Şu An Okunan
Love, Death & Robots: Modifiye İnsanlığın Masalları

Love, Death & Robots: Modifiye İnsanlığın Masalları

Love, Death & Robots

İlk sezonuyla büyük ses getiren Love, Death & Robots yeni sezonunda da çizgi roman, video oyunu ve sinema arasında gidip gelen bir estetik benimsiyor. Sekiz bölümlük ikinci sezon da “ötekini” anlamaya çalışan ve bu yolda nafile savaşlara giren insanlara dair distopik masallardan oluşuyor.

David Fincher ve Tim Miller’ın 1981 yapımı bilimkurgu antolojisi Heavy Metal’ı yeniden hayal etmesiyle ortaya çıkan Love, Death & Robots’un ikinci sezonu Netflix’te geçtiğimiz hafta gösterime girdi. Sekiz ayrı kısa animasyondan oluşan ikinci sezon, toplam on sekiz farklı hikâye izlediğimiz geçen sezona göre daha kompakt bir yapıya sahip. Miller’ın kurucusu olduğu, video oyunlarına yaptığı animasyon ve görsel efektlerle bilinen Blur Studio’nun görsel etkisi ise yine fazlasıyla hissediliyor. Estetik olarak yine çizgi roman, video oyunu ve sinema arasında gidip gelen bölümler her ne kadar bir arada eğreti dursa da, benzer bir distopik/fütüristik gizem hissini paylaşıyorlar.

Otomatik Müşteri Hizmeti isimli açılış animasyonu, geçen sezondaki Üç Robot’u andıran bir mizaha sahip. Her tür görevi yerine getirebilen bir süper temizlik süpürgesinin kontrolden çıkışını anlatan bölüm, klasik bir “insanlığı ele geçiren makineler” öyküsü anlatıyor. Mizahi boyutu güçlendiren abartılı vücut ölçülerinden, çizgi filmleri andıran slapstick tarzına, sezon içinde estetik olarak ayrıksı bir yerde duruyor Otomatik Müşteri Hizmeti. Dolayısıyla üslup açısından olmasa da tematik olarak kurucu bir bölüm olduğunu söyleyebiliriz. Geleceğe ve teknolojiye dair Black Mirror’vari bir karamsarlığı yer yer yeniden üreten, yer yer ise ona direnen ve onunla dalga geçen bir ikinci sezon var karşımızda.

Love, Death & Robots
Nüfus Kontrol Ekibi

Sezondaki en baskın görsel üslup, Nüfus Kontrol Ekibi, Snow Çölde ve Acil Durum Barınağı’nda gördüğümüz video oyun estetiği. Elbette burada belirli bir tür video oyunu geleneğinden bahsediyoruz. Blur Studio gibi yapım şirketlerinin de katkıda bulunduğu, genellikle büyük bütçeli ve anaakım diyebileceğimiz oyunlarda kullanılan, ileri teknolojinin yaratabileceği en “gerçekçi” görselliği hedefleyen bu oyunlar, hem görsel olarak hem de hikâyeleri açısından sinemadan fazlasıyla besleniyor. Ancak Love, Death & Robots’ta tam tersi bir etkilenmeden bahsetmek mümkün. Bu aşırı gerçekçi –hattâ bazen neden doğrudan film olarak değil de animasyon olarak çekildiğini merak ettiğimiz– bölümler, kendilerini fazlaca ciddiye alıyor ve diğer bölümlere nazaran daha karanlık ve distopik hikâyeler anlatıyor. İnsanların çocuk yapmasının yasaklandığı, gençlik serumlarıyla ölümsüzlüğün kazanıldığı bir gelecekte geçen Nüfus Kontrol Ekibi, Bıçak Sırtı’ndan (Blade Runner, 1982) çokça beslenen ve kara film öğeleri taşıyan bir distopya. Diğer iki filme oranla animasyonun gerçeği yeniden yaratma kapasitesini çok daha ustaca kullanan ve etkileyici görselliğiyle yepyeni bir dünya yaratan bu bölüm, hikâyesi bakımından ise yeni bir şey vaat etmiyor. Özellikle Rick Deckard’ı andıran dedektif karakterinin etrafında birbirinin zıddı olarak resmedilen, biri gençlik ve ölümsüzlük peşinde hedonist ve kariyerist bir “yeni toplum” üyesi, diğeri ise anneliği ölümsüzlüğe tercih etmiş bir “eski toplum” üyesi iki kadın; distopik bir gelecek için bile vasat bir toplumsal cinsiyet imgeleminin ürünü.

Star Wars evrenini andıran bir uzay western’i dünyasında geçen, ölümsüz bir adam ile ona yardıma gelen android bir kadının aşkını anlatan Snow Çölde ve bir robotla askerin savaşını anlatan Acil Durum Barınağı, serinin görece zayıf halkalarından. Teknoloji-insan ilişkisine zıt yerlerden yaklaşan iki bölüm de kısa zamanda büyük laflar etmek zorunda olmanın yükü altında eziliyor. Bu daha epik anlatılara nazaran farklı animasyon çizgilerinden ve geleneklerinden beslenen Buz, Yüksek Otlar ve Sürpriz Noel Baba ise daha küçük anlara odaklanan anlatılar.

Love, Death & Robots
Buz

Buz, başka bir gezegene göç etmek zorunda kalmış, biri tüm yaşıtları gibi “modifiye edilmiş”, diğeri ise vücudunu dönüştürmemeyi seçmiş iki kardeşin hikâyesini anlatıyor. Kardeşlerin rekabeti/dayanışması üzerinden “üstün bedenler” anlatısını tartışmaya açan film, bu yönüyle Andrew Niccol imzalı distopik bilimkurgu Gattaca’yı (1997) andırıyor. Bu bölüm, özellikle hareketli bir çizgi romanı andıran etkileyici görselleriyle ve asimetrik bedenlerle dolu stilize renk dünyasıyla dikkat çekiyor. Yine çok basit bir hikâyeye ancak etkileyici görsellere sahip olan Yüksek Otlar ise, serinin “geçmişte” geçen tek bölümü. Bir “geceyarısı ekspresinde” açılan bölüm, 1900’lerin başı olduğunu tahmin ettiğimiz bir dünyada geçiyor. Yolculuğu esnasında mola veren bir trenden inen ve korkunç yaratıkların saldırısına uğrayan bir adama odaklanan bölüm, bir çizgi romandan çok, hareketli bir yağlı boya resme benziyor. Bir başka korku hikâyesi anlatan Sürpriz Noel Baba ise basit fakat zekice kurulmuş muzip bir anlatıya sahip. Noel Baba’nın bir tür Lovecraft canavarı olduğunu keşfeden iki çocuğun trajikomik hikâyesini anlatan bölümde stop-motion’ı andıran bir estetik ağır basıyor.

Sezonun son bölümü ise şimdiden çoğu izleyicinin favorisi hâline gelmiş, etkileyici bir J. G. Ballard uyarlaması: Sahile Vuran Dev. Sanki ‘Gulliver’in Gezileri’nin tersten anlatılmış bir versiyonu olan hikâye, sahile vuran ölü bir devin bedenini izleyen insanların dünyasında geçiyor. Hikâyenin kahramanı ve anlatıcısı, H. G. Wells’in bilimden asla vazgeçmeyen fakat evrenin açıklanamaz mucizelerinden ve karanlığından her daim büyülenen karakterlerini andırıyor. İlk başta büyük ilgiyle karşılandıktan zamanla çürüyüp giden dev, kemikleri kasabanın “süsü” hâline gelene kadar uzun ve hüzünlü bir unutulma sürecinden geçiyor. İster teknoloji, ister kocaman bir dev, ister canavar Noel Baba olsun; bedeniyle, zihniyle ve duygularıyla bir tür koca “ötekini” anlamlandırmaya çalışan, bunu yapamadığında onunla nafile bir savaşa giren, çoğunlukla kaybeden, bazen ise kazandığını sanan bir insanlığın masallarını anlatıyor Love, Death & Robots.


Love, Death & Robots, Netflix Türkiye’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.