Şu An Okunan
BAFICI İzlenimleri: Uzaklardan Yakın Bir Ses

BAFICI İzlenimleri: Uzaklardan Yakın Bir Ses

Buenos Aires Uluslararası Bağımsız Film Festivali (BAFICI), 17-28 Mart tarihleri arasında hem çevrimiçi hem de açık hava gösterimleriyle düzenlendi. Bilhassa Latin Amerika sinemasının güncel durumuna ayna tutan festivali bu yıl özel kılan kaya gibi sert duran belgeselleri oldu.

Festivaller yavaş yavaş yaz mevsimine ertelenirken Arjantin’de zaten yaz mevsimine denk gelen Buenos Aires Uluslararası Bağımsız Film Festivali (BAFICI) hem çevrimiçi hem de açık hava gösterimleriyle birlikte 17-28 Mart tarihleri arasında gerçekleştirildi. Seyircinin salonlardan ayrı kaldığı bugünlerde dünyanın uzak bir ucunda kalabalıkların bir şekilde filmlerle buluşması fikri bile kendi başına çok anlamlı. Daha çok Arjantin ve Latin Amerika’dan filmlerin yer aldığı, bu yıl 22. kez düzenlenen festivalde bu coğrafyanın son yıllara yayılan sinema anlayışını, dünyasını görmek, anlamak mümkün.

Ulusal (Arjantin), Amerika ve Uluslararası olarak üç ayrı yarışmadan oluşan festivalde belgeseller ciddi bir ağırlık taşıyor. Pandemi koşullarında film çekme pratiklerinin sınırlı bir alanda kaldığını düşünürsek ev içinde ya da kısıtlı alanlarda çekilen belgesellerin yoğunlaşması şaşırtıcı değil. Bizde Reha Erdem’in karantinada yönettiği Seni Buldum Ya!’nın seyirciyle buluştuğu günlerde BAFICI’de de Arjantin yapımı karantina filmi (UPA!) Una pandemia argentina gösterildi. Üç bağımsız senarist-yönetmenin (Tamae Garateguy, Santiago Giralt, Camila Toker) karantinada film çekmeye çalışma sürecini anlatan ve festivalin ulusal yarışmasında yer alan film, yönetmenlerin kendi pozisyonları üzerine de kafa yorduğu, özdüşünümsel bir kara komedi. Sadece Zoom görüntüleriyle sınırlı kalmadan gündelik hayat içerisinden anları da yansıtan (UPA!) Una pandemia argentina, sanatçının pandemideki yaratım krizinden yola çıkmış gibi görünse de çok geçmeden evrensel bir dünya hâline, ev içlerine ve yavaş yavaş girilen depresyonlara doğru evriliyor.

BAFICI
(UPA!) Una pandemia argentina

Ulusal yarışmadaki filmler Arjantin manzaralarından beslenirken, bazı meseleleri daha derinden eşeliyor. Buenos Aires Cezaevi’ne içeriden bir bakış olan Rancho, Arjantinli Pedro Speroni’nin ilk uzun metrajı. Uzun zamandır içeride olanlar, dışarı çıkamayanlar, kırılan hayaller, çocukken bir güvercin vurdu diye ağlayıp büyüyünce annesinin sevgilisini öldüren genç adamlar… Herkesin hikâyesini içten biçimde paylaştığı, kameranın da içtenlikle takip ettiği bir alanda dolanan Rancho, yarattığı küçük anlarla tipik bir cezaevi belgeselinden çok daha fazlasını çarpıcı bir biçimde sunuyor.

Belgeselden kurmacaya, gözlemden ifşa etmeye kadar farklı anlatı yapılarıyla seyircisine geniş alanlar açan festivalin uluslararası yarışmasında sınırlı sayıda ülkeden filmler yer alsa da seçki Meksika, İspanya, Güney Kore ve Rusya’dan çıkan örneklerle çeşitleniyor. Punk ruhu, erotik anarşizm ve taze bir sinema diliyle belgesel ile kurmacayı iç içe geçiren Club Internacional Aguerridos festivalin öne çıkanlarından. Meksikalı Leandro Cordova’nın yönettiği film, farklı formlar arasında gezinirken kendine özgü taze, sanatsal ve aynı zamanda erotik bir dili sınırları zorlayarak buluyor.

BAFICI
El Planeta

Uluslararası yarışmadan El Planeta ise İspanya’nın Gijón şehrinde yaşayan bir anne ile kızın ailenin babası öldükten sonra ufak tefek suçlar ve numaralarla hayatta kalma hikâyesine odaklanıyor. Zaman zaman radyodan Martin Scorsese’ye dair haberlerin işitildiği, artık var olmayan bir kedinin sık sık anıldığı bu evde apaçık yaşanan her şey görmezden geliniyor. Amalia Ulman’ın yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı film çok acıklı bir melodrama meyledebilecekken ince dokunuşlarla bir kara komediye dönüşüyor.

Rus sinemasının usta animasyon yönetmeni Andrey Khrzhanovskiy’in son filmi Nos ili zagovor netakikh de yolu Buenos Aires’e düşenlerden. Bir Gogol hikâyesinden ilham alan ve farklı animasyon formlarından bir kolaj oluştururken Rus avangardından da beslenen yapım uluslararası yarışmaya uzaklardan bir ses oluyor.

Buenos Aires’in Çeperleri

Buenos Aires’te şehir merkezi yakınlarında çalışan Mari’nin kendini bulma hikâyesi Mari, festivalin uluslararası yarışma bölümünün umutlu belgesellerinden. Hayatı boyunca çocukları için yaşamış, kocasından şiddet gören Mari evi terk ediyor ve çalıştığı evde kalmaya başlıyor. Filmde Mari’nin hikâyesini kronolojik olarak takip edenler de yanlarında kaldığı evin sahibi ve kızı olan Mariana Turkieh ile Adriana Yurcovich. İlkokulu bitiren, arkadaş edinen ve yeniden gülümsemeye başlayan Mari’nin hikâyesi Buenos Aires çeperlerinde yaşayan kadınlara ilham veriyor.

Yolculuk ve travma temalarına odaklanan Implosion, neredeyse on beş yıl önce okulda yaşadıkları bir silahlı katliamın failinin peşine düşen iki arkadaşın içsel yolculuğu. Geç kalmış bir intikam ve yüzleşme için adres adres dolanan iki arkadaşın nihayete ermeyen yolculuğu on beş yıldır geçmeyen bir ağrıyı yumuşatma işlevi görüyor. Implosion ulusal yarışmanın az sayıda kurmaca filminden biri olsa da yönetmen Javier van de Couter’in gerçekçi dokunuşlarıyla yaşananlara dair doğrudan bir not düşmüş oluyor.

BAFICI
El Baldío

Yine ulusal yarışmadan El Baldío ise Buenos Aires kedilerinin ve onları besleyen kadınların öyküsünü şehrin sesleriyle birlikte anlatıyor. Her gün belli bir rutin olarak kedileri besleyen kadınlar, değişmekte olan şehir ve kentsel dönüşümle birlikte yıkılacak olan binalar İstanbul’u andırıyor. El Baldío‘nun bir bakıma Ceyda Torun’un yönettiği ve İstanbul’da geçen Kedi (2016) belgeselinin Liliana Paolinelli imzalı Buenos Aires versiyonu olduğunu da söyleyebiliriz.

Göze Batan Çapaklar

Jonathan Perel’in yönettiği Responsabilidad empresarial, gözünü Buenos Aires etrafındaki çeşitli fabrikalara dikiyor. Fabrikaların önünde arabasıyla durup arabanın ön camından o fabrikanın işçilerini, patronlarını, endüstriyel işleyişini ve zaman zaman polisle olan işbirliğini de izleyen yönetmen, sadece sabit kamera ve dış sesle politik bir alanı derinlemesine açmış oluyor. Böylelikle kameranın durduğu yerdeki, arabanın içerisindeki bakış seyircinin de bakışına dönüşerek içselleşiyor. Film, polisle yapılan anlaşmalar ve kara listelerle birlikte hakkını arayan işçilerin terörist olarak görüldüğü bir sistemin ne denli yozlaştığını çok basit, çok sade ve çok güçlü bir şekilde ifade ediyor. Şirketlerin adının gizlenmediği, fabrikanın şehrin neresine tekabül ettiğinin de açıkça görüldüğü belgeselde yönetmen firmaları ve artık polise ihbar edilemeyecek kadar çürümüş olan sistemi âdeta seyirciye ihbar ediyor.

BAFICI
Responsabilidad empresarial

Hayatın sert gerçeğine çarpan belgesellerin yanında daha yumuşak, seyirciye sakin alanlar açan filmler de festivalin bir parçası. Luciano Juncos imzalı El Bandido artık yavaş yavaş yaşlanan ve müziği bırakmak isteyen bir popstarın hikâyesine odaklanıyor. Bu popstarın yoksul bir mahallede soyulmasının ardından eski bir dosta rastlamasını ve mahallede bir telefon şirketinin baz istasyonu açmasına engel olmak için ondan yardım isteyenlerle arasında gelişen süreci anlatıyor. El Bandido için şöhretli, zengin ama yalnız bir adamın yoksul bir mahallede hem başını belaya sokma hem de mutluluğu bulma hikâyesi denebilir. Belgesellerin katı gerçekçiliği yanında dayanışmayla gelen bir mahalle hikâyesi olarak festivalin ‘iyi hisset’ filmlerinden.

Normalde bir belgesel film festivali olmamasına rağmen bu yıl BAFICI’yi özel kılan, kaya gibi sert duran belgeselleri oldu. Latin Amerika’nın geçmişinden, tarihinden izler taşıyan ve bugün de güncelliğini koruyan insanlık hâlleri (bize çok tanıdık gelen bir şekilde) sistemin çürümüşlüğü, yolsuzluk, eşitsizlik ve çıkışsızlık gibi temalarla birleşerek zaman zaman umutlu bir bakış, zaman zaman da sert bir karanlıkla seyirciye çarpıp geri döndü.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.