Şu An Okunan
Deniz Tezuysal’la Bonkis Üzerine Söyleşi

Deniz Tezuysal’la Bonkis Üzerine Söyleşi

BluTV özel yapımı olan Bonkis dizisinin odak noktasında kafe işleten otuzlu yaşlarındaki Deniz’in geçim derdi, kendine bir yol çizme çabası, ailesiyle ilişkileri ve duygusal hayatı var. Senarist ve başrol oyuncusu Deniz Tezuysal’a göre dizi, arada kalmış bir kuşağın hâletiruhiyesini yansıtıyor.

Söyleşi: Berke Göl

Deniz’in işlettiği kafe sinek avlıyor. Menajerlik yapan can dostu Ilgın dışında en yakın arkadaşları, kafenin çalışanları. Onu eski sevgilisinin nişanına davet eden, o günün doğum günü olduğunu bile hatırlamayan bir anne babası var. Hayatın önüne çıkardığı zorluklarla nasıl baş edeceğini bilemeyen, biraz saf, biraz inatçı ama iyi niyetli bir karakter etrafında kurulu olan Bonkis günümüzün kentli orta sınıf sınıfı etrafında şekillenen, mizah dozu yüksek bir hikâye anlatıyor. Adını Kar’la (2017) duyuran Emre Erdoğdu’nun yönettiği mini dizide, başroldeki Deniz Tezuysal’a Vildan Atasever, Sergen Deveci ve Öykü Naz Altay gibi isimler eşlik ediyor. Bonkis’in yaratıcısı ve senaristi Deniz Tezuysal diziyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Bonkis’in ortaya çıkış sürecini kısaca anlatır mısınız? Kendi kafe işletme deneyiminizin bir hikâyeye dönüşmesi, ardından formatın şekillenmesi ve senaryonun yazılması nasıl oldu?

Bonkis’in hikâyesi, kafede boş oturup müşteri beklediğimiz nice anlardan birinde, yaşadıklarımı kâğıda dökme isteği hissetmemle ortaya çıktı. Belki de hayatımın sıkışık bir dönemiydi, kalem kâğıda çok ihtiyaç hissediyordum. Ama asla aklımdan geçen şey senaryo yazmak olmamıştı. Bu hikâyeyi senaryolaştırmamı söyleyen, hattâ beni senaryo yazma konusunda “zorlayan” arkadaşım Bartu (Küçükçağlayan) olmasa böyle bir senaryo hiç olmayacaktı muhtemelen. Bir gün gelip dükkânda iPad’imi aldı, celtx programını kurdu, örnek senaryolar getirdi ve çalışmaya başla dedi. Hattâ o sene doğum günümde bana Master Class’tan senaryo yazma dersleri hediye etti. Hahah, bu teşvik değilse nedir bilmiyorum.

Mimarlık ve kafe işletmeciliğinin ardından bu yeni maceraya atılırken karşınıza ne gibi zorluklar çıktı?

Aslında bunlar planlı alınmış kararlar değil. Daha çok içimden o an ne gelirse onu yapmaya çalışarak yaşıyorum. Senaryo dünyasına girip orda vakit geçirdikten sonra bunun benim için ne kadar eğlenceli ve doğru olabileceğini hissettim. Tamamen histi başta. Sonra üzerine gittim ve başarılı olabileceğimi fark ettim. Fakat senaryo yazmaktan zor bir şey varsa, o da o senaryoyu bir yere kabul ettirebilmek. Burada bir sürü farklı talep ve engelle savaşmanız gerekiyor. Bir “nobody” olarak –etrafınızdaki insanlar size inansa ve sizi desteklese bile– ilk işinizi birilerine onaylatmak çok çok zor bir süreç. Çok emek ve çaba sarf ettim. Sanırım inadım sayesinde başardım.

Bonkis

Emre Erdoğdu’nun yönetmenliği üstlenmesine nasıl karar verildi? Erdoğdu’yla çalışma deneyiminiz nasıldı? Yönetmenin projeye kendi vizyonunu getirmesine ne kadar açıktınız?

Emre’yi bana BluTV önerdi. Ben bunu duyduğumda çoktan senaryolar Emre’ye gönderilmişti, ödüm koptu ya kabul etmezse diye! Çok idealist ve kararlı bir insandır Emre, kolay kolay beğenmez. Neyse, Bonkis’i okur okumaz geri dönüş yapıyor ve “bunu ben çekmek istiyorum” diyor. Sonra tanıştık, birbirimizin belki de uzun yıllar sonra bulduğu en iyi arkadaşları olduk. Her aşamasını birlikte düşündük, çok eğlendik, çok motive olduk, mutlu mesut çalıştık. Emre’nin vizyonunu getirmesine sonuna kadar açıktım, sonuçta biz bu yola beraber çıktık. Ama Emre hep minimum dokunuşlar yapmayı tercih etti, onun kafası eser sahibine müdahale etmeye yönelik değil, aksine onu korumaya yönelik çalışıyor.

Bonkis günümüzde otuzlu yaşlarını süren kuşağın ekonomik güvencesizliğine ve hayatta yönünü çizme konusunda düştüğü kararsızlıklara dair pek çok ayrıntı barındırıyor. Siz de diziyi ve Deniz karakterini Türkiye’deki bu kuşağın yansıması olarak görüyor musunuz? Yoksa Bonkis daha evrensel bir gençlik durumunun temsili mi size göre?

80-90 arası doğan biz arada kalmışlar kuşağını iyi yansıttığını düşünüyorum. Evrensellik konusunda bir şey diyemiyorum çünkü bence Bonkis’in daha lokal kaygıları var. “Ayıp” meselesine takıldığı noktalar var mesela, bunu Türkiye’de yaşamayan başka insanların anlaması zor. Her şeyi yapıyorlar ama hep bir soru işareti var kafalarında, “ayıp değil mi? Ayıp mı?” gibi. Bu sanırım bize has bir durum…

Ben genelde en kötü, en travmatik olaylarla bile gülerek ve dalga geçerek başa çıkabilen bir insanım.

Deniz’in ailesiyle, arkadaşlarıyla, erkeklerle ilişkilerinde bir yandan belirgin bir boşvermişlik, bir yandan da bazı şeyleri bir türlü becerememe hâli var. Aslında dramatik tarafı da yoğun olabilecek bir hikâyeden mizah boyutu ağır basan bir dizi çıkarıyorsunuz. Bu mizah/dram dengesini tutturmak açısından nelere dikkat ettiniz?

Bu tamamen benim kalemimden kaynaklanıyor. Ben genelde en kötü, en travmatik olaylarla bile gülerek ve dalga geçerek başa çıkabilen bir insanım. Bu bir yaşam tarzı ya da koruma mekanizması sanırım, bu da kalemime bu şekilde yansıyor işte…

Son dönemde Girls, Fleabag ve I Hate Suzie. gibi yaratıcı/senaryo yazarının aynı zamanda başrol oyuncusu olarak karşımıza çıktığı, dünya karşısında zorlu bir mücadele veren genç kadın karakterlere odaklanan çeşitli diziler izledik. Bakış açısı ve yaklaşım anlamında Bonkis’in ilham kaynakları arasında sayabileceğiniz filmler ve diziler neler?

Tüm kadın yazar/oyuncuları takip etmeye çalışıyorum. Fleabag’i ilk izlediğimde –onu da Bartu söylemişti aç şunu bir izle diye– Bonkis’in ilk sezonunu bitirmek üzereydim. Dünyam aydınlandı, oha dedim kendi kendime, sanırım bu kadar etkilendiğim ilk kadın işi oydu. Sonra Parks and Recreation’ı çok sevdim, Veep’i de (Julia Louis-Dreyfus’a âşığım diyebilirim). Film olarak da Frances Ha (2012), ilham kaynaklarım arasına rahatlıkla girer.

Bonkis

Bonkis’le ilgili ilk yorumlar, görüşler beklentilerinizi karşıladı mı? Sizi en çok sevindiren ya da şaşırtan yorumlar neler oldu?

Bu kadar olumlu ve sevgi dolu mesajlar alacağımı asla tahmin etmiyordum. Herkes “Deniz’in kankası olmak istiyorum” diye mesaj atıyor şu sıralar. Ben Deniz karakterini yaratırken, ânında âşık olunabilecek, hemen çok sevilecek bir karakter yaratmadığımı düşünüyordum. Deniz’i insanlar yavaş yavaş sevecek diyordum hep. Fakat sanırım yanıldım, izleyen çoğu kişi sevmiş gibi gözüküyor. Sadece Deniz’den bahsetmiyorum, aslında onun dünyasından, arkadaşlarından, Ilgın (Vildan Atasever), Eylül (Öykü Naz Altay) ve Özberk’ten (Sergen Deveci) de bahsediyorum. Hepsi çok hızlı şekilde sevildiler, çok mutluyum. Umarım kalan dört bölümü izledikten sonra da bu şekilde pozitif yorumlar almaya devam ederiz. Teşekkür!!!


Bonkis BluTV’de yayında.

© 2013-2020 Altyazı Aylık Sinema Dergisi / Altyazi.net'in içeriği dergi yönetiminden ve yazarlardan izin alınmaksızın kullanılamaz.