Şu An Okunan
The Irishman 27 Kasım’da Netflix’te

The Irishman 27 Kasım’da Netflix’te

The Irishman öngösterimlerinden bu yana eleştirmenlerin favori Martin Scorsese filmlerinden biri oldu. Pek çok ülkede sinema salonlarında gösterime giren üç buçuk saatlik bu gangster filmi, usta yönetmenin uzun zamandır çektiği en etkileyici filmi olarak anılıyor. Film ülkemizde dijital platform Netflix’te 27 Kasım’dan itibaren yayında olacak.

Yazarlarımızdan Merve Kayan, New York Film Festivali’nde izlediği The Irishman hakkında şunları kaleme almıştı:

“Scorsese The Irishman’de, bambaşka sebeplerle izleyiciyi hem önceki filmleri hem de ‘geçmiş’in kendisi üzerine düşündürüyor. İtalyan-Amerikan kimliği, mafya içindeki güç dinamikleri, Katoliklik ve suçluluk gibi meseleler Scorsese için elbette yeni değil. The Irishman, Frank Sheeran isimli mafya tetikçisinin anlattıklarından yola çıkarak Charles Brandt’in yazdığı ‘I Heard You Paint Houses’ isimli kitaptan uyarlanmış. ABD’deki sendika ve organize suç dünyalarının ne kadar iç içe geçtiğini Robert de Niro’nun canlandırdığı Frank Sheeran’a odaklanarak anlatan film, bir huzurevinde başlıyor. Sheeran, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kamyon şoförlüğünden başlayarak yavaş yavaş organize suç basamaklarını tırmanışını aktarıyor seyirciye. Bu, ilk başta herhangi bir ‘geriye dönük’ anlatım gibi dursa da, Robert de Niro’nun teknolojik olarak gençleştirilmiş yüzünü gördüğümüzde film, bir başka zaman çizelgesinde daha ilerlemeye başlıyor. Joe Pesci, Al Pacino ve De Niro’nun oynadığı karakterleri son derece kapsamlı hikâyede yıllar içinde takip ederken, gözlerimiz bir yandan hep yüzlerindeki değişime takılıyor. Perdede Frank Sheeran’ı otuzlarında, kırklarında, ellilerinde izleyip De Niro’nun bu yaşlarda neye benzediğini hatırlamaya çalışıyoruz. Al Pacino’nun gürültülü oyunculuğuyla yüzünün gördüğü işlem daha az fark edilir hâle gelirken, benzer teknolojilerde olduğu gibi buna da hangi hızla alışabileceğimizi sorguluyoruz.

The Irishman’in yaklaşık altmış yılı kapsayan öyküsü gençleştirme teknolojisi kullanılmadan, farklı yaşlarda bambaşka bir kadro ve oyuncu dağılımıyla anlatılabilirdi. Ama karakterlerin baştan sona temsili Scorsese’nin kariyeri boyunca birlikte çalıştığı Robert De Niro ve Joe Pesci, ya da nihayet yolunun kesiştiği Al Pacino’yla mümkün olmayacaktı. Bu anlamda, zamana teknolojiyle yapılan bu müdahale, Scorsese için bir ilham kaynağı. Neyse ki geçmişle kurulan bunca bağlantı, filmi nostaljik yapmaya yetmiyor. Frank Sheeran’ın geçmişi anımsadığı huzurevi, içinde huzurdan çok acı, pişmanlık ve biraz da eski günlere özlemi barındırıyor. The Irishman’de güç meraklısı birtakım adamlar üç buçuk saat boyunca durmadan konuşuyor, kan döküyor ve sonunda en çok birbirlerinin ömrünü yiyorlar. Scorsese ‘şiddeti’ ve ‘erkanı’ belki de geçmişinde hiç yapmadığı kadar romantizmden uzak, mizahı da içine katan bir karanlıkla anlatıyor.”

 

Altyazı’da ayrıca:

Scorsese Yazdı: “Marvel Filmleri Neden Sinema Değil?”

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.