Şu An Okunan
Hayatımın Son Günü: Kolektif Anksiyete ve Korku Pandemisi

Hayatımın Son Günü: Kolektif Anksiyete ve Korku Pandemisi

Amy iyi hissetmediğini söylediğinde Jane “yürüyüşe çık ya da bir film izle” diyor. “Bir film en az bir buçuk saat sürüyor” diye cevap veriyor Amy iç çekerek. Özellikle içinde bulunduğumuz zamanlarda bir film izlemenin gerektirdiği duygusal ve zamansal yatırım konusunda Amy’ye hak vermemek elde değil. 84 dakikalık süresini fazlasıyla verimli kullanan Hayatımın Son Günü, varoluşçu bir psikolojik gerilim.

Erhan Bilen

Yaratık: Covenant (Alien: Covenant, 2017) ve Hayvan Mezarlığı (Pet Sematary, 2019) filmlerindeki rolleriyle tanınan Amy Seimetz’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu ikinci film Hayatımın Son Günü (She Dies Tomorrow, 2020). Birçok eleştirmenin “COVID-19 çağının filmi” olarak andığı yapım insanın ölümlülükle baş etme çabası, kolektif histeri, akıl sağlığı (özellikle anksiyete ve panik atak) gibi temaları ürpertici, aynı zamanda karanlık bir mizah anlayışıyla ele alıyor.

Film, ana karakter Amy’nin yüzünün aşırı yakın planıyla açılıyor. Sinemada sıklıkla “insan ruhuna açılan kapılar”ın metaforu olarak kullanılan gözler, bu açılış sekansından itibaren Amy’nin iç dünyasına yolculuk yapacağımızın bir göstergesi. Bir anda ertesi gün öleceğine dair bir duygu tarafından ele geçirilen Amy geceyi şarap içerek, Mozart’ın ‘Lacrimosa’sını dinleyerek ve internette küllerinin saklanabileceği bir vazo arayarak geçiriyor. Arkadaşı Jane’le konuştuklarında bu ‘ölüm yaklaşıyor’ hissi Jane’e de bulaşıyor. Bir süre sonra bu duygunun bir salgına dönüştüğünü fark ediyoruz. Bu noktadan itibaren, tüm karakterlerin hayatlarının son gününü nasıl geçirdiğini izliyoruz.

Hayatımın Son Günü’ne hâkim olan biçimsel değişkenlik ve kararsızlık, aniden başlayıp aniden duran müzik ve sıçramalı kurgu tercihi, karakterlerin son günlerini nasıl geçireceklerine dair kararsızlıklarının ve içinde bulundukları muğlak etik pozisyonların bir yansıması olarak işliyor. Virüsün bulaştığı her karakterin geçirdiği ‘ölüm öncesi deneyim’ ya da bir çeşit atak olarak tanımlayabileceğimiz, neon ışıklarla bezeli aşırı yakın planlar izleyici için birer aynaya dönüşüyor. Böylece kendimizi de bu salgın zinciri içinde bir “hasta” olarak görüyoruz, bu da bizi kendi ölümlülüğümüzle yüzleşmeye zorluyor. Karakterlerden bazıları son günlerini hayatlarının herhangi bir günü gibi geçirirken, bazıları çoktan son kullanma tarihi geçmiş bir ilişkiyi bitirmeyi tercih ediyor, bazıları ise tüm günü ağlayarak, yas tutarak geçiriyor. Yaklaşan sona her karakterin farklı tepki vermesi, akla başka bir ‘kaçınılmaz sonla baş etme’ anlatısı olan Melankoli’yi (Melancholia, 2011) getiriyor. Öte yandan bu tepkiler aynı zamanda belirli bir sosyo-ekonomik gruba ait olduğundan, filmi sınıfsal bir eleştiri olarak okumak da mümkün. Brechtyen bir gestus ya da sınıfsal tavır olarak tanımlayabileceğimiz küçük davranışlarla film, karakterlerimizin ait olduğu sınıfı incelikli bir şekilde eleştiriyor. Ölüm bilinciyle hemhâl olduktan sonra karakterlerin içi boşaltılmış burjuva değerlerini birer birer terk ettiklerini görüyoruz.

Duyusal Bir Deneyim

Hayatımın Son Günü’nün akıl sağlığına ve anksiyete deneyimine yaklaşımının son derece kişisel ve deneysel olduğunu belirtmek gerek. Bir sahnede Amy’yi Mozart’ın ‘Lacrimosa’sını dinleyerek aşkın bir deneyim hâlinde görürken ani bir kesmeyle bahçesindeki otları budarken dışarıdan ne kadar küçük, sefil ve komik göründüğünü fark ediyoruz. İç dünya ile dış dünya arasındaki bu ani sıçramalar, müziğin giderek yükselip gerilimi arttırdıktan sonra aniden kesilmesi gibi seçimler filmi anksiyete deneyiminin kendisine yaklaştırıyor. Başkarakterimiz Amy ise filmin sonunda kendi ölümlülüğüyle ve anksiyetesiyle yüzleşirken kendine iyi olduğunu hatırlatmak ile iyi olmadığını kabullenmek arasında gidip geliyor. Nihayetinde film ne seyirci için ne de Amy için kathartik bir noktada son bulmamakla birlikte, bize iyileşmenin ilk ve en önemli adımının iyi olmadığını kabullenmek olduğunu hatırlatıyor.

Çekimleri COVID-19 pandemisinden önce tamamlanmasına rağmen içinde bulunduğumuz zamana dair birçok şey söyleyen film, korkunun nasıl bir virüs gibi yayıldığını, panik atak ve anksiyete bozukluğuna sahip olmanın ne demek olduğunu çarpıcı ve deneysel bir biçimde ele alıyor. “Yüce” olanla “gündelik” olanı bir araya getirişindeki özgünlükle ve kendine has estetik anlayışıyla yılın en dikkate değer işlerinden biri Hayatımın Son Günü.


Hayatımın Son Günü, Başka Sinema’nın hazırladığı Başka Bir Ocak programı kapsamında çevrimiçi olarak izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.