Şu An Okunan
Karantina Söyleşileri #12: Hüseyin Tabak

Karantina Söyleşileri #12: Hüseyin Tabak

Güzelliğin On Par’ Etmez’le Altın Portakal kazanan, Yılmaz Güney belgeseli Çirkin Kral Efsanesi’ne ve son olarak Gipsy Queen‘e (2019) imza atan Hüseyin Tabak, karantina günlerini nasıl geçirdiğini anlatıyor.

Söyleşi: Sinan Yusufoğlu

“Sadece kişisel değişimlerle dünyanın değişebileceğine inanmıyorum.”

Salgın günlerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Bugünlerde daha çok sağlığımı, ailemi, çocuklarımı ve anne babamı düşünüyorum. Birkaç yıl önce böyle bir senaryo yazsaydım kimse inanmazdı. Yeni bir film çekimine başlayacaktım ama onun çekimleri de ertelendi. Bir boşluğa düştüm tabii ki. Ama insan tüm zor şartlara adapte olabilen bir varlık. Her gün senaryom üzerinde çalışıyorum, onun dışında ailemle bol bol vakit geçiriyorum. İnsanlarla bir arada olmanın, görüşmenin ve fikir alışverişi yapmanın ne kadar önemli olduğunu da anladım bu aralar.

“Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi bir söylem de hâkim. Bugünler geçince bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?
İnsanoğlu çok hızlı yaşıyordu. Biraz durmak iyi oldu. Ama uzun soluklu bir değişimin olacağına inanmıyorum. Birkaç yıllık bir süreç bu bence. Değişim olacaksa bunun politik olması gerekiyor. Sadece kişisel değişimlerle dünyanın değişebileceğine inanmıyorum. Bu salgınlar ve felaketler de artacak.

Kişisel olarak neler değişecek hayatınızda?
Zamanı daha iyi değerlendirmeye çalışacağım ve doğayla kurduğum ilişkiye daha çok dikkat edeceğim bu süreçten sonra. Daha az arabaya bineceğim, daha çok yürüyeceğim. Doğanın insanlara verdiği bir ceza bu.

Kapanan sinema salonları, iptal edilen festivaller, dijital platformların yükselişi derken sinemanın geleceğini de konuşur olduk. Özellikle bağımsız sinemanın geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?
Bağımsız sinemayı zor bir dönem bekliyor bence. Bağımsız sinemaların ayakta kalması zorlaşacak. Kültür bakanlıkları sanatçılara ve sinemalara destek olmazsa çok zor bir dönem bekler hepimizi. Ben Almanya’da yaşıyorum. Burada salgın başlar başlamaz, devlet arthouse filmler gösteren sinemalara iki üç aylık kira ve diğer masraflar için destek verdi. 5 bin ile 10 bin avro arasında. İşini kaybeden sanatçılar da başvuru yapmaları koşuluyla aylık masraflarını karşılayacakları desteği alıyorlar. 

Tabii salgın bitince insanlar hemen sinemaya gider mi emin değilim. Çin’de salonlar açıldıktan kısa süre sonra yeniden kapandı. Büyük şirketler vizyona girmeyen filmlerini hemen Amazon gibi dijital platformlara sattılar. 

Festivallerin geleceği ne olacak sorusu da çok önemli. Sanat filmlerinin alanları daralabilir. Gişe filmleri ve dijital platformalar daha çok hız kazanabilir. Cannes ve Venedik’in bu sene olması çok önemli.* Eğer bu sene olmazsa sinema tarihi için tehlikeli bir süreç olabilir.

Rashomon

Bugünlerde vaktiniz nasıl geçiyor? Neler okuyor ve izliyorsunuz? 
Çok film izliyorum. Daha çok eskilere döndüm. Hitchcock’un filmlerini izliyorum. Alain Resnais izledim. Rashomon’u (1950) izledim. Iñárritu’nun ilk filmlerini izledim. Bu aralar ‘Kırmızı Şarap’ isimli bir senaryo yazıyorum. Çalışırken 1950’lerin, 60’ların filmlerine dönmek iyi oldu.

Charles Bukowski’nin kitaplarını okuyamamıştım. Onun romanlarını ve şiirlerini çok sevdim, âşık oldum. İnanılmaz radikal bir tarzı var, Amerika’nın Yılmaz Güney’i gibi. Gabriel García Márquez’in kitaplarını da okumaya başladım. ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ çok etkileyiciydi. Bu karantina günleri, daha çok okumak için iyi oldu.

* Bu söyleşi, Cannes Film Festivali’nin iptal edilmesinden önce yapılmıştır.

© 2013 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.