Şu An Okunan
Uncut Gems: Sadece Kazanmanın Peşinde

Uncut Gems: Sadece Kazanmanın Peşinde

Uncut Gems, Safdie Kardeşler sinemasının tüm unsurlarının uyumlu bir sentezini yapan bir ustalık eseri. Başroldeki Adam Sandler’ın tüm filmi taşıyan enerjik performansı ise filme ruhunu veriyor.

Safdie Kardeşler dünya prömiyerini Cannes’da yapan Soyulmanın Hazzı’ndan (The Pleasure of Being Robbed, 2008) beri Amerikan bağımsız sinemasının heyecan verici figürleri arasında yer alıyor. O günden bugüne kurmaca uzun metrajlar yapmanın yanı sıra belgesel, kısa metraj ve video klip gibi çeşitli alanlarda üretmeye devam ediyorlar. Ürettikleri her işte aynı genç, enerjik ve bol taze fikirli ruhu korurken ilk günlerinden bu yana gelişen sinema tarzları da gelişiyor, genişliyor, giderek bir bütün oluşturuyor. 2020 yılına girerken zirve yıllarını yaşamaya başlamış bir “Safdie sineması”ndan söz etmek artık mümkün. Bugünlerde Netflix tarafından uluslararası gösterime açılan son filmleri Uncut Gems (2019), bu sinemanın ustalıklı bir sentezini oluşturmaya aday, çarpıcı bir iş, özel bir deneyim.

Safdie Kardeşler filmografilerinin ilk adımlarından itibaren sınırlarda yaşayan, özyıkım ile hassaslık arasında gidip gelen karakterlere odaklanan filmler yaptılar. Her biri birer karakter çalışması olarak görülebilecek bu filmler, çoğunlukla sistem dışında, kendi hâlinde ve şartlarında yaşayan karakterlerin bir sarmala benzeyen hayatlarını izleyen yakın bir gözlemci gibi çalıştı. Soyulmanın Hazzı ve bir sonraki filmleri Daddy Longlegs (2009) ânı yaşayan (ya da kurtaran) karakterlerin ani bir kararının bir başkasını doğurduğu, her an uçurumdan aşağı düşecekmiş gibi ilerleyen anlatılarıyla, sahicilikleri ve karakterlerini yaşadıkları dünyada konumlandırma biçimleriyle öne çıkan filmlerdi. Filmde kendisini canlandıran bir eroin bağımlısının yayımlanmamış anılarından yola çıkılarak çekilen ve Safdie Kardeşlere uluslararası ölçekte tanınırlık kazandıran Yalnız Cennet Bilir (Heaven Knows What, 2014) ise, yönetmenlerin sınırlarda yaşayan şehirli karakterlere ilgisini devam ettiren bir filmdi. Ayrıca yargılayıcı olmadan samimi olabilen ve bundan az rastlanır bir otantiklik çıkartan üsluplarının önemli bir basamağıydı.

2017’de Cannes’ın ana yarışmasına seçilen Soygun (Good Time, 2017) ise Safdie Kardeşler sinemasını hem tüm bu özellikleriyle kapsıyor hem de onu farklı bir bağlama taşıyordu. Karakterin içine girdiği ölümcül girdabı bir gece boyunca takip eden, neredeyse bütün ses bandını kapsayan –Oneohtrix Point Never tarafından üretilmiş– gürültülü bir elektronik müziğin taşıdığı, uçurumun kenarında son hızda koşan ve sonuna kadar hiç durmayan bir suç filmiydi Soygun. Başroldeki Robert Pattinson’ın başarılı performansı bir yana, Safdie Kardeşlerin kaostan ve anksiyeteden beslenen, inanılmaz yüksek tempolu bir anlatıyı takip eden rejisi seyirciyle duyusal bir ilişki kuran, neredeyse hipnotik ve tuhaf biçimde aşırı gerçekçi bir sonuç doğurmuştu. Yönetmenlerin filmi “Asit kafası yaşayan bir soygun filmi” olarak tanımlamaları boşuna değil. Sinemanın deneyim gücüne yaslanan ve duyusal bir sinema anlayışı gözeten bir film Soygun.

TAM KÖŞEYİ DÖNECEKKEN
Bu yıl ödül sezonunda adından sıkça bahsedilen ancak Akademi Ödülleri’nde göz ardı edilen Uncut Gems ise, Soygun’daki enerjik ve çarpıcı üslubu tarz olarak sürdüren, Safdie Kardeşler sinemasına ait unsurları kullanırken bunları belki de en uygun içerikle buluşturan filmleri. Soygun’un kardeşini kurtarmaya çalışan Connie’sinin yerinde bu kez sadece kendini kurtarmaya çalışan Howard var. New York’un mücevhercileriyle ünlü 47. Caddesi’nde dükkânı olan, hayatı batmak, çıkmak, kazanmak ve kaybetmek üzerine kurulu bir kumar bağımlısı Howard. Filmin başında, nihai “değer”i temsil eden opal taşının ve kolonoskopi görüntülerinin içinden geçip Howard’ı sokakta telaşla telefonla konuşurken bulduğumuz anda başlayan koşturmaca filmin son ânına kadar sürüyor. Sürekli konuşan, hiç düşünmeden ciddi kararlar alan, büyük oynayan, sürekli ânı kurtaran, uçlarda yaşayan biri Howard. Tek derdinin köşeyi dönmek olduğu aşikâr. Ancak bu dâhil birçok kişisel motivasyon, film ilerledikçe önemsizleşmeye, âdeta plastikleşmeye başlıyor.

Safdie Kardeşler, Uncut Gems’te takip ettikleri anti-kahramanın dünyasını belki de en Amerikan hisle; kazanma arzusuyla kuşatıyor. Sadece Howard’ın değer verdikleri ve bunlar etrafında kurduğu takıntılı kovalamacayı takip ediyoruz. Eşsiz ve hattâ mistik bir kudreti olduğu düşünülen (Howard’ın “opallerde tüm evreni görebilirsin” şeklinde ifade ettiği) bir opal taşının başlattığı olaylar zincirinde Howard’ın sürekli daha büyük bir kazancın peşinde koştuğunu, birçok kez bu kaostan kurtulabilecekken başka bir köşeyi dönme hayaline kapıldığını ve sarmalın bu sonu gelmez kazanma hırsı çevresinde dolandığını görüyoruz. Uçurumdan atlayana kadar gazdan ayağını çekmiyor Howard. Öyle ki, hayli yüksek tempoda, seyircinin anksiyete sınırlarıyla oynayarak ilerleyen filmin sürekli yeni bir zafer peşinde koşan karakterinin kazanma motivasyonunu yaratan şey (tekinsiz alacaklılar, rehinde bırakılan eşyalar, aile sorumlulukları) bir noktada önemsizleşmeye, ikincilleşmeye başlıyor. Kazanmanın kendisi her şeyin önüne geçiyor. Kazanma takıntısını ve bağımlılık hissini seyircide yaratılan sürmenajdan devşiriyor Safdie Kardeşler.

Yönetmenler suni ve kanlı bir değer ekonomisinin parçası olan mücevher piyasasının yanına farklı dünyaların “değerli” ve kazanma odaklı aktörlerini katarak film evrenindeki kazanma takıntısına boyut katıyorlar. Bir başka suni değer ekonomisi ürünü olan bahis dünyası ve onunla beraber işlenen endüstriyel basketbol dünyasının filmde temel öneme sahip olmasının böyle bir etkisi var. Eski basketbol yıldızı Kevin Garnett’in filmde kendini oynaması, filmin final bloğunun gerçek bir basketbol maçına (ve onun üzerine oynanmış bir bahse) emanet edilmesi ve hayatı kısa yoldan “kazanma”nın bir başka yakasını temsil eden anaakım müzik piyasasından –yine kendisini oynayan– müzisyen The Weeknd’in filmde rol alması, Howard’ın dünyasını aynalayan ve çevreleyen unsurlar. Ayrıca Safdie Kardeşlerin alametifarikalarından olan sahicilik hissine de katkı yapıyorlar. Bu noktada Howard karakterinin de yönetmenlerin geçmişte tanıdıkları bir karakterden yola çıkılarak yazıldığını belirtmekte fayda var. Her zaman yaptıkları gibi en iyi bildiklerini, New York’un pis, karanlık ve sert dünyasını anlatıyor aslında Safdie Kardeşler. Ancak bu kez sokaklarda değil, paranın parayı doğurduğu bir ışıltı dünyasındalar.

Uncut Gems’te Safdie Kardeşler Adam Sandler’ın muhtemelen kariyer performansı olacak oyununu filmin de ana taşıyıcısı konumunda kullanıyorlar. Kamera bir an olsun nefes almadan Howard’ı takip ediyor. Filmin takip ettiği ve tüm anlatıyı etrafında kurduğu ana karakterini diğer Safdie filmlerinde hep olduğu gibi o dünyayla ilişkisi üzerinden takip ediyoruz. Öte yandan yönetmenlerin sinemasından aşina olduğumuz bolca yakın plan, zum ve hareketli kamera kullanımı da usta görüntü yönetmeni Darius Khondji’nin ellerinde seviye atlıyor. Daniel Lopatin’in (nam-ı diğer Oneohtrix Point Never) müziklerinden filmin kurgu anlayışına, mizansenlerin boğuculuğundan açılış ve kapanış sekanslarına Uncut Gems’in tüm unsurları filmin yüksek enerjisinin, kaotik ama lineer ilerleyen dünyasının bir taşıyıcısı olarak hatırı sayılır bir uyumla çalışıyorlar.

ÇERÇEVEYE ALINAN KARAKTERLER
Safdie Kardeşlerin sinemasındaki sahicilik hissi büyük ölçüde hareket ettikleri çevreye aşinalıklarından, ona bakma konusundaki hissedilir tecrübelerinden ve bakarken kullandıkları gözlemci üsluptan beslenir. Ancak sinemalarını özel kılan temel şeylerden biri bu sahicilikle filmin anlatısı arasına, başka bir ifadeyle hikâye ile seyirci arasına yönetmenin bakışını açık eden yarı saydam bir biçimsel tezat sokabilmeleridir. Bu, ses bandına yapılan müdahalelerle, bir anda ortaya çıkan sürreal bir rüya sahnesiyle, tüm ses kuşağını domine eden müzikle, aşırı yüksek tempoda seyreden kurguyla ve abartılı şekilde kullanılan el kamerasıyla gerçekleşebilir. İçeriği örten biçim, bir yerde çatlar ve sızıntı yapar. Gözleyen görünür olur. Bu yabancılaştırıcı etkinin Safdie Kardeşlerin anti-kahramanlarına bazen filmin sahicilik hissini de aşan bir çerçeveye alma hissini verdiği kesin. Uncut Gems’te tüm bu sinematik unsurların abartılı kullanımının böyle bir etkisi var. Kameranın karakterin bağırsağından çıkıp başlattığı, vücudun bir başka noktasından girerek bitirdiği bir film bu. Filmin başını ve sonunu imleyen bu mistik görsellik de, filmin görsel ve işitsel dünyasını kuşatan uyuşturucu etkisi de gözetleyenin varlığını ve filmin kurgusallığını açık eder nitelikte.

Safdie Kardeşler sineması, yönetmenlerin kişisel tanıklıklarından olduğu kadar sinema tarihinden de el alan, geniş bir sinema mirasının üzerinde oturan bir üsluba sahip. Yönetmenlerin işlerinde Uncut Gems’in de yapımcılarından birisi olan Martin Scorsese’nin, Robert Altman’ın, John Cassavetes’in etkilerini kolaylıkla gözlemek mümkün. Ancak Safdie Kardeşlerin sinemasındaki büyülü his, tüm bu yönetmenlerin mirasını hatırlatıyor olmasıyla birlikte kendisinden başka hiçbir şeye benzemeyen, müstesna bir sinema lezzeti yaratabilmelerinden kaynaklanıyor. Çağımızın imge ve bilgi enflasyonunda, modern insanın nerede durduğunu, nereye gittiğini bilmeden çılgınca koşturduğu kaotik dünyasının gürültülü bir yansıması gibi onların adım adım kurduğu sahici dünyayı izlemek.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.