Şu An Okunan
Son Gösteri: Teksas Sıkıntısı

Son Gösteri: Teksas Sıkıntısı

The Last Picture Show, Son Gösteri

Peter Bogdanovich, gençlik yıllarında çektiği ve Yeni Hollywood Sineması’nın başyapıtları arasına giren Son Gösteri‘de 68 ruhunu zamanından yaklaşık yirmi yıl öncesinde arıyor. 50’li yıllarda Teksas’ın bir kasabasında sıkışıp kalmış, sessiz isyanlarıyla hayata tutunmaya çalışan karakterlerin hüzünlü bir portresini çiziyor.


Bu yazı, Altyazı’nın Eylül 2015 tarihli 153. sayısında yayımlanmıştır.


Muhafazakâr toplumsal ve kültürel normlara tepkiyle ortaya çıkan ve daha özgür bir dünya tahayyül eden karşıkültürün yükselişe geçtiği 60’lı yıllar, Hollywood sinemasında da bir kırılma yaşanmasına neden oldu. Zaferler kazanan güçlü erkek kahraman hikâyelerinin yanında toplum dışına itilenlerin, sisteme ayak uyduramayanların, hayatla nasıl baş edeceğini bilemeyen –çoğu zaman apolitik– isyankârların hikâyeleri de anlatılmaya başlandı. Yeni Hollywood olarak adlandırılan bu dönemin en dikkat çekici filmlerinden Son Gösteri (The Last Picture Show, 1971), belki de yıllar sonra karşıkültürü yaşatan ve yaşayan öznelere dönüşebilecek gençlerin öyküsünü anlatan bir film. 50’li yıllarda Teksas’ın bir kasabasında sıkışıp kalmış, sessiz isyanlarıyla hayata tutunmaya çalışan karakterlerin hüzünlü bir portresi.

60’lı yılların başında MoMA’da (New York Modern Sanat Müzesi) film küratörü olarak çalışan, gençliğinde yılda dört yüze yakın film izlediğini söyleyen bir sinefilin, Peter Bogdanovich’in imzasını taşıyan yapım, yönetmenin başyapıtı olarak anılıyor. Filmin senarist koltuğunda ise otobiyografik romanını Bogdanovich ile beraber sinemaya uyarlayan Larry McMurtry oturuyor. Gençliğini geçirdiği kasabadaki toplumsal kalıpları yıkmaya çalışan insanların öyküsünü anlatan McMurtry, kovboy filmlerindeki maço heteroseksüel erkek imajını yerle bir eden Brokeback Dağı’nın (Brokeback Mountain, 2005) da Oscarlı senaristlerinden biri.

Güçlü erkek kahramanların hikâyelerini anlatan John Ford ve Howard Hawks gibi yönetmenlere ve Orson Welles gibi Hollywood efsanelerine hayranlığıyla bilinen Peter Bogdanovich, hikâyesinde bu yönetmenlerin filmlerine referans verirken, filmini onların sinemasal diline öykünen fakat öznelliğini de korumayı başaran kendine has bir estetikle inşa ediyor. Welles ile yakın dost olan ve filmi onun tavsiyesiyle siyah beyaz çekmeye karar verdiğini söyleyen yönetmenin, Son Gösteri vizyona girdiğinde Hollywood’un yeni Orson Welles’i olarak lanse edildiğini de not düşelim. Son Gösteri’de yeniden yorumlayarak kullandığı klasik Hollywood estetiğinin yanında, Fransız Yeni Dalgası estetiğinden de beslenen Bogdanovich, tıpkı Yeni Dalga yönetmenleri gibi eleştirmenlikten yönetmenliğe geçmiş. Bir söyleşide, Yeni Dalga yönetmenlerinin eskiden eleştirmen olmalarının ona film çekmek için ilham verdiğini de belirtiyor. Bu bağlamda, Son Gösteri’yi hem klasik Hollywood’dan hem de dönemin Avrupa sinemasından izler taşıyan melez bir film olarak görmek mümkün.

Hayal Kurma Makinesi
Kore Savaşı sırasında, 1950’li yıllarda, Batı Teksas’ın Anarene adlı kasabasında yaşayan umutsuz gençlerin, mutsuz ailelerin ve kendilerini kasabaya hapsolmuş hisseden insanların öyküsü Son Gösteri. Kasabadaki Royal adlı sinema salonunun görüntüsüyle açılan filmin ilk sahnesinde duyduğumuz tek şey şiddetli esen rüzgâr. Her yer çok sessiz, yollar bomboş, binalar sanki terk edilmiş. Başkahramanımız Sonny (Timothy Bottoms), ağır aksak ilerleyen arabasında bozuk vitesle yol almaya çalışırken beliriyor. Kırık dikiz aynasında ise uzakta onu bekleyen akıl hocası Sam’in (Ben Johnson) yansıması var. Bozuk bir araba, kırık bir dikiz aynası, boş sokaklar, güneşli ama soğuk bir gün… Mizansenleri dolduran bütün bu öğeler Anarene’de sıkışıp kalmış olmanın yarattığı ruh hâlini anlatıyor âdeta. Dışarıdan parlak ve güneşli görünen bir dünyanın soluk, kırılgan ve mükemmellikten uzak bir yansıması.

Liseyi bitirmek üzere olan Sonny, en yakın arkadaşı Duane (Jeff Bridges) ile hayatı paylaşıyor. İkisi, birlikte aldıkları kamyoneti dönüşümlü kullanıyorlar; yemeklerini, paralarını paylaşıyorlar. Fakat Sonny, kasabanın en güzel kızı Jacy (Cybill Shepherd) ile beraber olan Duane’i bir yandan da kıskanıyor. Kasabadaki diğer gençler gibi Duane ve Sonny de sevgilileriyle sinema salonunda buluşuyorlar. Cinselliği yeni yeni yaşamaya başlayan gençlerin kasabada yapabilecekleri birkaç aktiviteden biri sinemaya gitmek. Kimi bir köşede sevişmek, kimi perdede arz-ı endam eden Elizabeth Taylor’a bakarak kız arkadaşıyla öpüşmek, kimi ise Sonny ve Duane’in konuştuğunu pek görmediğimiz arkadaşı Billy’nin (Sam Bottoms) sürekli yaptığı gibi perdeye bakıp hayallere dalmak için geliyor sinemaya. Sinema salonu onlar için bir hayal kurma makinesi. Fantezilerin kurulduğu, kimi zaman ise gerçeğe dönüştüğü bir kaçış mekânı.

68’den Yirmi Yıl Önce
1971’den 1950’li yılların Amerika’sına bakan Son Gösteri, aynı dönemde çekilen ve güncel hikâyeler anlatan birçok Yeni Hollywood filminin aksine, 68 ruhunu zamanından yaklaşık yirmi yıl öncesinde arıyor. Yurttaşlık hakları, savaş karşıtlığı, cinsel kimlik gibi meselelerin konuşulmaya başlandığı bir dönemde 68 ruhuyla en çok özdeşleşen kavramlardan biri de cinsel özgürlüktü. Muhafazakâr bir Teksas kasabasında geçen filmin en dikkat çeken özelliklerinden biri ise cinselliği göstermekten imtina etmemesi. Sonny ve Duane’in kız arkadaşlarıyla yaşadığı cinsel yakınlaşma, Billy’nin arkadaşlarının zoruyla ilk cinsel deneyimini yaşaması, gençlerin birbirleriyle sadece bakışarak değil bedenlerini kullanarak da flörtleşmeleri, Jacy’nin striptiz yaparak çıplak bir havuz partisine girmeye çalışması, o dönem için cüretkâr sayılabilecek sahnelerden birkaçı.

Gençler arasındaki cinsel gerilimin yanında, kasabanın yetişkinlerinin de toplumsal normlara karşı gelerek arzularının peşinden gitmeleri, 1950’li yıllarda kapalı kapılar ardında yaşananları da görünür kılıyor. Jacy’nin annesinin (Ellen Burstyn), Sonny ve Duane’in akıl hocası Sam ile geçmişte yaşadığı yasak ilişki, ya da yaşıtlarından hoşlanmadığını fark eden Sonny’nin, spor hocasının karısı Ruth (Cloris Leachman) ile yaşadığı aşk, hikâyedeki en can alıcı noktalar arasında yer alıyor. Bogdanovich, bu sahnelere özel bir estetik vurgu yapmadan, karakterlerin arzusunu gündelik akışın doğal bir parçası olarak resmediyor. Yıllar sonra kapıların ardından çıkıp şehirlerin sokaklarına nüfuz edecek ‘arzu’, sessizliğe bürünmüş kasabanın ensesinde nefes alıp veriyor. Kocalarını aldatan umutsuz ev kadınları, genç kızlarla yatan yetişkin erkekler, arkadaşının âşık olduğu kadını arzulayan ve arzusunu dizginlemeyen genç erkekler… Hepsi, bedenlerini özgürleştirerek kapalı kaldıkları kasabanın ahlaki sınırlarından taşıyorlar.

Bogdanovich karakterler arasında yaşanan fırtınaları oldukça dingin bir üslupla anlatıyor. Welles ve Ford gibi ustaların büyük bir beceriyle kullandıkları yüksek alan derinlikli mizansenler karakterlerin ruh hâlini yansıtan en güçlü araçlardan. Kadrajlarının büyük bir kısmını boşluğa ayıran yönetmen, karakterlerin içinde salındıkları boşluğu uzun planlar kullanarak resmediyor. Kasabada akmayan zaman, kesmelerin klasik bir Hollywood anlatısına nazaran az olduğu, çok daha sabırlı bir üslupla tasvir ediliyor. Karakterlerin zaman ve mekân içinde salındıkları, anlatıyı şekillendiren bu estetik yaklaşım, Bogdanovich’in filmine kattığı Yeni Dalga dokunuşları olarak da görülebilir. Amaçsız kahramanları, zaman atlamalarıyla örülü ağır kurgusu, tek bir karakter üzerine odaklanmayan anlatı yapısıyla klasik Hollywood’un kurallarından uzaklaşan Son Gösteri, Yeni Dalga’nın başına buyruk sinema diline yaklaşıyor.

Bir dönem büyük kahramanlık hikâyelerinin yazıldığı ‘Vahşi Batı’nın “kahraman”sız bir hikâyesi Son Gösteri. Seyirciye, bir hiçliğin ortasında amaçsızca ilerleyen hayatın yavaş yavaş daha da ağırlaştığını hissettiriyor. Tıpkı kasabada yaşanan sonsuz döngü gibi film de başladığı noktaya geri dönüyor, sinema salonunun görüntüsü son bir defa karşımıza çıkıyor. Artık herkes televizyon izlemeyi tercih ettiği için kapanan sinema salonundaki son gösterimde son hayaller kuruluyor, Duane Kore Savaşı’na katılmaya karar verip Sonny ile vedalaşıyor, genç Billy bir kaza sonucu aniden ölüyor. Her şey yavaş yavaş sönüyor, herkes usulca kozasına çekiliyor. Kozasına çekilenlerden kimileri ise yirmi yıl sonra yükselecek özgürlük çağrısına ses vereceği âna kadar hayatı beklemeye alıyor.

 

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.