Şu An Okunan
Direnerek Var Olmak: Sinema Tarihinden 8 Kuir Film

Direnerek Var Olmak: Sinema Tarihinden 8 Kuir Film

Onur Haftası’nın bu yılki teması olan direnişi, sinema tarihinin kuir filmlerinde arıyoruz. Altyazı olarak sekiz değerli isme kişisel mücadelelerinde değer verdikleri, onlara direniş ve var oluş ilhamı veren filmleri sorduk.

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası bu yıl -yasaklara, yaratılan baskı ve saldırı ortamına rağmen- direniş temasıyla düzenleniyor. Tüm haftaya yayılan etkinliklerle kutlanan, kuir var oluşun her yönünün ve her renginin sesini yükselttiği bu haftada biz de Altyazı olarak yüzümüzü her zaman olduğu gibi dayanışmaya ve sinemaya dönüyoruz. 

Bu yılki temanın direniş olmasından hareketle sekiz değerli isme aşağıdaki soruyu ilettik:

“Size mücadelenizde güç ve ilham veren, direnişi ya da dayanışmayı odağına alan bir kuir/LGBTİ+ filmini seçip bu filmin sizin açınızdan neden önemli olduğuna, kişisel tarihinizde nasıl bir yerde durduğuna dair 2-3 cümle yazmak ister misiniz?”

Aykan Safoğlu, Burçin Tetik, Haziran Düzkan, Metin Akdemir, Seçil Epik, Umur Çağın Taş, Ümit Ünal, Yiğit Karaahmet’in sorumuza cevapları ve seçimleriyle sinema tarihinde kişisel bir yolculuğa çıkıyor ve direnişin izlerini filmlerde arıyoruz.


Antonia’nın Yazgısı / Antonia

Yön: Marleen Gorris

Antonia

Antonia’nın Yazgısı (1995), İkinci Dünya Savaşı sonrası doğup büyüdüğü kasabaya dönen bekar anne Antonia’nın, kızı ile birlikte kurduğu anaerkil komünü anlatır. Antonia, son derece bağnaz bir kasabanın zulüm gören tüm ötekilerini, delileri, sakatları, kendisi gibi günahkâr anneleri ve aforoz edilenleri yanına toplayarak, on yıllardır süregelen, Nazizmi mümkün kılmış bir düzene kardeşlik ve aşkla kafa tutar. Haz kutsanır, acı hafife alınmaz ve en büyük başarı da zamanın karanlığına direnmektir. Ne yaşamın kusursuz olması beklenir ne de insanların; Antonia’nın soyu, başka bir dünyayı tasavvur etmez, onu kurar ve yaşar. Utanç ve dışlanmayla baskılananlar, sevgi ve dayanışmayla insanlık onurlarını kazanır ve hayat coşkulu bir direnişe dönüşür. Haziran Düzkan


But I’m a Cheerleader

Yön: Jamie Babbit

But I'm a Cheerleader

1999 yapımı But I’m a Cheerleader neşeli bir ergenlik anlatısı. Ailesi tarafından vejetaryen olması(!) gibi nedenlerle lezbiyen olduğu düşünülerek “düzelmesi” için kampa yollanan 17 yaşındaki Megan, bir oda dolusu lezbiyen kadının arasında nasıl kendini keşfeder? Filmi yeni izlesem de tam ergenlik dönemimde geçmesi ve Natasha Lyonne, Michelle Williams ve Clea DuVall gibi ergenliğimde gönül bağım olan kadınları böyle bir işte görmek bende iyileştirici bir etki yarattı. Acılı bir hikâye yerine tercih ettiği pastel renkli evreni, camp‘e kaçan abartılı karakterleri ve cinsiyet rolleriyle her daim dalga geçişi yetişkinliğimden ergenliğime bir kucaklama oldu. Burçin Tetik


Cahil Periler / Le Fate Ignoranti

Yön: Ferzan Özpetek

Cahil Periler

Daha önce başka yazılarımda da söz etmiş olsam da listeye Ferzan Özpetek’in 2001 yapımı Cahil Periler filminin girmesini 15 yaşındaki Seçil’e borçluymuşum gibi geliyor. Sinemada tek başıma izlediğim bu film bana ilk kez başka bir dünyanın kapısını aralamıştı. Bugünden geriye dönüp baktığımda Cahil Periler’in bana verdiği neydi daha iyi anlıyorum: Sonsuz bir ihtimaller dünyası. HIV ile yaşamanın anlamını, bir trans kadının on yıldır ziyaret etmediği ailesinin yanına ‘kendisi’ olarak gitmekteki kaygılarını, aşkın ve arzunun akışkanlığını görmek bana böyle bir hayatın da mümkün olduğunu göstermişti. Elindeki seçeneklerin büyüyüp heteroseksüel, evli ve çocuklu bir yetişkin olmaktan fazlası olduğunu keşfeden her ergen gibi içim aynı anda heyecan, umut ve endişeyle dolmuştu. Kendime ve tüm dünyaya açılabildikten sonra da o umut ve heyecan, yaşadığım her karşılaşmada oradaydı. Endişeye gelince, kendin olarak var olmak endişesinden eser kalmadı, onun yerini amasız, fakatsız kendin olabilmenin onuru aldı. Cahil Periler bana upuzun masalarda belki zorluklar içinde ama hep kendin olarak da var olabilmenin mümkün olduğunu gösteren ilk filmdi. Seçil Epik


İntikamcı Lezbiyenler Ateşi de Yutarlar / The Lesbian Avengers Eat Fire, Too

Yön: Janet Baus, Su Friedrich

The Lesbian Avengers Eat Fire, Too

 “Ateş bizi tüketmeyecek. Onu içimize alıp bizim yapacağız!”

1992 yılının New York’unda İntikamcı Lezbiyenler olarak örgütlenen bir grup kuir, o dönem birçok kuirin diri diri yakılmasından sonra bir dizi eylem gerçekleştirir. “Sizin bizi yakmak istediğiniz ateşi biz yutarız,” diyen kadınlar direnişin ateşini içlerinde devam ettirirler. Yönetmenliğini Janet Baus ve Su Friedrich’in üstlendiği 1993 yapımı belgesel İntikamcı Lezbiyenler Ateşi de Yutarlar da bu eylemlerin kayıtlarını bir araya getirir. Aktivizmin sınırlarının daraldığı bu günlerden otuz yıl önce lezbiyenlerin yuttuğu ateş, benim arada umutsuzluğa kapılan ruhumu yeniden ateşliyor. Feminist ve kuir hareketin birleşmesi, ortaklıklar ve kesişimsellik kurması artık beni/bizi yakmak isteyen ateşten beni koruyor. Metin Akdemir


News From Home

Yön: Chantal Akerman

News from Home

News from Home (1976), New York’ta kendisine bir hayat kurmaya çalışan Chantal Akerman‘ın, biyolojik ailesiyle, daha çok annesiyle zihninde giriştiği bir diyalog gibidir. Annesinin gönderdiği mektupları analog şehir görüntülerinin üzerine okurken sadece yokluğun, yalnızlığın ve hasretin üstesinden gelmekle kalmaz; tarihle ve şimdiyle de hesaplaşır. New York yoksul ama güzeldir, Chantal bu şehirden büyülenmiştir. Annesinin dön ısrarına direnmeye kararlı ve ketumdur. Her meraklı planında annesine değil belki ama izleyiciye tüm kalbiyle açılır sanki. Akerman’ın dolaylı olduğu kadar istikrarlı bu eyleyişi, hepimizin ısrarından tanıdığımız bir açılma hikâyesi gibi gelir bana. Anneden ödünç sözlerle; güzelliğinde direngen, arzusunda dürüst… Aykan Safoğlu


Nighthawks

Yön: Ron Peck

Nighthawks

Anaakımda yıllarca öcüleştirilmiş ya da yalnızca kuir tarihin dramatik dönemeçlerinde gözlenerek gerçeklikten koparılmış bir kalabalığa ait olunca, insan kendine benzer bir hayat süren kahramanları arıyor ister istemez. Eşcinsel ve bekâr bir erkeğin şaşasız hayatını olduğu gibi anlatan Nighthawks (1978), o temsiliyetin ikamet ettiği ev işte. İzimi kaybettikçe, çoğunluktan ayrı düştükçe, neyi aradığımı unuttukça kapısını aşındırdığım bir yuva. Yalnızca bağıra çağıra değil, bazen yalnızca var olarak direndiğimizi hatırlatırken de tek bir şey fısıldıyor kulağıma: Bu sonu gelmeyen koşturma inan ki geçerli ve en az senin kadar değerli, lubunya. Umur Çağın Taş


Onur / Pride

Yön: Matthew Warchus

Yaşanmış bir hikâyeden esinlenen Onur (2014) filmini ilk seyrettiğimde çok heyecanlanmıştım. 1984’te Thatcher’a karşı büyük direniş başlatan madenciler ve aileleri, yanlarında destekçi olarak gay aktivistleri buluyorlar. Ülkemizde resmî dilde “LGBT örgütü” gibi laflar icat edilen şu günlerde, bu film dünyanın her yerinde baskıcı rejimlerin neden eşcinsellerden korktuğunu çok güzel özetliyor. Her açıdan farklı olsalar da ezilenlerin bir direniş çatısında buluşurlarsa neler başaracaklarını gösteriyor. Umut verici bir film. Ümit Ünal


Vahşi / Sauvage 

Yön: Camille Vidal-Naquet

Sauvage, Vahşi

Vahşi (2018), direniş temasını beden üstünden anlatır bana kalırsa. Bir erkek seks işçisi olan başkarakteri, müşterilerinin taleplerini gerçekleştirirken bir yandan da aşkı ve ait olmayı arar durur. Bu arayışı onu bazı geceler yaşlı müşterileriyle sohbet edip sarılıp uyumaya, bazen de sevgililerle katıldığı grup seks partilerinde devasa dildolarla ‘nasıl olacağını asla anlamadığımız’ şekilde bedeninin sınırlarını genişletmeye götürür. Bunları yaparken sığındığı tek şey ise Tennessee Williams’ın da dediği gibi ‘yabancıların nezaketidir’ aslında. Film açıldıkça başkarakterin aslında bir yere ait olduğunu anlarız. Diğer fahişeler, punklar, göçmenler, meth bağımlıları, sokaklardır onun seçilmiş ailesi. Her şeyin sonunda Vahşi çağımızın o dev mitini, ‘zengin bir sevgili bulup medeni bir Batı ülkesine taşınma’ hayalini yerle bir etmeyi tercih eder. Tüm bu temaları ve nefis kulüp sahneleriyle sadece LGBTİ+ türünde değil tüm sinema filmleri arasında benim en sevdiklerim arasındadır. Yiğit Karaahmet


Onur Haftası etkinlikleriyle ilgili detaylı bilgi edinmek için tıklayın.

© 2013-2022 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sepetim
Your cart is empty.

Looks like you haven't made a choice yet.