Şu An Okunan
Aşk Zamanı’ndan 2046’ya: Sonuna Kadar Esmemiş Bir Rüzgâr

Aşk Zamanı’ndan 2046’ya: Sonuna Kadar Esmemiş Bir Rüzgâr

Birbiriyle konuşan Aşk Zamanı ve 2046 gibi, öncülleri Days of Being Wild da kendini tutuşturmanın tarihini anlatır. Wong Kar Wai, perdedeki boşluğu dolduran havanın içinde aşkı görünür kılmaya çalışır.


Bu yazı, Altyazı’nın Ekim 2013 tarihli 132. sayısında yayımlanmıştır.


Aşk Zamanı (Fa yeung nin wah, 2000) ve 2046’nın (2004) birbiriyle olan bağları herkesin malumudur ama onların çokça gözden kaçırılan bir de yabanıl öncülü vardır aslında. Aşk Zamanı’nın, bakışlarını yere indiren, ellerini dizlerinin üzerinde kavuşturan, ceket cebinde mendil taşıyan efendi âşıklarından daha önceki bir dönemdir bu. Oradaki âşıkların toyluk dönemi, delikanlılığı sanki. Aşkın askıda kalmasını kabullenmenin, efkârlıca beklemenin zamanı değildir henüz. Wong Kar Wai’nin Aşk Zamanı’ndan on sene önce çektiği Days of Being Wild’dan (Ah fei zing zyun, 1990) bahsediyorum. Birbirine teğet geçmelerin, kapanmayan aşk ihtimallerinin yine havada gezindiği ama ağaç kovuğuna fısıldanan bilgeliğin daha vaktinin gelmediği bir filmdir Days of Being Wild. Aşk Zamanı’nda birbirine dokunamayan âşıkların arzusu, müzikle, bakışmalarla, birbirine değen kollarla kadrajda birikirken, Days of Being Wild’da ise, tüketircesine ve ivedilikle dokunmanın perdeden fışkıran tensel bir enerjisi vardır. İlkinde bir bıçkınlık, ikincisinde ise metanet. Yine de her ikisinde de başka bedenlere teğet geçilir, aşk bir ihtimal olarak havada asılı kalır. Yarım kalmış öykülerle doludur her yer.

Days of Being Wild’da unutulmaz bir sahne vardır. Bıçkın, tutkulu ama hevesi çabucak kaçan âşık, Wong Kar Wai’nin filmlerinde bolca gördüğümüz tezgâhtar kızlardan birine tutulur. Bıçkın âşık gelir, tezgâhtara doğru sokulur. Ondan, kafasını kaldırıp kolundaki saate doğru bakmasını ister. Tezgâhtar önce reddetse de bıçkın ısrar eder, “yalnızca bir dakika boyunca bak” der. Sonra zaman dolar. Bıçkın, tezgâhtara dönüp edebî ama her nasılsa yapmacıklı olmamayı başaran bir tonda konuşur: “Bugün 16 Nisan 1960. Saat üçe bir kala burada benimle birlikteydin, bir dakika boyunca… Bundan sonra bir dakikalık bir geçmişe sahibiz. Bu, inkâr edemeyeceğin bir gerçek. O bir dakika artık geçmişe ait, ikimizin geçmişine.”

Bu basit jest, Wong Kar Wai’nin bu üç film boyunca âşık olma, zaman, geçmiş ve hafıza üzerine kurduğu sayısız öykünün sırrını basitçe ele verir aslında. Bıçkın, o bir dakikayı ikisinin geçmişinin bir parçası yapar. İki beden arasındaki boşluğu, birbirine yabancı iki insan arasındaki havayı doldurmaya çalışır. Aşk Zamanı’nda Bay Chow (Tony Leung) ve Su Li-zhen (Maggie Cheung) adeta zamanı ağırlaştırarak birbirlerinin yanından geçip giderlerken, doğaçlama kameranın serbestliğinde hissettiğimiz şeyin sırrı da buradadır sanki. İkisinin bedeni, tek bir utangaç kucaklaşma, teselli için omuza uzanan bir el ve sarhoşken takside yanındakine doğru düşen bir kafa dışında neredeyse hiç temas etmez. Bu dokunamama, aralarındaki mesafeyi doldurur. Apartmanın girişinde rastlaşıp da farklı yönlere doğru giderlerken, ikisi birbirinin rüzgârıyla tedirgin olacaktır artık. Çünkü aralarındaki hava dolmuştur. Birtakım partiküllerle, sigaranın dumanıyla ya da yağmurla kesik kesik olan lambanın ışığıyla, artık fark etmez.

YAN YOLLARDA AŞK ÖYKÜCÜKLERİ
‘Aramızdaki Hava’ adlı öyküsünün girişinde şöyle yazar Fatih Özgüven: “Her şey aramızdaki havada asılı kalmıştı. Aramızdaki havada; ‘Nedir hava? Ve aramızda ne yapıyor?’ Kenarları kurşunkalemle çizilmiş ama içleri doldurulmamış –ya da gelişigüzel, geçici olarak doldurulmuş– şekiller, bir sonraki adımı atmak üzere kalkmış, havada kalakalmış bir bacak, sonuna kadar esmemiş bir rüzgâr, bundan sonra hep bir yaya geçidinin karşı tarafında durup bakacak olmak…”1 Aşk Zamanı’nı yeniden izlediğimde bu öykü düşmüştü aklıma. Özellikle de bu satırlar. Filmden alınan hazzın, izlerken kısacık bir süre için sezilen duyguların karşılığının bambaşka bir bağlamda hiç beklemediğiniz bir anda yazıya döküldüğünü hissedersiniz ya, öyle bir şey. Wong Kar Wai’nin 1960’ların Hong Kong’unda kalabalıkça yaşanan tıklım tıkış dairelerin koridorlarına hapsettiği bu iki beden arasındaki şeyi tarif etmek için sözü başkasına bırakmak gerekebilir bazen. Ya da art arda dizilen bir iki kelimenin sadeliğine ihtiyaç olabilir: “Aramızdaki Hava” Dile kolayca biat etmeyen şeyleri görselleştirmekte gerçek bir usta olan görüntü yönetmeni Christopher Doyle’un –Wong Kar Wai’nin verdiği özgürlükle– serbestçe salınan kamerası, dar kadrajlarda sürekli sıkışan iki beden arasındaki havayı tasvir eder, iki kişi arasındaki boşluğu bir tür görsellikle doldurmayı başarır.2

Days of Being Wild’dan tutun da Aşk Zamanı ve 2046’nın tüm o küçüklü büyüklü aşk öykücüklerini kestirmeden tarif eden bir şey yok mu bu satırlarda: “havada kalakalmış bir bacak, sonuna kadar esmemiş bir rüzgâr”. Etrafımızı kuşatan ve içi çoktan boşalmış milyonlarca “aşk” sözcüğünün ve bu sözcüklerle bezeli nice aşk öyküsünün arasında Wong Kar Wai’yi özel kılanı da buralarda aramak gerek. Wong Kar Wai’nin aşka dair felsefi bir bilgiçlik yapmaya kalkışmayışı, onu, görüntünün ve sesin marifetiyle resmetmeye, perdedeki boşluğu dolduran havanın içinde görünür kılmaya çalışması onun asıl meziyeti. Aşk Zamanı’nın karakterleri gibi metanetle yapılan bir tasvir.

Wong Kar Wai, bunu gerçekleştirirken yalnızca iki bedenin arasındaki havaya değil, hikâyeye girip çıkan neredeyse her bedenin arasında olup bitenlere de önem veriyor. Belki tek başına başka bir filmin konusu olabilecek bir yan karakteri filmin en orta yerine yerleştiriyor bir süreliğine; onun öyküsünü, onun açılan ve kapanmayan aşk ihtimalini de bir anda tüm yoğunluğuyla seriveriyor önünüze.  İşin garibi, tüm bunları yaparken, sizi o daracık apartmanda iki beden arasında zuhur eden kesif havanın içine hapsederken, küçücük dokunuşlarla, o bedenler arası havayı çevreleyen iklimi de sokuşturuveriyor araya. Bir anda Hong Kong’un içinde bulunduğu ekonomik karmaşaya, Kamboçya’da başa geçen diktatöre, Singapur’a, Filipinler’e bağlanabiliyorsunuz. Yan yollarda karşımıza çıkan aşk öykücüklerinde olduğu gibi kısacık ama yoğunlukla.

BELLEK RAY HATLARI
Fatih Özgüven’in aynı metninde yer alan başka satırları da tutup 2046’yla bağdaştırmak çok mu olur? Wong Kar Wai usûlü bir tesadüf deyip geçebiliriz belki. Şöyle yazıyor ‘Aramızdaki Hava’da Özgüven: “Artık görülmeyen biri hakkında ne denebilir? Artık ancak renkten, lekeden, belli ışıklar altında birkaç hareketten ibaret biri hakkında; ellerini inatla küçük paltosunun ceplerine sokmasından, burun deliklerinin etrafındaki endişe verici kızarıklıktan, karar verince çenesini ileri uzatıp hızla yol almasından…”3

Bir bilimkurgu havasına bürünüp tüm zamanlara ve tüm mekânlara erişebileceğiniz, uzamlar arası bir hızlı  tren hattından bahsederek açılan 2046, Wong Kar Wai’nin geçmiş zamanın izinde oyunudur. 2046, Tony Leung ve Maggie Cheung’ün Aşk Zamanı’nda yan yana durduğu odanın numarasıdır. Binlerce ihtimalle kapısı açık kalmış bir oda. 2046’da Tony Leung, sırrını bir kovuğa teslim etmiş adam olarak çıkar karşımıza. Geçmişin gölgeleriyle baş etmek için ‘2046’ adında bir hikâye kaleme alır. Bu hikâyenin başkahramanı bir odadır. O odaya ulaşan kişi geçmişine yeniden kavuşur, anılarına dokunabilir.

2046’da Wong Kar Wai sorar; böyle bir odadan kim çıkmak ister ki? Nitekim film boyunca kaleme alınan hikâyede de oraya giden kimsenin geri dönmediğinden bahsedilir. Kim kurtulmak ister ki geçmişinden? Aynı zamanda şunu da sorar film; o odaya girdiğimizde geçmiş bize ne şekilde gösterir kendini? Ne renktir? Bulanık mıdır? Bunları anlatırken de, yine bir dolu yan öykücük aracılığıyla, yoğun bir tamamlanmamışlık hissi ve açık kalan ihtimallerden doğan bir melankoli duygusu zerk eder film damarlarınıza. Sonunda üç filmin de çıktığı yer benzerdir: “Aralarındaki hava ateş alsa. Ama olmayacak. Kimse böyle bir şey yapmayacak. Sadece kendisi kül tablasının kenarına bırakılmış bir sigara gibi ağır ağır yanacak.”4 Bu üç film de bu ağır ağır yanma halini anlatır durur aslında. Kendini tutuşturmanın tarihini, inceliklerini anlatır. Onun dışında kalan benzerlikler, Wong Kar Wai’ye has mutat hoşluklardan, mutat tuhaflıklardan ibaret.

NOTLAR

1 Fatih Özgüven, “Aramızdaki Hava,” Hep Yazmak İsteyenlerin Hikâyeleri (İstanbul: Metis Yayınları, 2010), 67.

2 “Aralarındaki hava elle tutulacak gibiydi şimdi. Saydam strofor küp, ytonglardan bir kulübe, sigara jelatinlerinden bir saray gibi.” Özgüven, 74.

3 Özgüven, 67.

4 Özgüven, 70.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.