğalan, kırılan, üst üste binen imgelerin; başta ve sonda çıkan oğlanın; zaman ve mekândaki kopuklukların ve iki kadının aynadaki görüntülerin anlamını…

Prologda karşımıza çıkan iskelet ise, modernist bir korku filmi izleyeceğimizin ve filmin ana motifinin de maske olduğunun habercisidir sanki. Alma ile Elizabet’in yüzlerini birleştiren ünlü kompozit yakın plan karesi, bu motifin zirve ânı olarak kabul edilebilir. Janus yüzlü maske ve bu maskenin işaret ettiği hikâye, olmak ile rol yapmak arasındaki ayrımı da bulanıklaştırır. Psikiyatristinin Elizabet için tanısı da umutsuz bir ‘olma’ hayaline kapıldığıdır. Elizabet’in maske takma biçimiyse, kendisini sessizleştirip anonimleştirmesidir.

Girişteki ameliyat masası sahnesi filmin otobiyografik alamet-i farikası sayılabilir: Bergman hayatında ilk kez anesteziyle uyutulup altı saat ameliyat masasına yattığında, bilinç ve zaman hissiyatının kaybolduğu (kendi tabiriyle, Tanrı’nın mükemmeliyet baskısının da ortadan kalktığı) o araf konumdan çok etkilenmiş. Persona bizi de bir tür arafta bırakıyor: Bir yandan filmi çılgınca analiz etme arzusu duyuyoruz, bir yandan da her tür anlam mekanizmasından uzak tutmak, biçimsiz bırakmak istiyoruz. Anlamlandırmadan kaçsın, anlama dirensin, tanımlayamadığımız şeylere dair yoğun bir hissiyat bıraksın, oğlanın ekrana dokunduğu gibi film de bize dokunsun, o kadar.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.