Şu An Okunan
İfşa Günü: Spielberg Bizi Neye Hazırlıyor?
Advertisement

İfşa Günü: Spielberg Bizi Neye Hazırlıyor?

Steven Spielberg imzalı İfşa Günü’nün ABD hükümetinin dünya dışı varlıklara dair son açıklamalarıyla aynı dönemde vizyona girmesi çeşitli spekülasyonları da beraberinde getirdi. Film, seyirciyi uzaylılarla insanlığın olası bir yüzleşmesine “hazırlayan” spekülatif bir kurmaca.

Tanju Baran

Dünyanın içi karıştıkça sinema, gözünü dünyanın dışına çevirir. Bir dünya savaşını takip etmesi nedeniyle şiddeti katmerlenen Soğuk Savaş, uzaylı anlatılarının bir akıma dönüştüğü ilk dönemdir. Uçan dairelerin/UFO’ların kol gezdiği, B filmi estetiğinin öne çıktığı, toplumsal mesajlarla yüklü 1950’lerin uzaylı anlatıları Soğuk Savaş, Kızıl Tehlike ve Nükleer Kıyamet gibi ABD toplumunun aktüel ve kolektif korkularını dünya dışı yaşam üzerinden anlatır: Dünyanın Durduğu Gün’deki (The Day the Earth Stood Still, 1951) “iyi uzaylılar”, eğer insanlık nükleer silahlanma yarışına bir son vermezse dünyanın sonunun geleceğini belirtir. Dünyalar Savaşı’nda (The War of the Worlds, 1953) yerküreyi işgale kalkan gelişmiş Marslılar, Sovyet nükleer saldırısını bekleyen ABD’nin endişelerinin tezahürüdür. Merih’ten Saldıranlar (Invasion of the Body Snatchers, 1956), küçük bir Amerikan kasabasına sızan uzaylı sporlar üzerinden Sovyet/Komünist sızma korkusunu deşer. Yine bir savaş ve kriz dönemi olan 1970’lerden itibaren uzaylı hikâyelerinde yeniden artış görünür. Vietnam Savaşı ve Watergate Skandalı’nın yaşandığı, hükümetlere güvenin tamamen kaybolduğu bu dönemde uzaylı anlatılarında ABD’deki toplumsal paranoyanın yansıması görülür. Uzaylı hikâyeleri, artan UFO gözlemleriyle siyasi paranoya arasında bir bağlantı kurar. Star Wars’daki komplo dolu imparatorluk, Yaratık’taki (Alien, 1977) Weyland-Yutani şirketi, Şey’deki (The Thing,1982) araştırma üssü, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar (Close Encounters of the Third Kind, 1977) ve E.T.’deki (1982) gizemli hükümet adamları, Yıldız Adam’daki (Starman, 1984) FBI ekibi toplumda yönetim erkine ve hükümetlere karşı duyulan güvensizliğin çıktısıdır. Devlet erki, tüm uzaylı filmlerinde kötü tarafta yer alır. 11 Eylül döneminde, uzaylı anlatıları bu defa terör kavramıyla soslanır: Dünyalar Savaşı’nın (War of the Worlds, 2005) yeniden çevriminde ya da Cloverfield’da (2008) uzaylılar ABD şehirlerine adeta terör saldırısı düzenler. Tek kutuplu dünyanın bizi içine sürüklediği krizler sonucunda yükselen milliyetçilik ve göç dalgası uzaylı filmlerinin yeni bir tema etrafında toplanmasına yol açar: İletişimsizlik. Yasak Bölge 9 (District 9, 2009) ve Geliş (Arrival, 2016) gibi filmlerde uzaylı istilasından ziyade anlama ve iletişim kurma çabası öne çıkar. Nükleer silahlanma yarışından toplumsal paranoyaya, terörizmden iletişimsizliğe evrilen uzaylı anlatıları, dünya yine büyük bir kriz döneminde ve muhtemel küresel savaşın eşiğindeyken, türün en büyük yönetmenlerinden birinin, Steven Spielberg’ün eliyle geri döndü. 

İfşa Günü

1946’da doğan ve 1971’de ilk uzun metrajlı sinema filmini çeken Steven Spielberg, bütün “uzaylı anlatısı” dönemlerinin göbeğinde yer alan, türden etkilenen ve türü etkileyen bir isim. “İlk sinemasal büyü anım… İzlediğim ilk bilimkurgu parçası, babamın beni götürdüğü Ay’a Seyahat (Destination Moon, 1950) adlı filmdi. Bir roket gemisinin kalkışını ve aya inişini ilk kez o zaman görmüştüm. Çocukken yaşadığım en ufuk açıcı deneyimlerden biriydi” diyen Spielberg, bilimkurguya olan düşkünlüğünün köklerini ararken bu filmi anımsıyor. Beş altı yaşlarındayken bir gece yarısı uyandırılıp arabayla kilometrelerce yol gittikten sonra babasıyla beraber Perseid meteor yağmurunu izledikleri ânı, gökyüzüne düşkünlüğünün başlangıç noktası olarak mimliyor. 1950’lerin UFO çılgınlığında büyüyen Spielberg, sinemaya adım attığında, doğal olarak, türün vazgeçilmez yönetmenlerinden birine dönüştü. Onu anmadan uzaylı türünü anlamak ve anlatmak mümkün değil çünkü Spielberg uzaylı anlatılarının her kırılma döneminde yer alıyor: Çocukluğunda Nükleer Korku ve UFO çılgınlığını yaşadı; Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T. ile paranoya, Dünyalar Savaşı’nda terör, şimdi de İfşa Günü’nde (Disclosure Day) iletişimsizlik temalarına katkıda bulundu.

Spielberg her zaman uzaydan ziyade uzaylılarla ilgiliydi. Filmlerinde dünya dışına hiç çıkmadı. Uzay onun için hâlâ uzak ve bizi pek ilgilendirmeyen bir yer. Kendisi sadece ve sadece dünyada bulunan dünya dışı varlıklarla ilgilendi. Spielberg’ün insan dışı zeki varlıklara olan ilgisi dünya dışından gelenlerle de sınırlı kalmadı. Yapay Zekâ (A.I.: Artificial Intelligence, 2001) ve Azınlık Raporu’yla (Minority Report, 2002) yapay zekâyı ve robotları, Jurassic Park serisiyle dinozorları, Jaws’la (1975) köpekbalıklarını anlatan Spielberg, sinema aracılığıyla insanlığı kendi dışındaki zeki varlıklara herkesten ve her şeyden daha çok hazırladı. Bugün ansızın bir uzaylıyla, bir dinozorla ya da açık denizde bir köpekbalığıyla karşılaşırsak muhtemelen Spielberg filmlerinden öğrendiklerimizle hareket ederiz. Peki İfşa Günü’yle geri dönen, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T. ile başlattığı teması devam ettiren Spielberg bu kez bizi neye hazırlıyor? Bu soruya cevap ararken ilginç bir noktaya varmak mümkün; hattâ bu sorunun cevabı filmin iyi ya da kötü oluşundan daha önemli. İfşa Günü, bölen bir film. Seveni kadar nefret edeni var. Sevenin de nefret edenin de kendisini haklı çıkaracak birçok argümanı var. Filmin niteliğini tartışmak yerine, Spielberg’ün neden hükümet karşıtı tavrından uzaklaşıp, hükümetle eşzamanlı bir hatta ilerliyor gibi göründüğünü sorgulamak daha faydalı olabilir.

İfşa Günü

Spielberg’ün insan dışı zeki varlıkları anlatan bütün filmlerinde basit bir çatışma vardır: Hükümet/şirket ile halk/kamuoyu arasında uzaylılar üzerinden bir bilgi mücadelesi gerçekleşir. Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’da üniformalı devlet görevlileri, uzaylılarla karşılaşma ânında civardaki bütün halkı tahliye eder. François Truffaut suretinde görünen bilim insanı önderliğindeki araştırma grubu kötücül amaçlara sahip değildir belki. Yine de esas görevleri, uzaylılarla sağlanacak üçüncü türden teması kamuoyundan gizlemektir. Buna rağmen sıradan insanlardan bazıları, sis perdesinin ötesine geçerek uzaylılarla temas kurmayı başarır. E.T.’de filmin sonuna kadar yüzleri görünmeyen devlet ajanları, uzaylıları yakalama ve yine uzaylı temasını halktan gizleme peşindedir. Bu kez görevleri kötüdür, uzaylıyı bir deney malzemesine dönüştürmek isterler. Amerikan banliyösünde yaşayan bir avuç çocuk, koskoca ajanları aşarak dünyada mahsur kalan sevimli uzaylının evine dönmesini sağlar. Jaws’ta Amity Adası’nın belediye başkanı, adanın tüm gelirinin yaz sezonuna bağlı olduğunu söyleyerek köpekbalığı saldırısını kamuoyundan gizler. Halkın seçtiği Şerif Brody ise durumu kamuoyuyla paylaşma taraftarıdır. Jurassic Park’taki InGen şirketi, yatırımcıları ürkütmemek ve parkın işleyebilmesini sağlamak için felaketin üstünü örter. Spielberg filmlerinde hükümetler/şirketler ile sıradan insanlardan oluşan kahramanların amaçları ve yaklaşımları tamamen farklıdır. “Yukarıda neler olup bittiğini anlamak amacıyla gökyüzüne bakmakla ilgilendiğim kadar, Hükümet’in ve Hava Kuvvetleri’nin bize anlatmak istemediği şeyle de ilgileniyorum” diye açıklıyor Spielberg, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T.’deki tutumunu. İfşa Günü’nde aynı ana çatışma ve izlek karşımıza çıkıyor: Bir tarafta dünya dışı yaşamla ilgili bilgileri kamuoyundan gizlemeye çalışan devlet ajanları, diğer tarafta dünya dışı varlıklarla temas kuran ve uzaylı varlığına dair kanıtları dünyaya ifşa etmeye çalışan insanlar. Dünya dışı yaşama dair yetmiş iki yıldır tutulan gizli kayıtların kamuoyuna açıklanması, Spielberg’ün bütün uzaylı filmlerini vardığı nihai bir noktaya benziyor fakat küçük bir farkla: Spielberg ve senaristi David Koepp bu bağı her ne kadar reddetseler de, filmin ifşa vurgusu, ABD hükümetinin son dönemdeki “uzaylıların varlığını ve gizli bilgileri kamuoyuna açıklamak” söylemleriyle ilginç bir paralellik taşıyor.

“Gösterilen muazzam ilgiye dayanarak, Savaş Bakanı’na ve diğer ilgili Bakanlık ve Kurumlara, uzaylılar, dünya dışı yaşam, tanımlanamayan hava olayları (UAP) ve tanımlanamayan uçan cisimler (UFO) ile ilgili hükümet dosyalarını ve bu son derece karmaşık, ancak son derece ilginç ve önemli konularla bağlantılı diğer tüm bilgileri belirleme ve yayınlama sürecini başlatmaları talimatını vereceğim.” Bu ifadeler, Donald Trump’a ait. Trump’ın 2026 başındaki açıklamaları doğrultusunda ABD hükümeti, uzun yıllardır biriktirdiği dosyaları Savaş Bakanlığı’nın sitesinden yayınlamaya başladı. Trump’ın “emsalsiz ve tarihî bir girişim” olarak nitelediği ifşa hareketinin zamanlaması ise Spielberg’ün İfşa Günü filmine göre ayarlanmış gibi âdeta. Film vizyona girmeden kısa süre önce, filmin vizyon günü dosyaların ilk birkaç dalgası kamuoyuyla paylaşıldı. “Pentagon’un, hükümetin ya da herhangi bir derin devletle çalışan şirketlerin ajanı değilim. Ben sadece yıllardır bu hikâyeyi anlatmak isteyen bir sinemacıyım. İfşa Günü’nü duyurmak üzereyken, bazı şeylerin (hükümet tarafından) ifşa edilmeye başlanacağından haberim yoktu” diyen Spielberg, Trump yönetiminin ifşa dalgasının bir parçası olmadığını ısrarla belirtiyor. Söz konusu uzaylılar olunca komplo teorilerinden bahsetmekte beis bir yan yok. Bu komplo teorilerine göre ya gerçekten Spielberg, ABD hükümetinin ifşa dalgasıyla paralel hareket etmek için tekrar uzaylı anlatılarına döndü ya da ABD hükümeti, ifşa dalgasını başlatmak için en uygun kişiyi, uzaylı denince akla ilk gelen yönetmen Spielberg’ün yeni filmini bekledi. Spielberg, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filminin UFO’lara yaptığı şeyin, Kanunun Kuvveti’nin (The French Connection, 1971) suça ve uyuşturucuya bulaşmış New York şehrine yaptığı şeyle aynı olduğunu ifade ediyordu. Yani bilinen bir gerçeği sinema aracılığıyla ifşa etmek. Peki, Trump yönetiminin yeni MAGA sloganıyla (Make Aliens Great Again) aynı döneme denk gelen İfşa Günü, anlatısını bu komplo teorileri bağlamında kurarak bizi “olası bir yüzleşmeye hazırladığını mı” hayal ediyor; yoksa bu, sadece spekülatif bir kurmaca mı?

İfşa Günü

ABD hükümetinin ifşa hareketiyle beraber, bazı yol haritaları da –gayri resmî olarak – paylaşılmaya başladı. 2030’a kadar uzaylı varlığının kabulünden 2050’ye kadar toplumun yeni gerçeğe adapte olmasına kadar teferruatlı tarihler içeren haritalarda; uzaylıların var ve aramızda oldukları spekülasyondan bir gerçeğe dönüştüğü takdirde yaşanacak sosyal, siyasal, bilimsel, ekonomik ve belki de en önemlisi, dinsel şoklarla nasıl baş edileceğine dair çalışmaların başlatılacağı da vurgulanıyor. Komplo teorisine devam edersek, İfşa Günü bu başlıklardan hangisine cevap veriyor? Cevap basit: Din, inanç. İfşa Günü’nde sosyal, siyasal ya da bilimsel şoklar, filmden sonrasına ötelenmiş durumdayken, din bir istisnayı teşkil ediyor. İnancını yitirdiği için Kilise’den ayrılan eski rahibe adayı Jane (Eve Blankenship) karakteri üzerinden uzaylı varlığının yaratabileceği dinî karmaşa masaya yatırılıyor. Yine bir başka rahibe karakter aracılığıyla İncil’in/Tanrı’nın insanı sadece dünyada üstün ve eşsiz kıldığını, dünya dışı yaşamın Hıristiyanlıkla/dinle çelişmediği ifade ediliyor. Çocukken “uzaylıların kelâmını” öğrenen Margaret (Emily Blunt) karakteri bunu reddetse de, “mucizeler yaratan” bir peygambere dönüşüyor. Eğer İfşa Günü bir “hazırlık” filmiyse, yanıt verdiği ve ilgilendiği tek alan din. Kurulan denklem ise Spielberg’ün Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T.’de kurduğu diyalog ve empati fikrinden farklı değil. “Dinler arası diyalog”, türler arası diyaloğa çevriliyor ve birbirimizi dinlememiz salık veriliyor. 

Spielberg bir “inanan”, uzaylı inananı. “Eğer inanıyorsanız, bu bilimsel gerçektir; inanmıyorsanız, bilimkurgudur” diye özetliyor, kendi uzaylı filmlerindeki gösterdiklerini. Spielberg’e göre uzaylılar kesinlikle buradaydı ve hâlâ buradalar. İfşa Günü de yetmiş yıllık adaptasyonun yeni bir aşamaya geçtiğinin “ifşası”: “Uzaylıların aramızda olduğu gerçeğini hükümet artık bizden gizlemiyor ve biz buna hazırlanmalıyız”. Hazırlığı da bireysel ve toplumsal çıktıları eşit önemde olan dinden başlatıyor. İfşa Günü, benim kişisel hazırlığıma, “hem Tanrı’ya hem uzaylılara inanmak mümkün mü” sorusunu aklıma düşürerek katkıda bulundu. Evet Spielberg yaşlanmış, İfşa Günü’nün aksiyon sahneleri korkunç derece kötü, filmde birçok kopukluk var. Ama İfşa Günü yine de bildiğimiz Spielberg filmi; akıldan ziyade kalbe sesleniyor, çocukluk kâbuslarını birer rüyaya çeviriyor, insan ruhuna dokunuyor. Spielberg, ileride uzaylıların varlığı ve aramızda oldukları bilimsel bir gerçeğe dönüşürse, bizi hakikate her şeyden ve herkesten daha iyi hazırlayan bir “elçi” olarak anılacak.


İfşa Günü‘nün sinemalardaki gösterimi devam ediyor.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.