Şu An Okunan
Yurttaş Kane: Efsaneler Sarmalı

Yurttaş Kane: Efsaneler Sarmalı

Henüz yirmi beş yaşındaki Orson Welles, yapım şirketinin tanıdığı özgürlükten yararlanarak, bir çocuk heyecanıyla sinemanın olanaklarını keşfe çıkan bir film yapar. Yenilikçi görsel üslubu, sıra dışı olay örgüsü ve kurmaca ile gerçeklik arasında kurduğu dâhiyane ilişkiyle Yurttaş Kane on yıllarca en iyi film listelerine hükmedecektir.


Bu yazı, Altyazı’nın Ekim 2020 tarihli 200. sayısında yayımlanmıştır.


Yurttaş Kane (Citizen Kane, 1941), etkileyici bir ilk film olmanın ötesinde, sinema tarihinin adından en çok söz edilen klasiklerinden biri. Yapımının üzerinden neredeyse seksen yıl geçmiş olmasına karşın hâlâ en iyi film listelerinin zirvesinde yer alıyor. Sinema müfredatının da vazgeçilmez parçalarından biri olan filmi güncel ve özel kılan nedenler de sıkça tartışılıyor. Bu bağlamda, pek çok kişi Kane’in teknik yeniliklerine vurgu yapıyor. Filmde, görüntü yönetmeni Gregg Toland’ın yaygın aydınlatma ve arka plana yansıttığı görüntüler (rear projection) aracılığıyla yarattığı odak derinliği, Orson Welles’e etkileyici bir mizansen kurma olanağı verir. Uzun çekimlerden oluşan sahnelerde kamera sınırlı derecede hareket ederken, oyuncular âdeta dans ederek yer değiştirir. İnce ince düşünerek hazırlanmış bu koreografi, aynı zamanda karakterler üzerinden hikâyenin duygusal ağırlığını yönlendirir. Aşırı yakın planlar, çerçevenin içine tavanı da sığdıran alt açı çekimleri, farklı türleri çağrıştıran görsel üslup ve üst üste binen diyaloglar, bize alışılagelmişin dışında bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatır.

Filmin başarısının sırrı, belki de usta eleştirmen Pauline Kael’in dediği gibi, “Welles’in film çekmenin keyfini keşfedişinin –ve bundan haz alışının– bir sonucudur”. Sinema konusunda hiçbir eğitim almamış, henüz yirmi beş yaşında bir genç yetenek, yapım şirketi RKO’nun tanıdığı yaratıcı bağımsızlıktan yararlanarak, bir çocuk heyecanıyla sinemanın olanaklarını keşfetmektedir. Kane’i yıllar sonra hâlâ taze ve canlı kılan, yönetmenin öğrenme hazzıyla ortaya koyduğu bu şaşırtıcı yenilikler galerisinin yanı sıra farklı olay örgüsüdür.

Film, dönemin önemli yayın imparatoru William Randolph Hearst’ü çağrıştıran, medya patronu ve (başarısız) politikacı Charles Foster Kane’in hayatına odaklanır. Ancak Orson Welles bu hikâyeyi biyografik film türünde olduğu gibi, yükseliş ve trajik yıkımı içeren bir kronolojiyle sunmak yerine, farklı anlatıcıların sunacağı bakış açılarına odaklanır. Kane hakkında araştırma yapmakla görevlendirilen gazeteci Thompson’la birlikte, onun hayatının sırrını (ölüm döşeğindeki Kane’in son sözü “Rosebud”) öğrenmeye çalışırız. Ancak film yalnızca bu gizem unsurunun çözümüne odaklanmaz. Welles’in kendi filmiyle ilgili yorumunda değindiği gibi, “Kane, bencil ve kişiliksizdi, bir idealistti, bir üçkâğıtçıydı, hem çok büyük hem de ufacık bir adamdı. Bu, kimin görüş bildirdiğine bağlı olarak değişir (…) Film, bu sorunun çözümüyle değil, izleyiciye sunuluş tarzıyla ilgilidir.”

Kurmaca ile Gerçek Arasında

Sinema tarihinin en ilgi çekici ve karmaşık figürlerinden biri olan Orson Welles’in kendi hayat hikâyesi de, tıpkı filmdeki gibi, kurmaca ile gerçek arasında gidip gelen efsanelerle doludur. Pek çok işe girip çıkan Welles, tiyatro, radyo ve sinema alanındaki çalışmalarının yanı sıra sihirbazlık, sunuculuk, hattâ şarkıcılık bile yapmıştır. Sanat hayatına ilk olarak Dublin’de ressamlık yaparak atılan Welles, tiyatro sahnesinin büyüsüne kapılınca oyuncu olmak ister. Ama daha önce hiç sahneye çıkmamış, bu alanda bir eğitim de almamıştır. Kendini New York’tan gelen ünlü bir yıldız olarak tanıtır ve karşısındakileri de inandırmayı başarır. “İşte mesleğe böyle başladım. En yüksek noktadan… Ve o günden beri de düşmek için elimden geleni yapıyorum”, diyerek dalga geçer kendisiyle. Welles’e genç yaşta her türlü imkânla birlikte sinema dünyasının kapılarını açacak olan da gerçekleştirdiği bir başka sahteciliktir. H.G. Wells’in ‘Dünyalar Savaşı’ romanından uyarladığı radyo oyununun anonsunda “dünyanın Marslılar tarafından işgal edildiğini” duyurunca, Amerikalılar panikle sokaklara dökülür. Hollywood’a girişi bu sansasyonel radyo oyunu sayesinde olacaktır. Son filmlerinden Hakikatler ve Düzmeceler (F for Fake, 1973), gerçeklik yanılsaması üzerine kurulu olduğu için bir başka sahtekârlık sanatı sayılabilecek olan sinemanın doğasına dair en çarpıcı filmlerden biridir.

Teknik yeniliklere dayalı görsel üslup, alışılmış kalıpların dışındaki olay örgüsü ve kurmaca ile gerçeklik arasında dâhiyane bir beceriyle kurulan ilişki… Yurttaş Kane’in sırrı, cilt cilt kitapların yanı sıra filmlere de konu olur. Benjamin Ross imzalı RKO 281 (1999) ve David Fincher imzalı Mank (2020), senaryo yazarı Herman Mankiewicz ile yönetmen/oyuncu Welles arasındaki gerilimin yanı sıra filmin ardındaki farklı efsanelere değinir.

Kamuoyunun nesnel olgularla değil, duygular ve kişisel inançlar aracılığıyla yönlendirildiği günümüzün hakikat-sonrası toplumunda, Yurttaş Kane belki eskisinden daha da güncel. Film rahatlıkla Yurttaş Murdoch’ın, Yurttaş Trump’ın ya da diğer ünlü demagogların hayatına dair bir mesel olarak okunabilir. Yeri gelmişken, ABD Başkanı’nın en sevdiği filme dair yorumunu da kaçırmamanızı öneririz: <bit.ly/3i5Ig2s>. Bu “tersinden film okuması” (özellikle de Trump’ın Kane’e “git kendine başka bir kadın bul” şeklindeki öğüdü), ironik biçimde bize filmin değerini bir kez daha hatırlatıyor.

Yazıyı küçük bir anekdotla noktalayalım: 1950’li yıllarda Küba Sinemateki’nde Orson Welles üzerine bir konferans düzenlenir. Konuşmacı, ‘Kapanda Üç Kaplan’ın yazarı Cabrera Infante’dir. Konuşmanın iki bölümden oluştuğu, devamının bir hafta sonra aynı saatte gerçekleştirileceği duyurulur. Sonunda beklenen gün gelir ve salon tıklım tıklım dolar. Infante konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelir. “Orson Welles bir balinadır” diye söze başlar, ardından kürsüden iner. Eylem şaşkınlığa yol açar ve ülkede herkes bu tek cümlelik konferanstan söz eder. Ertesi hafta gelen dinleyiciler artık salona sığmamaktadır. Sonunda sinemateğin perdesi açılır, ancak konferansı verecek olan Cabrera Infante ortalıkta görünmemektedir. Bunun yerine sahneyi boydan boya kaplayan bir pankart vardır. Üzerinde “Orson Welles bir kelebektir” yazılıdır. Bu güzel hikâye ne derece doğrudur bilinmez. Biz eleştirmen Jonathan Rosenbaum’un yalancısıyız. Zira, Kübalı bir arkadaşı anekdotun doğruluğu konusunda yeminler etmiş.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.