Şu An Okunan
Altın Portakal Günlükleri 2021 #5: Diyalog ve Kerr

Altın Portakal Günlükleri 2021 #5: Diyalog ve Kerr

Kerr

Altın Portakal’ın on filmlik Ulusal Yarışma seçkisinde gösterimler, Ali Tansu Turhan’ın ilk uzun metrajı Diyalog ve Tayfun Pirselimoğlu’nun kendi romanından uyarladığı Kerr’le tamamlandı. Ödüller cumartesi akşamı düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

Bu yılki Altın Portakal’ın kısa film yarışmasında da İkinci Gece adlı kısa filmiyle yarışan Ali Tansu Turhan’ın ilk uzun metrajı Diyalog, bir filmin çekim sürecinde geçiyor ve bu filmin iki başrol oyuncusuna odaklanıyor. Otuzlu yaşlarındaki mimarlar Veysel ve Günseli arasındaki ilişkinin çatırdamaya başladığı dönemi ele alan söz konusu filmin oyuncu seçmelerinde Ushan ve Hare’nin (Ushan Çakır ve Hare Sürel filmde kendi adlarıyla yer alıyorlar) ilk kez bir araya gelmelerini, kadraja hiç girmeyen yönetmenle (Funda Eryiğit) yaptıkları okuma provalarını, baş başa içmeye çıktıkları bir gecede yaşadıkları yakınlaşmayı ve nihayet filmin çekimlerindeki performanslarını takip ediyoruz. İki ana karakterin evde, provalarda, sette, barda ya da sokakta geçirdikleri vakitler boyunca kadraja neredeyse hiçbir başka oyuncu girmiyor. Tüm ekran süresini iki karakter arasındaki etkileşime ayıran hikâye ilerledikçe film gerçekliği ile filmin içindeki kurmaca dünya arasındaki sınırlar bulanıyor. Başlangıçta iki oyuncu da kendi canlandıracağı karakteri tanımaya çalışırken, giderek yakınlaşmaya başlamalarına ve ilgilerinin birbirlerine yönelmesine tanık oluyoruz. Canlandıracakları karakterlerin duyguları, ikisinin birbirlerine karşı yeni yeni şekillenen hislerine karışıyor. Kurmaca ile gerçeklik arasındaki bu geçişlilik giderek artıyor ve son bölümde, iki karakterin barda tartıştıkları sahnede zirveye ulaşıyor: Çerçeve içinde çerçeveler üzerinden tasarlanmış sahnede tartışanlar Ushan ile Hare de olabilir, Veysel ile Günseli de.

Diyalog
Diyalog

Esasında riskli bir estetik tercihle başlıyor Diyalog. Filmin hemen başında, oyuncu seçmelerindeki Ushan ve Hare’yi aydınlık bir stüdyoda, kadrajın iki tarafındaki sandalyelerinde, yönetmenin kamera arkasından yönelttiği sorulara yanıt verirken izliyoruz. İki farklı zamanı bir araya getiren bu planda ekran üçe bölünüyor ve kamera ağır ağır ekranın iki yanındaki iki oyuncuya yaklaşırken orta bölümde, sette yapılan hazırlıklar akıyor. Farklı zamansal katmanları iç içe geçirirken ses bantlarını da üst üste bindiren bu başlangıç, Diyalog’un parlak bir fikir üzerinden göz boyamaya çalışan acemice bir deneme olabileceği endişesini yaratıyor. Ancak film ilerledikçe yönetmen her şeyi Ushan ile Hare arasındaki ilişkiye hizmet edecek şekilde kurguluyor, böylelikle bu biçimsel oyunları işlevsel kılmayı başarıyor. İkinci yarıdaki buluşma sahnesinin yirmi dakikayı aşan bir tek plandan oluştuğunu ve filmin bu iddialı girişimin altından başarıyla kalktığını da ekleyelim. Neticede hem ilişki dinamikleri hem de gerçekliğin sınırları üzerine izleyicinin zihnini kurcalamayı başaran, merak duygusunu sürekli diri tutan bir film Diyalog; oyunculuk ödüllerinin yanı sıra En İyi İlk Film dalında da şansının yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kerr
Kerr

Ulusal Yarışma’da izleyici karşısına çıkan son film, Tayfun Pirselimoğlu’nun kendi romanından uyarladığı Kerr oldu. Babasının cenazesi için yıllar sonra geri döndüğü kasabanın garında bir cinayete tanıklık eden ve bu yüzden bir türlü oradan ayrılamayan bir adam (Erdem Şenocak) var filmin merkezinde. Bu polisiye çıkış noktasının ardından izleyici, bu dünyanın yabancısı kahramanın peşinde karakoldan morga, terk edilmiş resmî binalardan izbe bir pansiyona, hattâ Lynchiyen denebilecek bir pavyona, bir dizi tuhaf mekâna sürükleniyor. Kahramanın olup bitenleri anlama yönündeki tüm çabası boşa düşerken, karşısına çıkan birbirinden tuhaf karakterler de ona yardımcı olmak bir yana, sorduğu soruların yanlış olduğunu, cevapların ona bir şey kazandırmayacağını söylüyorlar en iyi ihtimalle. Giderek daha absürd bir hâl alan bu kâbusvari arayış, insanlara saldıran köpekler yüzünden ilan edilen karantinayla, sokaklarda dolaşan itlaf timleriyle, anlamsız görünen cinayetlerle, kasabanın her tarafında kendi kendine açılan gizemli kuyularla iyice çıkışsız ve biraz da fantastik bir boyut kazanıyor. İçine atıldığı dünyayı anlayamayan, insanlarla iletişim kurma çabaları karşılıksız kalan, resmî makamlar ve bürokrasi karşısında çaresiz hisseden kahramanın bir noktadan sonra sebepsiz yere suçlandığını öğrenmesinin de bu Kafkaesk dünyaya iyice doğrudan bir Kafka vurgusu kattığı söylenebilir.

Özenli çerçevelerle perdeye taşıdığı etkileyici mekânlarıyla, ağır temposuyla, sürekli tekrar ederek dipsiz bir kuyuya dönüşen diyaloglarıyla tipik bir Tayfun Pirselimoğlu filmi var karşımızda. Oyunculuk performansları da her zamanki gibi donuk; öyle ki son dönemde oynadığı her yapımda rol çalan (ve bu yarışmadaki Selman Nacar imzalı İki Şafak Arasında filminde de etkileyici bir performans ortaya koyan) Erdem Şenocak bile yüzüne sabitlenen şaşkın ifadeyle Pirselimoğlu dünyasının içinde kayboluyor âdeta. Yönetmenin önceki filmleri (ve romanları) gibi Kerr de en çok edebiyattan besleniyor. Camus’nün ve Calvino’nun romanlarından Onat Kutlar’ın ya da Bilge Karasu’nun öykülerine, zengin bir edebî referanslar ağı çerçevesinde düşünmek mümkün filmi. Kerr’in Pirselimoğlu sinemasına taze bir soluk getirdiğini söylemek güç ancak karşımızda kuvvetli bir yönetmenlik performansı olduğunu da teslim etmek gerek. Filmin yarın akşamki ödül töreninden birkaç dalda ödülle dönmesi sürpriz olmayacaktır.


Berke Göl ve Ekrem Buğra Büte’nin Altın Portakal izlenimleri festival boyunca altyazi.net‘te. Günlüklerin tamamı için: ‘Altın Portakal Günlükleri 2021

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.