Şu An Okunan
Venedik Günlükleri 2019 #6

Venedik Günlükleri 2019 #6

Venedik Film Festivali’nde sona yaklaşılırken Lou Ye imzalı casusluk hikâyesi Saturday Fiction, Portekizli Tiago Guedes’in epik dramı A Herdade, Avustralya yapımı bir ilk film olan Babyteeth ve Robert Guédiguian’ın yeni filmi Gloria Mundi izleyici karşısına çıktı.

Venedik Film Festivali’nin sonlarına doğru geliyoruz, ancak halen geçen yıl Roma’nın yaptığına benzer şekilde Altın Aslan’ın mutlak favorisi hâline gelen bir film yok. Seçkinin zayıf olduğu anlamına gelmiyor bu, üstünde tam bir fikir birliğine varılamasa da geniş beğeni toplayan çok sayıda film var aslında. Kuşkusuz bunların başında Noah Baumbach’ın ustaca yazılmış dramı Marriage Story bulunuyor. Adını ödül listesinde görebileceğimiz filmlere en son eklenen çalışmalar ise Lou Ye imzalı casusluk hikâyesi Saturday Fiction ve Portekizli yönetmen Tiago Guedes’in epik dramı A Herdade.

Saturday Fiction 1941 yılının Japonya işgali altındaki Şanghay’ında, Aralık ayının ilk haftasında (yani Pearl Harbor’dan hemen önceki günlerde) geçiyor. Çin sinemasının efsanevi yıldızı Gong Li, yıllar sonra Hong Kong’dan ana karaya dönen ünlü aktris Jean Yu rolünde. Jean’in neden geri döndüğü ise filmin keyifli ve şaşırtıcı entrikasının merkezinde; zira Jean’in Fransız veya Çin istihbaratı için casusluk yapması, Japonların esir tuttuğu eski eşini kurtarmaya çalışması ya da rol aldığı tiyatro oyununun yönetmeniyle aşk yaşıyor olması aynı ölçüde muhtemel. Filmin senaryosu, bu olasılıkların hepsini inanılır kılacak detayları hareketli öykü akışına ustalıkla yedirip belirsizlik hissi yaratmakta çok başarılı. Bunda karakterinin her yüzünü aynı derecede ikna edici biçimde canlandıran Gong Li’nin nüanslı ve çok boyutlu performansı da büyük pay sahibi muhakkak.

Hareketli kamerası ve müthiş siyah-beyaz görüntüleri sayesinde dönemin tekinsiz atmosferini mükemmelen yeniden kuran Saturday Fiction, silahlı çatışmalarla ilerleyen ikinci yarısında giderek hareket kazanıyor. Lou Ye aksiyon türünün kalıplarıyla flört ediyor, akla John Woo’nun ilk Hong Kong dönemini getiren sahneler çekiyor. İstihbaratın kayıt almaya çalıştığı kilit bir sahnede ses tasarımı konusundaki yaratıcılığını sergiliyor, hattâ film içindeki tiyatro oyunu sayesinde öyküye meta bir boyut ekliyor. Her şeyden önce Gong Li’nin varlığıyla değerlenen ve bahsettiğim oyuncaklı yapısıyla büyük seyir keyfi veren bir film bu. Filmin bütün parçalarını maharetle bir araya getiren Lou’nun ıskaladığı yegâne nokta ise, Japonları çok boyutlu karakterler olarak tasvir etmek. Maalesef Saturday Fiction’daki Japon casusları abartılı “kötü adamlar” olarak kalıyorlar yalnızca.

Süresi üç saate yaklaşan A Herdade, iki çok farklı filmin birbirine eklenmesinden oluşuyor âdeta. Dolayısıyla film hakkında genel bir fikir belirtmek oldukça zor. Bir yanda ustaca yazılmış ve çekilmiş politik bir epik, diğer yanda ise banal bir aile melodramı bulunuyor. Portekiz’in en büyük toprak sahiplerinden Fernandes ailesi, önce faşist hükümete “desteğini” açıklamaya zorlanıp türlü politik baskıya maruz kalıyor, ardından devrim yaşanıp komünistler yönetimi ele geçirince yeniden savunmadıkları bir ideolojiye uyum sağlamak durumunda bırakılıyor. Yani ideolojiler değişse bile sıradan vatandaşın, çiftçinin, toprak sahibinin baş ettiği sorunlar sabit kalıyor. Western ikonografisinden beslenen bu iddialı film, yakın dönem Portekiz tarihine ışık tutuyor bir bakıma. Ama hikâyenin 1991 yılına atladığı son bir saatte ilk bölümün tüm politik söylemi arka plana itiliyor ve Guedes pembe dizi kıvamında bir aile sırrı öyküsüne odaklanıyor. Kimin gerçek babasının kim olduğu hakkındaki bu sözde sırrı izleyici zaten biliyor, dolayısıyla filmin gereğinden uzun son bölümünü yalnızca karakterlerin bariz bir gerçeği teker teker öğrenmelerini bekleyerek geçiriyoruz. Bu nedenle A Herdade’nin inkâr edilemeyecek meziyetlerinin çoğu da klişelerle dolu bir öykünün ardında kaybolup gidiyor.

Son günlerde jürinin karşısına çıkan Altın Aslan adayları arasında Avustralya yapımı bir ilk film olan Babyteeth ve Robert Guédiguian’ın yeni filmi Gloria Mundi de yer alıyor. Festival öncesinde Babyteeth’le ilgili en çok konuşulan nokta, yönetmen Shannon Murphy’nin bu yıl Altın Aslan’a aday gösterilen yalnızca iki kadından biri olmasıydı. Genç bir kanser hastasının ilk aşkının öyküsünü anlatan film, maalesef Murphy’nin ismini bir kenara not etmemize sebep olacak güçte ya da orijinallikte bir çalışma değil. Yönetmen filmin ilk yarısında bariz biçimde göz yaşartıcı öyküsünü fazla duygusallaşmadan, mizahi biçimde anlatabilmek için çok çaba sarf ediyor ama ikinci yarıda yelkenleri suya indirip izleyicinin duygularını manipüle etmeye başlıyor. Dolayısıyla tutarsızlıklarla dolu, bir yandan erken dönem Jane Campion filmlerinin tonuna öykünürken diğer yandan daha önce yüzlercesini gördüğümüz kanser dramlarının klişelerini de yineleyen bir film var karşımızda. Filmin özellikle son yirmi dakikasında gözyaşları sel oluyor ama Murphy bu noktaya gelene kadar renkli, genç ruhlu ve komik bir öykü anlatabilmek için o kadar abartılı biçimde çabalıyor ki izleyici filmin yapay tatlılığından bıkıp başkarakter Milla’nın sağlık durumuyla ya da aşk hayatıyla ilgilenmeyi çok önceden bırakıyor. Yine de filmin ciddi bir ödül şansı var çünkü Venedik’te genç ya da çıkış yapan bir oyuncuya verilmesi gereken ve Marcello Mastorianni’nin adını taşıyan bir ödül var. Yarışmadaki neredeyse diğer hiçbir filmin başrolünü bu tanıma uyan bir isim üstlenmiyor, bu açıdan bakınca ödülün Milla’yı canlandıran Eliza Scanlen’a verilmesi sürpriz olmaz.

İlk gösteriminin hemen ardından Fransız usulü bir Ken Loach filmi olarak tanımlanan Gloria Mundi ise bu karşılaştırmayı haklı çıkaracak şekilde geçici işlerde çalışıp hayatlarını sürdürmeye çalışan bir ailenin fertlerini takip ediyor. Otobüs şoförü baba ile temizlik işçisi anne, tezgâhtarlık yapan kızlarının bebeği olunca sevince boğuluyorlar ama bu durum, yirmi yıl sonra hapisten çıkan öz büyükbabanın hayatlarına yeniden dâhil olması anlamına da geliyor. Guediguian, bu öyküyü defalarca birlikte çalıştığı oyunculardan kurulu sağlam bir kadronun desteğiyle, gösterişsiz ama etkileyici biçimde anlatıyor. Fakat bu film de A Herdade gibi son bölümünde banal bir melodrama dönüşmekten, hiç ikna edici olmayan gelişmeler sebebiyle odak noktasını yitirip daha manipülatif bir tona bürünmekten kurtulamıyor.

Venedik Film Festivali’nde ödüller cumartesi akşamı yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

Venedik Günlükleri #1

Venedik Günlükleri #2

Venedik Günlükleri #3

Venedik Günlükleri #4

Venedik Günlükleri #5

Venedik Günlükleri #7

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.