Şu An Okunan
Şarküteri: Post-apokaliptik Pastiş

Şarküteri: Post-apokaliptik Pastiş

90’ların kült filmlerinden Şarküteri bildik bir kahramanlık hikâyesine çarpıcı bir görsellik ve kara mizah aracılığıyla özgün bir tat katıyordu. Peki Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun bu ilk uzun metrajı, yaklaşık otuz yıl sonra bugünün sinemasına kıyasla nerede duruyor?


Bu yazı, Altyazı’nın Mart-Nisan 2020 tarihli 194. sayısında yayımlanmıştır.


Sevişmeye başlayan bir çift kendini yatağa bırakır. Beden hareketlerinin giderek hızlandığını yatak yaylarının çıkarttığı sesten anlarız. Bu ses giderek komşularının yaptığı işlerin de ritmini belirler. Halının tozu daha hızlı alınır, bisiklet tekerleği daha hızlı pompalanır, çello daha hızlı çalınır. En nihayetinde çift boşalırken aynı anda tekerlek de patlar, çellonun yayı da kopar… Bir kısa filmden farksız bu fragmanı özellikle belirli bir kuşağa ait sinemaseverler çok iyi hatırlıyor olmalı. Fragmanın sonunda ekranın altında devasa bir puntoyla beliren ‘DELICATESSEN’ yazısı ve üzerinde sallanan domuz figürü desek?

Bazı filmlerin bir kuşağın, hattâ bir ülkenin veya bir şehrin hafızasındaki yeri farklıdır. 1980 veya daha öncesi doğumlu izleyiciler için de Şarküteri’nin (Delicatessen, 1991) böyle bir anlam taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun beraber yönettikleri bu filmin adı söz konusu kuşağa 90’lı yılları, o zamanlar Beyoğlu Sineması’nda yaz aylarında düzenlenen toplu gösterimleri, İstanbul’un kültür-sanat ve eğlence hayatı merkezi Beyoğlu’nun özlediğimiz hâlini hatırlatıyor olmalı. Kimilerinin sinemada defalarca izlediği bu kült filmin afişini kim bilir kaç evin duvarında gördünüz? Haydi afişi değilse bile buzdolabı kapağına yapıştırılmış magnetini mutlaka…

Şarküteri’nin tüm dünyada restore edilmiş kopyasıyla yeniden gösterime girmesi, pek çoğumuzun kendini kolaylıkla kaptırdığı “eski Beyoğlu” veya “eski Türkiye” nostaljisini gıdıklamak için fazlasıyla yeterli. Fakat dünya çapında başarı kazanmış bu Fransız filminin etkisini sadece Türkiye üzerinden ölçmek elbette hata olur. Dilerseniz öncelikle yazının başında andığımız fragmana dönelim. Fragmanın son karesinde “bir Jeunet ve Caro filmi” diye anılır Şarküteri. Bir ilk film için fazlasıyla iddialı bir tanım. Aslında 80’li yıllar boyunca birlikte pek çok ödüllü kısa film ve müzik videosu yönettikleri düşünülürse, tanınmadıklarını söyleyemeyiz. Fakat bu ibarenin bir damga gibi filmin tüm promosyon malzemelerinde belirmesi elbette yönetmenlerin isimlerinin bilinirliğinden öte bir anlam da taşıyordu. Filmin orijinalliğine, o zamana değin Şarküteri’nin bir benzerini izlemediğimize vurgu yapan güçlü bir beyandı.

Çizgi Roman Estetiği

1991 yapımı Şarküteri’nin gösterime girdiği dönem; artık anlatacak yeni hikâyelerin kalmadığının söylendiği, postmodernizmin sanattaki etkilerinin çokça tartışıldığı zamanlara denk geliyordu. Tam da bu noktada, Şarküteri’nin hikâyesini son derece bildik bir anlatı motifi üzerine kurduğunu söylemek gerek. Dışarıdan gelen yabancı, zorbalık ve haksızlığa karşı durarak beklenmedik şekilde bir kahramana dönüşür. Fiziksel olarak kendisinden çok daha büyük ve güçlü olan kötü adamı alt eder, sevdiği kadının kalbini kazanır.

Şarküteri

Şarküteri bu bildik tarife ‘yamyamlık’ ve intihar takıntısı gibi kimi beklenmedik unsurlar ekliyor ama hikâyenin ilerleyişinde formüllerden pek de sapmıyordu. Bir anlamda senaryodan ziyade görsel dünyasıyla bizi tavlamak istediğini de açık ediyordu. Hiçbir zaman eskimeyen ama söz konusu dönemde epey alevli olan bir diğer tartışmayı hatırlayalım; biçim mi daha önemli yoksa içerik mi?

Animasyon kökenli Jeunet ile çizer Caro’nun kurdukları görsel dünya, her şeyden çok çizgi roman estetiğini akla getiriyordu. Şarküteri’nin takipçisi ikinci uzun metrajları Kayıp Çocuklar Şehri’yle (La Cité des Enfants Perdus, 1995) Alman Dışavurumculuğu’ndan Şiirsel Gerçekçilik’e ve elbette kara film türüne değin esin kaynaklarını daha açık şekilde ortaya koyacaklardı. Fakat Şarküteri de tüm bu akımları çağrıştıran imgelerle dolu bir pastişti. Olayların hangi yılda geçtiğini bilmesek, zamanın adlandırılmadığı post-apokaliptik bir dünyayı izlesek bile, pek çok görsel kod bizlere 20. yüzyılın ilk yarısını çağrıştırıyordu.

Bugünün Seyircisi İçin Şarküteri

Her ne kadar izlerken aklınıza sayısız başka film gelse, gördüğünüz imgeler sürekli geçmişi çağrıştırsa bile Şarküteri’yi taze ve orijinal kılan bir tarafı da vardı. Gerçek oyuncularla çekilip, bu kadar fütursuzca çizgi roman veya animasyon gibi olmaya çalışan bir film daha önce belki de görmemiştik. Buna en yakın “şey”, filmin Kuzey Amerika’da tanıtımına da destek olan Terry Gilliam’ın ilk dönem işleri ve Monty Python skeçleri/filmleriydi belki. Yine unutmamak lazım ki, söz konusu yıllarda çizgi roman uyarlamaları sinema endüstrisini etkisi altına almamıştı. Popüler sinema içinde çizgi roman estetiğinin bu kadar taklit edilmesi, inanmayacaksınız ama şaşırtıcıydı.

Şarküteri

Gelgelelim aradan geçen otuz yılda köprünün altından çok su aktı. “Yapaylık” ya da iç içe geçen görsel referanslar sinemada hâlâ aynı derecede heyecan verici bulunuyor mu, tartışılır. Yapaylık şöyle dursun, geçtiğimiz on yıllarda dijital sinema sayesinde gerçekçiliğin ve belgesel sinemanın yükselişine tanıklık ettik. Hattâ çizgi roman uyarlamalarının bile “gerçekçisi” makbul oldu. Dolayısıyla, Şarküteri’nin 90’larda çoğumuzun aklını başından alan görselliği ve grotesk mizahı belki de bugünün –genç– seyircilerine çok hitap etmeyebilir. Peki, zamanında bildik ya da klişe bulunan hikâyesi? Görsel imgeleriyle bizlere sürekli 20. yüzyılın ilk yarısını, özellikle de 1940’lı yılları anımsatan Şarküteri’nin kurduğu post-apokaliptik dünya belki de alternatif bir İkinci Dünya Savaşı sonrası mı? Eğer öyleyse insanların kesilip yendiği bu apartman ve onu yöneten ‘kasap’ neyi temsil ediyor olabilir? Tek adam rejimlerinin, siyasi zorbalığın, yabancı düşmanlığının tüm dünyada tavan yaptığı şu dönemde, sevimli ufak tefek palyaçonun iri yarı kötü kasabı alt etmesi belki daha ciddiye alınır. Belki de gündelik hayatta sürekli tanıklık ettiğimiz barbarlığın ve yamyamlığın ilacı Şarküteri’de gizlidir.


Şarküteri, İstanbul Film Festivali’nin Şubat seçkisi kapsamında filmonline.iksv.org adresinde gösteriliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.