Şu An Okunan
Banu Sıvacı ile Güvercin Üzerine Söyleşi: ‘Kendi Sığınağında’

Banu Sıvacı ile Güvercin Üzerine Söyleşi: ‘Kendi Sığınağında’

Güvercin, Banu Sıvacı

Prömiyerini 2018 yılında Berlinale’de yapan Güvercin büyümeyi reddeden, yetiştirdiği güvercinlerle kendine bir tür sığınak yaratan bir gencin tutkusuna odaklanıyor. Banu Sıvacı yoğun bir hazırlık sonucu ortaya çıkan ilk uzun metrajının yapım sürecini ve festival yolculuğunu anlatıyor.

Söyleşi: Berke Göl, Aslı Ildır


Bu söyleşi, Altyazı’nın Eylül 2018 tarihli 186. sayısında yayımlanmıştır.


Güvercin (2018), çalışması için abisinden sürekli baskı gören genç Yusuf’un, gündelik hayatın hengâmesinden, çalışma hayatının zorluklarından kaçarak çatıya, güvercinlerinin yanına sığınmasını anlatıyor. Film, bir yandan büyüme sancıları çekerken, bir yandan da toplumun dayattığı “erkeklik” tanımına isyan eden karakterinin her adımını büyük bir şefkatle takip ediyor. Prömiyerini Berlinale’nin Generation 14plus bölümünde yapan, ardından Sofya Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen Güvercin, İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film ödülünü ve son olarak Ankara Film Festivali’nde de yine En İyi İlk Film ödülünü kazandı. Kendi çocukluk anılarından beslenen hikâyesini toplumsal gerçekçi bir üslupla resmeden yönetmen Banu Sıvacı, başrol oyuncusu Kemal Burak Alper’in güvercinlerle ilişki kurmak için nasıl bir süreçten geçtiğini ve bu ilk filmi için giriştikleri detaylı ön çalışmayı anlatıyor. İlk filmini yapmanın zorluklarından ve heyecan verici yanlarından da bahseden yönetmen, Yusuf’un kuşlara olan tutkusuyla kendi sinema tutkusunu birbirine benzetiyor.

Sinemaya başlama hikâyenizi ve ilk uzun metrajınız Güvercin’e uzanan süreci konuşarak başlayabilir miyiz?

Üniversitede resim eğitimi aldım. Okul yıllarımda sinema atölyelerine giderdim. Kısa filmler çekerdik. Video art çalışmaları da yapardım. Temellerin orada atıldığını söyleyebilirim. Küçük fotoğraf makineleriyle ve basit kurgu programlarıyla ilk denemelerimi yapmaya başlamıştım. Görmenin temelleri üzerine düşünmek için resim atölyesi elverişli bir ortamdı. Özellikle o dönemde hocalarımın önerdiği kitapların, filmlerin, atölyede gerçekleştirdiğimiz sohbetlerin üzerimde etkisi büyüktür.

Zamanla disiplinlerarası ve kolektif çalışabileceğim bir alan olan sinemaya ilgim arttı. Bu konuda ailemle çok mücadele ettim. Tipik hikâye, bavulumu aldım ve cebimde bir kısa filmden aldığım ödül parasıyla kalktım İstanbul’a geldim. İlk kez ailemden uzaktım ve tek motivasyonum sinemaydı. Önce biraz süründüm elbette, basit işler ve sabır isteyen bir senelik bekleme süresi. Çok film izledim, kitaplar okudum. Sonra setlerde çalışmaya başladım. Asistanlık ve sonra yardımcı yönetmenlik yaptım. Uzun bir süreçti. Bu arada Güvercin’in senaryosu gelişti, yavaş yavaş bir ekip olduk. Önce Kemal’le (Kemal Burak Alper), sonra da yapımcım ve kurgucum Mesut Ulutaş ve görüntü yönetmenim Arda Yıldıran’la bir araya geldik. Birlikte filmin üzerine düşünmeye başladık.

Güvercin

Güvercin’in çıkış noktası neydi? Öncelikle Yusuf karakteri mi şekillendi, yoksa Adana’nın güvercin yetiştiriciliği kültürü üzerine bir film yapma fikrinden mi hareket ettiniz?

Güvercin’i doğduğum mahallede çektim. Çocuk denecek yaştayken oradan ayrılmış olsam da o yıllar detaylarıyla hatıralarımdaydı. 90’larda çocuk olmanın hakkını verdiğimi söyleyebilirim. Sürekli sokaktaydık. Çatılarda güvercin besleyen insanları o zaman tanımıştım. Çoğunlukla bütün günlerini kuşlarla geçirirlerdi. Beklentilerin, hayallerin ekonomik engellere yenik düştüğü mahallelerde bu tip tutkular daha yaygın oluyor. Özellikle üst komşumuzun oğlunu hep yalnız ve insanlardan kopuk bir şekilde kuşlarıyla ilgilenirken görürdüm. Ailesiyle de arası pek iyi değildi. Yusuf bu hatıralarımın içinde oluştu. Elbette filmi çekmeye karar verdikten sonra güvercin besleyen başka insanlarla tanışıp hikâyelerini dinledim. Filmde geçen birçok olay, bu hikâyelerden izler taşıyor.

Yusuf kendini toplumdan uzak tutmaya çalışan, kendi sığınağını oluşturan bir genç. Yeryüzündeki hiçbir şeyi yeterince önemli bulmuyor. İnsan olarak doğduğu hayata, erkek olarak devam etmeye zorlanıyor ve buna karşı koyuyor. Çünkü sevgi dolu. Tanıdığım bazı kuşçular da böyleydi, herkesten farklılardı.

Çocukluğumda tanıdığım kuşçuların çoğu da toplumdan uzak durmak için özel bir çaba harcardı. Çünkü sırtlarına yüklenen bazı sorumluluklar onlara ağır gelirdi. Kuşlar, onlar için yüzlerini gerçek hayattan çevirebildikleri başka bir yöndü, hayatlarının kabul etmesi zor gerçekleriyle aralarına koydukları bir mesafeydi.

Filmde güvercinler, toplum tarafından kabul görmemiş her türlü tutkuyu temsil ediyor. Aynı şey sinema için de geçerli. Sinemayı –ya da sanatın diğer alanlarını– tutku edinmiş çoğu insan, çevresi tarafından daha sıradan bir uğraş edinmesi yönünde baskı görmüştür.

Güvercin

Yusuf’u canlandıran Kemal Burak Alper yüzüyle, duruşuyla, tavırlarıyla filmin duygusuna çok şey katıyor. Başrolü genç oyuncuya teslim etmeye nasıl karar verdiniz? Alper’in güvercinlerle ilişkisinin kurulması için nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Güvercin’i sekiz yıl kadar önce bir kısa film olarak tasarlamıştım. Bu kısa filmde oynaması için bir oyuncu ararken tiyatro bölümünde oynanan bir oyunda Kemal’i izledim. Yüzü, ifadesi, sesi beni çok etkilemişti. O anda Yusuf’u Kemal’in oynamasını çok istedim. Oyunun çıkışında yanına gittim ve planlarımı ona anlattım. Bir kısa filmde oynamak fikri Kemal’in çok hoşuna gitti ve ilk çalışmalara başladık. Süreç geliştikçe Güvercin’in atmosferinin ve öyküsünün daha uzun bir süreye uygun olduğuna karar verdik ve kısa film yerine bir demo film çektik. Sonra, az önce anlattığım İstanbul’a gelme süreci gelişti. Kemal uzun süre, benim film için gelişme ve fonlara başvurma sürecimi bekledi ama her zaman Yusuf için hazırdı. Altı yıl boyunca ara ara bir araya gelip Güvercin hakkında konuştuk.

Filmi çekeceğimiz kesinleştiğinde Kemal kuşçularla ve kuşlarla vakit geçirmeye başladı. Gerçek kuşçulardan kuş bakımını ve kuş uçurmayı öğrendi. Kilo verdi. En önemlisi Yusuf karakterinin elleriyle büyüttüğü Maverdi’yi Kemal gerçekten kendi büyüttü. Maverdi annesinden ayrıldıktan sonra henüz yavru sayılırken, Kemal onu evine aldı ve birlikte vakit geçirmeye başladılar. Filmdeki doğal ilişkilerini buna borçluyuz.

Kuşların yer aldığı sahnelerin çekimleri konusunda nasıl bir hazırlık süreci oldu?

Kemal’in yaşadığı hazırlık sürecinin bir benzerinden ben de geçtim. Uzun süre kuşçularla vakit geçirdim, onlardan kuşları dinledim. Gündelik konuşmalarını, tutkularının sebeplerini öğrenmeye çalıştım. Sosyal medyada da kuşçu sayfalarından insanlarla konuştum. Her detay önemliydi. Ama filmin asıl meselesi güvercinler değil, bir gencin alışılmadık tutkusunun büyüme sürecinde ona yaşattıklarıydı elbette.

Bir film gerçekçi olmak zorunda değildir ama inandırıcı olmalıdır, bu yüzden uzun bir çalışma ve hazırlık süreci ister. Bir süre sonra bu gezilerime görüntü yönetmenim Arda Yıldıran ve sanat yönetmenim Tuğba Gül Poyraz da dahil oldu. Güvercinleri kadrajda tutmak çok zor. Korkak hayvanlar. Önceden onları ekibe ve kameraya alıştırmasaydık büyük ihtimalle ekip çatıya çıktığı an hepsi kaçacaktı. Bizim kuşlarıyla çalışmamıza izin veren ve kuşlarını canı gibi seven Mehmet Kazozcu ve Erhan Girmez’e de teşekkür borçluyum. Sahnelerin çoğu için uzun uzun beklememiz, sabretmemiz ve tekrarlar almamız gerekti. Buna değdiğini düşünüyorum.

Güvercin

Filmlerde hayvanlarla çalışılırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

İnsanların özgür iradesi vardır. Bir film için bir oyuncu ya da çalışan kendini psikolojik veya fiziksel anlamda strese sokmayı seçebilir. Sinema insanlar içindir. Fakat hayvanlar ve bitkiler bunu seçemez. Ne bir film ne de başka bir proje için hayvanların uyutulması, uyuşturulması, sersemletilmesi kabul edilemez. Benim için bir hayvan acı çekecekse o sahne iptal olmalıdır veya dijital çözümler bulunmalıdır. Çekimler sırasında veterinerimiz, bazı sahneler için ön plana çıkan kuşları hiçbir ilaç kullanmadan sakinleştirmeme yardımcı oldu. Özellikle Maverdi’yi biraz okşamak, sevmek zaten sakince durmasına yetiyordu. Bunun dışında birkaç sahnede kurgu hilesi ve hızlandırma tekniği kullandık. Dünyada ve Türkiye’de birçok yönetmen hayvanlar ve bitkiler konusunda hassas davranmıyor. Umarım zamanla bu konuda daha çok teknolojik çözüm bulunur ve hayvanlar hiçbir zarar görmeden sinemada yer bulurlar.

Güvercin besleme kültürünün çok kişisel bir boyutu var, Yusuf’la benzer bir tutkuyu paylaşan pek çok insan olduğunu görüyoruz. Diğer yandan bu işin ekonomik bir boyutu da var, güvercinlerle bir tür mülkiyet ilişkisi kuruluyor. Bu kültüre dair neler gözlemleriniz, deneyimleriniz neler?

Aslında bu benim işin pek sevmediğim kısmı. Ama özellikle Adana’da gözlemlediğim kadarıyla bu, hayvan dövüşleri gibi hayvanların zarar gördüğü bir alışveriş değil. Kuşçuların en büyük tutkularından birisi kendi kuşlarıyla gökyüzünde serbest kalmış başka bir yabancı kuşu yakalamak. Bazı kuşların değeri çok yüksek. Kuşçuların çoğu kuşlarına evladı gibi bakıyor. Güvercinler yaşam alanlarına ve sahiplerine o kadar düşkün ki, kilometrelerce uzaktan evlerine geri dönüyorlar. Kuşçular, yetiştirdikleri yetenekli kuşlardan para da kazanıyorlar. İşin böyle bir yönü olmasından hoşlanmasam da şimdiye kadar zarar gören bir kuş da görmedim.

Güvercin, son dönemde izlediğimiz Benim Varoş Hikâyem (2017) belgeseli ve Sıfır Bir (2016- ) dizisi gibi Adana’yı mesken tutuyor. Bölgenin kendine has kültürünün, gündelik hayatına dair ayrıntıların temsil edilme biçimi açısından aralarında nasıl bir akrabalık ya da farklılık görüyorsunuz?

Güvercin’in Adana’da çekilmesinin sebebi, benim oraları iyi bilmem. Coğrafyaya hâkimim. Sebebi yalnızca buydu, maksadım bir Adana filmi çekmek değildi. Çok daha evrensel bir öyküm olduğunu düşünüyorum. Bu yaşananlar dünya üzerinde ekonomik sınıf ayrımları yaşayan her yerde kendini gösteriyor. Yaşam kimileri için bir mücadeleden ibaret. Babasının ölümü ve yalnızlığı, Yusuf’un bir şekilde işlenmemiş, dokunulmamış ve saf kalmasına neden oluyor. Tam da bu noktada kuşlar, daha önce de dediğim gibi hayatla kendi arasına koyduğu bir mesafe oluyor. Bahsettiğiniz iki projeyi de biliyorum. Benim Varoş Hikâyem’i oldukça beğenmiştim. Sekiz yıl kadar önce demoyu internet ortamında paylaştığımızda Adana’da bu kadar çok çalışma yapılmıyordu. Her geçen gün sayının çoğalması mutluluk verici.

Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan Güvercin’in ödüllerle dolu festival yolculuğu hakkında neler söylemek istersiniz?

Genellikle seyirciyle buluşmayı başarabildiğimiz çok az platformdan biri de festivaller. Ödüllerle dönebilmek güzel ama ilk filmini çeken birçok yönetmen gibi beni en çok heyecanlandıran anlar seyirci karşısına çıktığımız ve onlardan karşılık alabildiğimiz anlardı. Seyirci tepkileri bazen bütün ödüllerden kıymetli oluyor. Berlin Film Festivali’nin Generation bölümünde Kristal Ayı ödülüne aday olmamızın yanı sıra, festival genelinde en iyi ilk filme aday gösterilmek bizim için büyük bir heyecandı. Özellikle Türkiye’de bile çok bilinmeyen bazı yerel detayları orada seyirciyle buluşturmaktan dolayı mutluyuz. Berlin seyircisi sinemaya inanılmaz ilgili, gösterimlerde genellikle tüm salon doluyor ve soru cevap sırasında insanlardan çok güzel yorumlar geliyor. Filmin onlara ulaştığını, bir şeyler hissettirdiğini görmek çok güzeldi bizim için.


Güvercin, BluTV’de izlenebiliyor.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.