Şu An Okunan
Saplantı: Sawyer’ı Kim Delirtti?

Saplantı: Sawyer’ı Kim Delirtti?

Saplantı

Steven Soderbergh imzalı Saplantı, travmatik deneyimleri geride bırakmaya çalışırken zorla akıl hastanesine kapatılan genç bir kadının gerilim dolu öyküsünü anlatıyor. Tamamı iPhone 7’yle çekilen filmde Soderbergh, kullandığı malzemenin sunduğu olanakları zekice değerlendiriyor.

Esin Küçüktepepınar’ın Cumhuriyet gazetesi için yaptığı söyleşide Steven Soderbergh, tamamını iPhone 7’yle çektiği Saplantı’dan (Unsane, 2018) bahsederken “Öncelikle müthiş bir özgürlük duygusu veriyor. Kamerayı nereye koyacağınızı bulduktan sonra ışıktı, bin bir çeşit mercekti, 10 saat uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Öbür türlü hayatınız sette dekor hazırlanmasını beklemekle geçebilir. Oysa ki al telefonu, koy istediğin yere ve çekmeye başla” diyor.1 Film çekme pratiğini bu kadar ‘basit’ bir şekilde ifade etmek için hiç kuşku yok ki Soderbergh olmak gerek. “Al telefonu, koy istediğin yere ve çekmeye başla” diyerek basitleştirdiği şey, ancak Soderbergh gibi o kamerayı bir yere koymadan önce bütün detayları düşünmüş, her planı ayrıntılı bir şekilde tasarlamış ve hepsinden önemlisi senaryosunu olabildiğinde kusursuz hâle getirmiş isimler için geçerli. Şüphesiz Soderbergh’in niyeti öyle değildir ama bu tür teknolojik olanakların film çekme süreçlerini kolaylaştırmasının can sıkıcı sonuçları olabilir –özellikle de izleyici açısından. Film üretme sürecinin en zor olan kısmını yani çekim aşamasını bu kadar basit tarif ettiğinizde bunun genel bir algı oluşturmasının ve ortaya “ben çektim oldu” kabilinden cep telefonuyla çekilmiş yüzlerce film çıkmasının da kaçınılmaz son olacağını öngörmek kâhinlik olmasa gerek. Bunun böyle olacağını dijital kameraların yaygınlaşması ve sinema salonlarının buna uyum sağlamasıyla film üretiminin kolaylaştığı ama genel ortalamanın hızla düştüğü son on beş yıllık sürece bakarak da öngörebiliriz.

Saplantı

Her türlü görüntü kaydedici cihazın film çekiminde kullanılabileceğini kabul etmekle birlikte, doğru programlanmamış, daha da önemlisi filmin dokusuyla uyuşmayan bu tür estetik tercihlerin can sıkıcı sonuçları olacağını hatırlatarak Saplantı’ya geçebiliriz. Soderbergh de bizimle benzer kaygılar taşıyor olacak ki, cep telefonunun olanaklarını iyi kullanmasını sağlayan bir gerilim hikâyesiyle çıkıyor karşımıza.

Genç bir kadın olan Sawyer Valentini yaşadığı travmaları geride bırakmak, yeni bir başlangıç yapmak için doğup büyüdüğü yeri terk edip başka bir şehre taşınmıştır. Ancak yalnızlık duygusu ve geçmiş korkuları peşini bırakmayınca terapiye gitmeye karar verir. “Standart prosedür” zannederek imzaladığı belge sonrası iradesi dışında bir akıl hastanesine kapatılır. Üstelik yaşadığı şehri terk etmesine neden olan tacizcisi de bir yolunu bulup hastanede işe başlamıştır.

Klostrofobi ve Sıkışmışlık

Öncelikle tıpkı Sean Baker’ın Tangerine’inde (2015) olduğu gibi burada da iPhone kullanımının son derece işlevsel olduğunu belirtmek gerek. Soderbergh’in yazının girişinde andığımız röportajda söylediği gibi filmin büyük kısmında tek mekân kullanılması, Sawyer’ın yaşadığı klostrofobi ve sıkışmışlık duygusunun aktarımı ve yakın planların yoğunluğuyla bu teknoloji film için önemli olanaklar sağlıyor. Tabii Soderbergh’in “kamerayı nereye koyacağını” çok iyi hesaplamış olmasının payı bunda büyük. Yine de filmin ilk 15 dakikasında, yani Sawyer’ın akıl hastanesine kapatılmasından öncesinde açık alanlarda geçen, alan derinliği isteyen bölümlerde kameranın perdede yabancılaştırıcı bir etkisi olduğunu not düşmek gerekiyor. Bu durum bizim sinema estetiği ezberimiz yüzünden olabileceği gibi kameranın yetersizliklerinden kaynaklanıyor da olabilir. Bunu konunun uzmanlarına bırakarak bir noktaya daha dikkat çekmekte yarar var: İzlemeden önceki hazırlık sürecinin film izleme deneyimi üzerinde de ciddi etkileri olduğu su götürmez. Soderbergh’in bu filmi cep telefonuyla çekeceğini daha çekimler başlamadan biliyorduk. Çekim süreci, “ilk görüntü”, “fragman geldi” haberleriyle zaten seyir deneyiminden önce sıkça görmediğimiz bir görüntü formatıyla karşı karşıya olacağımız bilgisine sahiptik. Bu kadar hazırlanmış seyircinin alıştığı sinema duygusunu bir yana koyup filmden yana ‘pozitif ayrımcılık’ yapması da olasılıklar dâhilinde.

Saplantı

Öte yandan anaakım içinde böylesi bir çıkışın Soderbergh’den gelmesi de çok anlaşılır bir durum. Nihayetinde, bir yanıyla sürekli özgür hareket etmeyi, istediği filmi istediği gibi çekmeyi amaçlayan; diğer yanıyla da Ocean’s serisi gibi pahalı işlere imza atan, televizyon tarihinin en önemli yapımları arasında gördüğüm The Knick (2014-2015) gibi bir diziye, belgesellere, videolara imza atan bir isimde değil de kimde olacaktı ki böylesi bir risk iştahı?

Saplantı, yakın dönem Soderbergh filmlerinden Acı Reçete’yle (Side Effects, 2013) hayli tematik ortaklık taşıyor. Acı Reçete’de kocası hapse girdikten sonra psikiyatristinin verdiği ilaçların etkisiyle hayatı altüst olan bir kadını izliyorduk. Film ilaç şirketlerinin bin bir türlü cinlikle kandırdığı hastaların kurbana dönüştüğü bir sistem eleştirisi gibi ilerleyeceği izlenimi verdikten sonra çark ediyor ve psikolojik gerilimin kolay sularına yelken açıyordu. Burada da, senaryoya imza atan Jonathan Bernstein-James Greer ikilisi benzer bir yol izliyor. Akıl hastanesinde kendisine yardım eden Nate’in uyarısıyla hem seyirci hem de kahramanımız hastanenin kârını maksimize etmek için sigorta primleri dolana kadar insanları içeride zorla tuttuğunu öğreniyoruz.

Farklı Türlerle Flört

Filmin ilk yarısı Sawyer’ın yalnızca ‘içeride’ zorla tutulmasıyla değil, dışarıdaki hayatının dayattığı zorluklarla da delirmenin sınırlarında geziniyor olabileceğini hissettiriyor. Sawyer’ı fiziksel ve ruhsal olarak hem günlük hayatında hem de işyerinde baskısı altına alan erk sisteminin yarattığı kaygı, hastaneye kapatıldığında da devam ediyor. Dışarıda kendisini nasıl güvensiz hissediyorsa içeride de öyle hissediyor. Dışarıda kendisine yabancılaşmasına neden olan kapitalist iş mantığı, içeride onu kurban hâline getiriyor. Dışarıdaki tacizci tehdidi, içeride gerçeğe dönüşüyor. Film bu bakımdan bir yandan kapitalist işletme mantığına bir yandan da bu sistemin insanları nasıl sömürdüğüne dair bir hikâye sunuyor seyircinin önüne. Ancak Acı Reçete’deki kadar olmasa da burada da bir noktada psikolojik gerilime keskin bir dönüş, hattâ yer yer slasher türüyle flört etme noktasına geliyor film. Sonrasında benzer filmlerin olmazsa olmazı kimi mantık hataları, seyir zevkini akamete uğratan anlar ortaya çıkıyor. En olmadık yerlere gitmeler, kötü adamı etkisiz hâle getirme fırsatını tepmeler gibi, türün klişeleri ardı ardına geliyor ve biraz daha kan, biraz daha gerilim için hikâyenin tutulacak dalları budanıyor.

Saplantı, Soderbergh’in en iyi filmleri arasında anılmayacak muhtemelen ama cep telefonuyla çekilen kayda değer ilk filmlerden biri olarak tarihteki alacağı muhakkak!


NOT

1 Esin Küçüktepepınar, “Steven Soderbergh ile Söyleşi: Teknolojiler Bizi Özgür Kılacak…”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2018.


Saplantı, BluTV’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.