Şu An Okunan
Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız

Ana Lily Amirpour’un ilk uzun metrajı Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız adının da açıkça belirttiği gibi geceleri sokakları arşınlayan bir kızın hikâyesi. Bir diğer deyişle, geceleri ve sokakları talep eden çarşaflı ve kaykaylı bir kadın vampirin.


Bu yazı, Altyazı’nın Nisan 2015 tarihli 149. sayısında yayımlanmıştır.


Ana Lily Amirpour’un ilk uzun metrajı Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız (A Girl Walks Home Alone at Night, 2014) “ilk İran vampir western filmi” olarak lanse edildi ve Sundance Film Festivali’nde büyük beğeniyle karşılandı. İran asıllı Amerikalı yönetmenin filmi, ritmiyle, özgün siyah beyaz estetiğiyle ve yarattığı sıradışı atmosferle Gir Kanıma (Låt den Rätte Komma in, 2008) ve Sadece Âşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive, 2013) gibi filmlerle akraba bir ‘arthouse’ vampir filmi. Ancak, yalnızca bir vampir filmi de değil. Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, yukarıda belirttiğim tanıtım cümlesinden başlayarak çok sayıda başka türe de gönderme yapıyor. Amirpour belli ki tür sinemasıyla yakından ilgileniyor ve filminde de farklı türlerin konvansiyonlarından ve ikonografisinden bolca faydalanıyor. Dolayısıyla, filmi bu türlerle ne yaptığı üzerinden incelemek, önümüze zengin bir alan açıyor.

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız beslendiği ve bir araya getirdiği türlerin karışımından hem yepyeni hem de çok tanıdık bir şey çıkarıyor karşımıza. Tekinsiz cazibesi de bu tuhaf tanıdıklığında yatıyor. Filmin görüntü yönetimi hemen klasik kara filmleri akla getiriyor, ki hikâyenin geçtiği hayalî ‘Bad City’ (Kötü Şehir) kasabasının adı da Frank Miller’ın noir çizgi roman efsanesi Sin City’ye bir gönderme olsa gerek. Filmdeki kasaba sözde İran’da bir yerde ama aslında film ABD’nin Kaliforniya eyaletinin güneyinde, yani western diyarlarında çekilmiş. Bad City, çorak coğrafyası ve ıslıklar çalarak toz bulutlarını savuşturan rüzgârlarıyla tam bir ıssız western kasabası. Fakat burası kanun kaçaklarının ya da Kızılderililerin değil, vampirlerin kol gezdiği bir kasaba. Gözleri kör eden kavurucu çöl güneşi de gitmiş, yerini kara film karası geceye bırakmış. Kara filmin femme fatale’i de kelimenin düz anlamıyla öldürücü bir kadına, dişi bir vampire dönüşmüş.

Amirpour’un, filminde tersyüz ederek devşirdiği bu türler –kara film, korku (vampir) ve western– rastgele seçilmemiş. Kara filmin ‘kadın düşmanı’ tavrı üzerine bugüne kadar sayısız makale yazıldı. Korkunun alt türlerinden vampir filmleri kadın kurbanlarıyla, western ise bir erkek türü olması ve kadınların yokluğuyla ünlüdür. Aslında hepsi de daha önce feminist müdahalelere maruz kaldılar. En ünlü ‘feminist’ femme fatale herhalde Temel İçgüdü’nün (Basic Instinct, 1992) Catherine Trammell’idir. Wachowski Kardeşlerin 1996 tarihli Tuhaf İlişkiler’i (Bound, 1996) ya da Jane Campion’ın Tutku Esirleri (In The Cut, 2003) filmiyse izleyicinin tüm alışkanlıklarını yerle bir ediyordu. Vampir filmlerine en ciddi feminist müdahalelerden biriyse 1997’de yayınlanmaya başlayan Vampir Avcısı Buffy (Buffy The Vampire Slayer, 1997-2003) dizisiyle geldi. Diziye adını veren Buffy ilk bakışta bir aptal sarışın stereotipi görünümündeydi; o zamana kadar ekseriyetle gençlik/korku filmlerinde çaresizce çığlıklar atarak kaçan kurban olarak görmeye alıştığımız ufak tefek, çıtı pıtı genç bir kadın. Dizinin yaratıcısı Joss Whedon bu tiplemeyi alıp gözüpek, güçlü, zeki, muhteşem dövüşen bir vampir avcısı hâline getirerek türün başlıca konvansiyonlarından birini köklü bir yapıbozuma uğratmıştı. O zamandan bu yana Vampir Avcısı Buffy’nin izinden giden pek çok dizi ya da film bu türü dönüştürmeye devam etti. Benzer şekilde western türü de feminist müdahalelerden nasibini aldı. Örneğin Hızlı ve Ölü (The Quick and the Dead, 1995)bir kadın silahşoru konu alırken, Kötü Kızlar (Bad Girls, 1994) bir kadın çetesinin maceralarını anlatıyordu. Daha yeni örnekler arasında Kelly Reichardt’ın Kestirme Yol’u (Meek’s Cutoff, 2010) ve Tommy Lee Jones imzalı Yolcu  (The Homesman, 2014) anılabilir.

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız da tıpkı adı geçen bu filmler gibi tür konvansiyonlarının yapaylığının, izleye izleye kanıksadığımız tiplerin ve olay örgülerinin kurmaca olduğunun, hepsinin kemikleşmiş temsiller olduğunun altını çiziyor. Daha önemlisi, bu konvansiyonların ataerkil kültürün varsayımlarından ne kadar beslendiğini ve aslında onları yeniden üretecek şekilde işlediğini açık ediyor. Amirpour’un filmini bahsi geçen diğer filmlerden ayıran, tipik bir tür filminin kadın kahramanlı versiyonunu üretmek yerine çok sayıda türü Tarantinovari bir pastişle birbirine karıştırıp melezleştirmesi. Böylece, türler üzerine kurulu olduğu yapıyı daha da belirgin bir şekilde bozup dönüştürüyor. Bu oldukça önemli bir müdahale çünkü yalnızca oyuncuları değiştirmek aslında oyunun kendisini, kurallarını ve dayandığı ilkeleri değiştirmiyor.1 Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız ise kurallarını ve ilkelerini kendi belirlediği yeni bir oyun kuruyor. Ancak bu stratejiyi bazı alanlarda ihmal ediyor maalesef.

GECELERİ VE SOKAKLARI GERİ ALMAK
1970’lerin başından beri dünyanın çeşitli yerlerinde kadın grupları/örgütleri, geceleri sokaklarda kendini iyice belli eden erkek şiddetini protesto etmek amacıyla ‘Geceyi Geri Al’ yürüyüşleri düzenliyorlar. Türkiye’de de her 8 Mart’ta kadınlar hava karardıktan sonra sokaklara dökülüp geceleri sokakta güvende olmayı talep ediyorlar. 1979 yılında New Haven, Connecticut’ta gerçekleştirilen yürüyüş için radikal feminist Andrea Dworkin ‘Gece ve Tehlike’ başlıklı konuşmasına şu sözlerle başlamış:

Biz kadınların geceden özellikle korkması gerekir. Gece, kadınlara tehlike vaat eder. Bir kadın için gece sokakta yürümek yalnızca taciz edilme riski altında olmak değildir, aynı zamanda –erkek egemen anlayışa göre– taciz edilmeyi istemek, ‘aranmak’ anlamına gelir. Gecenin hudutlarını aşan kadın, uygar davranışın temel kuralını bozan bir kanun kaçağıdır: iffetli bir kadın gece dışarı çıkmaz, hele de yalnız başına ya da sadece diğer kadınlarla birlikte. Gece tasması olmadan dışarı çıkan kadın, sürtük veya yerini bilmeyen mağrur bir orospu olarak görülür. Gece polisleri –yani tecavüzcüler ve ava çıkmış diğer erkekler– gece yasalarını uygulama hakkına sahiptir: kadını sinsice izlemek ve onu cezalandırmak.2

Bu açıdan bakınca, adı başlı başına manidar olan Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın Dworkin’in anlattığı bu durumların hepsini tepetaklak ettiği daha da net görülüyor. Hatta, Dworkin konuşmasının ilerleyen bölümlerinde erkeklerin geceleri vampirler gibi avlandıklarından bahsediyor. Amirpour ise geceleri avlanan dişi bir vampir kahraman yaratmış; ‘gece yasaları’nı uygulama görevini de ona devretmiş: Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın adı olmayan kadın kahramanı bir intikam meleği gibi çalışıyor, geceleri kadınları taciz eden erkekleri “sinsice izleyip cezalandırıyor.” 3 Henüz çok genç olan erkek çocuklarını ise ölümüne korkutarak uyarmakla yetiniyor. Çalıştırdığı seks işçisi kadına parasını vermeyen pezevenk de, aynı kadına sürekli sarkıntılık eden yaşlı adam da Kız’ın iştahından nasibini alıyor. Kız, gece sokakta tek başına yürürken bir erkekle karşılaşan bir kadının yaşadığı korku ve tedirginliği erkeklere yaşatıyor; tıpkı tacizci erkeklerin kadınlara yaptığı gibi onları uzaktan dik bakışlarla izliyor, yürürlerken takip ediyor ve sonra da onlara saldırıyor. Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’da perdeyi kara bir mürekkep gibi kaplayan gece, kadınlar için değil erkekler için korkulası bir zaman hâlini alıyor.

Amirpour bu ‘aynalama’ stratejisini alabildiğine ‘kendinin farkında’ olarak kullanıyor: Bazı durumlarda Kız takip ettiği erkeğin hareketlerini bire bir taklit ederek, bir anlamda onu kendi tacizine maruz bırakıyor. Ne yaptığını, hareketlerinin etkisini ve sonuçlarını belki de o zamana kadar hiç düşünmemiş olan erkekler dönüp kendilerine bakmak, tacizci davranışlarının bu kendinden menkul meşruiyetini, bir an için de olsa sorgulamak zorunda kalıyorlar. Ancak, maalesef, Amirpour’un başvurduğu bu tersyüz etme stratejisi, cazibesi ve etkisi yüksek olmakla birlikte, oldukça yetersiz bir yöntem, çünkü nihayetinde sistemin kendisini değiştirmeyip yalnızca ‘ezen’ ile ‘ezilen’in yerini değiştiriyor. Ezme/ezilme mantığına dayanan ve filmin kalın çizgilerle çizdiği iyiler/kötüler ayrımında da kendini belli eden ikili yapı ise olduğu gibi korunuyor ve varlığını devam ettiriyor.

Filmin en ilginç tercihlerinden biri vampir ikonografisine yaptığı radikal müdahale: Filmde Kont Drakula’nın siyah pelerininin yerini alan kara çarşaf izleyicinin zihninde kısa devre yaratma potansiyeline sahip. Bu da, bir kıyafet balosu için Drakula kılığına girmiş olan Arash ile Kız’ı karşılaştırmak suretiyle, filmin yine kendinin farkında olarak kullandığı bir devşirme yöntemi. İslamofobinin tehlikeli boyutlara ulaştığı bir zamanda çarşaflı bir kadını korku ve dehşetin kaynağı olarak temsil etmenin riskleri oldukça yüksek4 ancak Amirpour bu konuda tedbirli davranmış, bu karakteri 80’ler müzikleri dinleyen, şahane dans eden, kaykay kayan cool bir hipster formunda tasvir ederek cazibeli hâle getirmiş; filmin yapısını da izleyicinin Kız’la özdeşlik kuracağı, onun tarafını tutacağı şekilde tasarlamış. Hatta, tam da olası İslamofobik izleyicinin önyargılarını altüst edecek bir müdahalede bulunmuş aslında: Çarşafın ardında bir “öcü” ya da “ezik ve cahil bir kadın” yok. Tam tersine tanıdık ve çekici, en önemlisi feminist bir kadın var. Bunlara ilaveten, çarşafın geleneksel kullanımının ve anlamının da altını oymaktan geri durmuyor Amirpour: Geleneksel işlevi kadın bedenini gizlemek olan çarşafı Kız da gizlenmek için kullanıyor ama bambaşka bir amaçla. Kız kara çarşafıyla gecenin karanlığında gizleniyor, kimliğini saklıyor ve böylece rahatlıkla avlanabiliyor. Bazıları için erkek egemenliğinin doruk noktasını simgeleyen bedensiz ve kimliksiz kadın imgesi, kadının erkeklerden intikam almasını kolaylaştıran bir araca dönüşüyor.

NOTLAR

1 Bu ille de pastiş ya da melezleştirme ile olmak zorunda değil. Örneğin, Reichardt Kestirme Yol’da bu yöntemlere başvurmadan western türünü ciddi oranda tersyüz ediyor.

2 Konuşmanın tam metni: <www.5harfliler.com/gece-ve-tehlike-andrea-dworkin>

3 Aslında bir tür ‘vigilante’ yaratılıyor: Erkek egemen düzenin kanunlarının yapmadığını Kız yapıyor; kadınları erkek şiddetinden koruyor, kadınları taciz eden erkekleri cezalandırıyor.

4 Türkiye Cumhuriyeti özelinde bu bambaşka çağrışımları da olan bir kullanım. Cumhuriyet tarihi boyunca pek çok çocuk kara çarşaflı kadınlardan korkutularak onları ‘öcü’ sanarak yetişti örneğin.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.